Konu:Eğitim ve öğretim faaliyetlerinin niteliğini düşürdüğü ve çocuklara yönelik istismar vakalarının artmasına neden olduğu iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergenin (11/8) ön görüşmesi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:77
Tarih:21/04/2016


Eğitim ve öğretim faaliyetlerinin niteliğini düşürdüğü ve çocuklara yönelik istismar vakalarının artmasına neden olduğu iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergenin (11/8) ön görüşmesi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA LALE KARABIYIK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çocuklara yönelik istismar vakalarının artmasına neden olduğu iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği gensoru önergesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle sevgili çocuklar, değerli vatandaşlar; 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nızı en içten duygularımla kutluyorum, yıllar boyu coşkuyla kutlamaya devam edeceğimizi de bir kez daha yineliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim politikamız çağdaş, bilimsel, laik eğitim normlarından uzaklaşmış ve evrilmiştir. Aslında, bakarsanız, bir eğitim politikamız var mıdır, ben çok net bilmiyorum. Bu anlayışla vakıf, dernek ve cemaatler eğitim sisteminde etkin rol almaya başladılar. Şu anda, Millî Eğitim Bakanlığının çeşitli kurumlarla -aldığımız bilgiye göre- bilinen 231 protokolü vardır. Siyasi iktidar tarafından desteklenen vakıflar millî eğitimin yerine geçmeye çalışıyor, farklı roller üstleniyorlar, hem ortaöğretim ve yükseköğretim düzeyinde yurtlar açıyorlar hem de yasal olmayan ilkokul düzeyinde yurtlar açılıyor.

4+4+4 süreciyle yatılı ilköğretim bölge okulları yani YİBO'lar işlevsiz kaldı. Köyler boşaltıldı, öğrenciler taşımalı eğitimle il ve ilçelere taşınmaya başlandı. Bunu fırsat bilen bazı vakıflar ve dernekler de Millî Eğitim Bakanlığının bazı görevlerini üstlendiler. Bu vakıf ve derneklerin açtıkları yerlerin ne kadarı yasal ne kadarı yasal olmayan oluşumlardır, incelenmesi gerekir. Ayrıca, denetimsizlik bu kurumları her türlü istismara da açık hâle getirmektedir. Millî Eğitim Bakanlığının bunlara göz yumması ve sorumluluğunu yerine getirmemesi Anayasa'ya aykırılık anlamına gelmektedir.

Unutmayalım ki Anayasa'nın 42'nci maddesi "Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır." der. Anayasa'nın 41'inci maddesi ise devletin çocuklara yönelik her türlü istismar ve şiddete karşı bütün tedbirleri almasının zorunlu olduğunu ifade eder. İşte bu nedenle, Millî Eğitim Bakanlığının bunlara göz yumması ve sorumluluğunu yerine getirmemesi Anayasa'ya aykırılık anlamına gelmektedir.

Şimdi, gelelim Millî Eğitim Bakanlığının Anayasa'dan gelen sorumluluklarını ne kadar yerine getirdiğine. Anayasa ne diyor? "Kimse, eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda... Devletin gözetimi ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz." diyor, bu cümlenin altını çiziyorum. İşte, şimdi, bahsettiğimiz bu konuda açılan bu yurtlar, sistem dışılığından ve yasaklığından başka bir de belli bir ideolojiyi desteklediği için, böyle bir eğitim yaptığı için de aslında önemlidir, bu da Anayasa'nın 174'üncü maddesine aykırıdır.

Yatılı ilköğretim bölge okulları yani YİBO'lar artık azalmış durumda, sayıları yok denecek kadar azalmış durumda. Şimdi, bunların durumunu bir inceleyelim çünkü bunlar bir ihtiyaçtı. Bakınız, 2002 ve 2015 yılları arasında YİBO'lar ne oldu? Millî Eğitim Bakanlığı ilköğretim düzeyinde yurt açmıyor, ilk ve ortaokul düzeyinde yurt faaliyeti sadece YİBO'lar tarafından yapılırken 2006 sonrası ciddi bir azalma meydana geldi. 4+4+4 olarak bilinen 6287 sayılı Kanun sonrasında yani 2012 sonrasında, yatılı ilköğretim bölge okullarının ilk kademeleri kapatıldı ve sadece ortaokul düzeyinde eğitim vermeye başladılar ve 6287 sayılı Kanun sonrası yatılı ilköğretim bölge okullarının adı da "yatılı bölge ortaokulu" olarak değiştirildi. Rakamlara bakıyorum, 2002 yılında YİBO yani yatılı ilköğretim bölge okulu 521 adetti, 2015'e geldiğimizde 341'e düştü. 2002'de bu okullarda 278.448 öğrenci öğrenim görürken şu anda üçte 1'ine yaklaşık yani 94.455'e düşmüştür, bu önemli bir eksilmedir ve önemli bir ihtiyacı ortaya çıkartmaktadır. İlk ve ortaokuldaki toplam öğrencilerin sadece yüzde 1'inden azına yani yüzde 0,97'sine yurt imkânı sağlanabiliyor yani 100 öğrenciden 1'isi yurt imkânına sahip olabiliyor diyebiliriz.

