Konu:2 Mayıs 1999'da Mecliste Yemin Töreninde Yaşanan Olaylara İlişkin Gündem Dışı Konuşması
Yasama Yılı:1
Birleşim:83
Tarih:02/05/2016


2 Mayıs 1999'da Mecliste yemin töreninde yaşanan olaylara ilişkin gündem dışı konuşması
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; takvimler 2 Mayıs 1999'u gösteriyor, Meclis Genel Kurulunda yemin etmek üzere milletvekilleri tek tek isimleri okununca kürsüde yerlerini alıyor ve İstanbul 1'inci bölgeden seçilen milletvekili, başörtülü milletvekili Merve Kavakcı da Genel Kurulda yerini alıyor ve birdenbire ortalık karışıyor. Dönemin Başbakanı, Hükûmet Başkanı sıfatıyla söz istiyor, DSP'li milletvekilleri alkışlıyor ve bir siyasi linç kampanyasının startı Sayın Başbakanın emriyle veriliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi 21'inci Dönem Birinci Yasama Yılı 1'inci Birleşimi tutanaklarından okuyorum, Sayın Başbakan şöyle konuşmaya başlıyor: "Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de hanımların giyim kuşamına, başörtüsüne, özel yaşamlarında hiç kimse karışmıyor; ancak, burası hiç kimsenin özel yaşam mekânı değildir, burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar, devletin kurallarına, geleneklerine uymak zorundadır. Burası devlete meydan okunacak yer değildir." diyor. Akabinde de, zihnimizde nakşedilen o üzücü cümle: "Lütfen bu kadına haddini bildirin!" "Lütfen bu kadına haddini bildirin! Lütfen bu kadına haddini bildirin!" cümlesi -bende 2 kere fazladan yankı yaptı- bu cümle zikrediliyor ve bu emirle beraber o kadın milletvekiline benim gibi oy verenler, onu destekleyenler, kadınlar, başörtülü kadınlar, erkekler, hepsine, onun şahsında hadleri çok iyi bildiriliyor. Dönemin Cumhurbaşkanı, Kavakcı ailesini çok yakından tanımasına rağmen, "ajan provokatör" diyor. Aradan seneler geçiyor, zikrettiği belgeler hiçbir zaman ortaya çıkmıyor.

Bir kadına haddi nasıl bildirilir, bütün Türkiye gayet iyi görüyor. Kimseye uygulanmayan bir kanun cımbızla çekilip çıkartılıyor, uygulanıyor, Kavakcı vatandaşlıktan çıkartılıyor. Dönemin medyası çok güzel emri yerine getiriyor ve linç kampanyasında önemli yer alıyor. Yalan haberler, sayfalarca iftiralar, yalan haberler, bir kadına haddi nasıl bildirilir, onun ailesine nasıl haddi bildirilir, hepimiz görüyoruz. Tacizlerle basın mensupları had bildirme kampanyasında vazifesini yapıyor. Yasak olmasına rağmen, dönemin bakanlarının eşleri ve hanımefendiler, Meclis bahçesinde, "Türkiye laiktir, laik kalacak!" sloganlarıyla protesto yapıyor. Yargı gerekli desteği veriyor ve birçok dava da aleyhte sonuçlanıyor.

Tabii, Kavakcı'ya haddini bildirmek yetmez, herkes haddini bilmeli, çocuklarına da haddi bildirilmeli. Okulda 2 küçük kız, arkadaşlarına yuhalatılıyor ve "Türkiye laiktir, laik kalacak." sözleriyle haftalarca evin önünden geçen çocuklar arkadaşlarını yuhalıyor, bunlar yaşanıyor. Tabii, bu da yetmez, kapısına başsavcı dayanıyor. Gözaltına almak istiyor; önce canlı yayın araçlarına haber veriyor, sonradan kendisi geliyor. Tabii, dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı bunu fazla buluyor -sanki kadına hiçbir haksızlık yapılmamış gibi- o anda Kavakcı'ya sahip çıkıyorlar.

2 Mayıs 1999'dan bugüne çok şey değişti; şartlar değişti, saflar değişti, demokratikleşme alanında çok büyük adımlar atıldı. Türkiye'de ancak 7 Haziran seçimlerinden sonra, 23 Haziran 2015'te başörtülü milletvekilleri de, başörtülü olmayan ve erkek milletvekilleriyle beraber hizmet hakkı edinebildiler. Allah bu çağ dışı yasağın kalkmasında emeği olan herkesten, başta Sayın Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve diğer partilerden, herkesten razı olsun.

Tabii, Müslüman, inanan "keşke" demez ama keşke rahmetli anneannem de bugünleri görseydi; kendi yaşadığı, kızının yaşadığı, torununun yaşadığı yasağın çözülmüş olduğu günleri görseydi. İnşallah, kimse böyle haksızlıklar yaşamasın ve ayrımcılık tamamen kalksın.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)