2002 yılından bu yana YİBO'ların sayısında yüzde 34 küsura varan bir azalış söz konusu. Evet, taşımalı eğitimin ortaöğretimde uygulanmaya başlanmasıyla da -rakamı veriyorum- 479.187 öğrenci her gün taşınıyor arkadaşlar.

Sayın vekiller, taşımalı eğitim konusunda bir noktaya değinmek istiyorum. Bakın, taşımalı eğitimin çok büyük sakıncaları var. Ben bunları, araştırma yapan arkadaşlarla bizzat yakından inceledim. Arkadaşlar, o köylerde artık okullar kapandı, öğretmen yok. O köylerde bayramlar kutlanmıyor, o köylerde sabah Andımız okunamıyor ve arkadaşlar, o köylerdeki okulların harap hâllerini gördüğünüzde, Atatürk büstü yerde, yıkılmış yan yatarken orada domates, biber kurutuluyor artık. Bende fotoğrafları var, merak edenlere gösterebilirim. Bunlar çok önemli ayrıntılar. Ve oradaki ailelerle görüştüğümüzde, 6 yaşında küçücük çocuklar bir köyden birine taşınıyorlar, bir tane kumanyayla yanında, bütün gün onunla kalıyor ve çok affedersiniz, çocuk küçük ve altına kaçırıyor ve idrar yolları enfeksiyonundan günlerce hasta yatıyor. Yani, bunları düşünmek lazım. Her yönüyle düşünerek eğitim sistemini tekrar gözden geçirmeye ihtiyaç var Sayın Bakan.

Evet, başka bir noktaya geleceğim. On üç yıllık AKP iktidarı döneminde, eğitim sisteminin altyapı sorunları da çözülemiyor arkadaşlar. Hâlâ ülke genelinde okulların yüzde 31,41'i birleştirilmiş sınıflarda eğitim görüyor. Peki, siz sadece doğu ve güneydoğuda mı böyle olduğunu zannediyorsunuz? Yanılıyorsunuz. İşte, Ankara'da 64, İstanbul'da 25, İzmir'de 115, Balıkesir'de 123, Samsun'da 262, Şanlıurfa'da 558, Mardin'de 270, Van'da 297, Yozgat'ta 103, Ağrı'da 306, Adıyaman'da 276 okulda birleştirilmiş sınıflı eğitim yapılmaktadır. Bütçeden eğitim için ayrılan payın yükseldiği ifade ediliyor ama bu gerçekler de var Sayın Bakan.

Peki, Anayasa ne diyordu? "Kimse eğitim ve öğretim hakkından mahrum bırakılamaz." Ama bakın, lütfen, şu rakamlara ilginizi çekmek istiyorum. Gerçi sıralar bomboş, ben boş sıralara anlatıyorum galiba ama bu olayı bence ciddiyetle dinlemek gerekiyor. Evet, ilkokul düzeyinde 289 bin 874 okullaşamamış, 193 bin 289 sürekli devamsız; ortaokul düzeyinde 309 bin 742 okullaşamamış, 293 bin 813 sürekli devamsız; lise düzeyinde 1 milyon 471 bin okullaşamamış, 157 bin 346 sürekli devamsız; 6-18 yaş grubunda, toplam çağ nüfusunun yüzde 14'ü yani 2 milyon 715 bin öğrenci zorunlu eğitim imkânına erişemiyor. Rakamları ben uydurmadım, merak edenler için MEB istatistik 2016'sına bakabileceklerini söyleyebilirim. Ayrıca, 1 milyon 536 bin 135 öğrencimiz açık öğretim lisesine gidiyor. Liselerin 12'nci sınıflarında öğrenci sayısı gittikçe azalıyor. 450 kontenjanlı olan bir Anadolu lisesinin son sınıfında sadece 64 öğrencisi var arkadaşlar. Şimdi, yaygın eğitim konusunda yani açık öğretim konusunda bir şey söyleyeyim: Örgün eğitim içerisine dâhil edildi, böylece dünya eğitim literatürüne de geçmiş olduk.

Bir başka sancılı noktaya giriyorum: Siyasallaşan okul yöneticileri. Değerli vekiller, okul yöneticileri siyasallaşmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde bulunan okul yöneticilerinin sendikalara üyelik durumları incelendiğinde, rakamlara bakalım: Yüzde 75,15'i AKP'nin yandaş sendikası EĞİTİM-BİR-SEN'e, yüzde 14,3'ü TÜRK EĞİTİM-SEN'e, yüzde 7,22'si EĞİTİM-SEN'e, yüzde 1,63'ü ise EĞİTİM-İŞ'e üyedirler. Buradan, ben, şunu anlıyorum: Okul müdürü ve yardımcısı olabilmek için EĞİTİM-BİR-SEN üyesi olmak gerekiyor.

2002 sonrası yapılan değişiklerin sonucunda Türkiye, eğitim ve öğretim faaliyetlerinde sınıfta kalmıştır. Biraz da başarımıza bakalım arkadaşlar:

Değerli vekiller, biz de anneyiz, öğrenci okuttuk, OKS, SBS, TEOG, YGS, üniversite sınavlarını biliriz. Kaç soru yanlış olduğu için iptal edildi, sonuçlar nasıl değişti, çok iyi biliriz. 2016 yılında, Yükseköğretime Geçiş Sınavına 2.117.074 öğrenci katıldı. Öğrenciler Türkçe sınavında 40 sorudan sadece 19,1; sosyal bilgilerde 10,7; temel matematikte 7,8; fen bilimlerinde 4,6 net yaptılar yani 40 sorudan en fazla yapılan 19,1 sorudur. 2010 yılında ise matematik ortalamasında 11,9 yapılabilmişti. Evet, veriler, yapılan netler yıllar itibarıyla gerilemiştir.

Arkadaşlar, son dönemdeki sınavda çok minimal bir yükseliş olduğunu ifade etti daha önceki konuşmacı. Evet, burada minimal bir yükseliş vardır ancak soru iptali olmuştur. Bu yükselişin büyük bir kısmı soru iptalinden gerçekleşmiştir, bir kısmı da önceki yıla göre daha kolay sorular sorulduğundan gerçekleşmiştir. Bu, gerçek bir başarı değildir, keşke başarı olsaydı, hepimiz alkışlasaydık.

Şöyle bir veri vermek istiyorum: 160 sorudan oluşan YGS'de 150 barajını aşmak için 15 soru yapmanız gerekiyor, 15 soru; 180 barajını aşmak için de 18 soru yapmanız yeterli ama buna rağmen, rakama dikkat çekmek istiyorum, 517 bin aday 180 barajını aşamadı arkadaşlar, 34 bin aday ise sıfır çekti. Ayrıca, eğitim sisteminde artık şöyle bir nokta var: Eğitim sisteminde aslında sınavlar bir araçtır ama sınavlar amaç hâline dönüştü. Bunun da bir an önce değerlendirmesini yapmaya ihtiyaç var.

2014-2015 üniversite sınav sonuçları 2011 yılıyla kıyaslandığında, başarı oranında yüzde 18,75'lik bir düşüş gerçekleşti. TEOG kapsamında derslerin Türkiye ortalamasına baktığınızda -bu rakamlara lütfen, dikkatle bakalım- matematik dersinin not karşılığı 1'dir arkadaşlar, sadece 1'dir Türkiye ortalaması. Fen bilgisi dersinin 2'dir. Türkçe dersinin 3'tür. Son iki yıldır yapılan TEOG sınavlarının Türkiye genelindeki not ortalaması 5 üzerinden -tekrar söylüyorum- 5 üzerinden sadece 2'dir. Ayrıca, bu not oranları uluslararası düzeyde yapılan PISA sınavlarındaki başarısızlığımızın da nedenini aslında ortaya koymaktadır.

Bakın, 2012 yılında PISA sınavında Türkiye 34 OECD ülkesi içerisinde ancak 32'nci olabildi arkadaşlar. Peki, değerli vekiller, bizim çocuklarımız aptal mı? Hayır. O zaman, biz eğitimi beceremiyoruz, eğitimi doğru dürüst veremiyoruz, buradan bu sonuç çıkıyor.

Sayın Bakan, yayın sayısında İran bizi nasıl geçebildi? Yayın sayısında İran bile bizi artık geçtiğine göre eğitim sistemimizin durumunu sizler düşünün.

Başka bir noktaya giriyorum: Mesleki soykırım. 2015 Ekim ayında Ankara Garı'nda patlayan bomba sonrasında bazı konfederasyonlar teröre karşı iş bırakma kararı almışlar. Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu bir gün, KESK iki gün iş bırakmış. Müsteşar öncülüğünde hazırlanan plan devreye sokuluyor, iş bırakan tüm öğretmenlerin devlet memurluğundan çıkartılması planlanıyor. Müfettişlere nasıl ceza vereceklerini içeren matbu raporlar dağıtılıyor, karşı çıkan müfettişler tehdit ediliyor. Müsteşar "Kelle istiyorum." diyor, "Kelle istiyorum." şeklinde bağırarak talimat veriyor ve sonrasında, EĞİTİM-SEN üyesi öğretmenlerin devlet memurluğundan çıkartılması, EĞİTİM-İŞ üyelerinin ise aylıktan kesmeyle cezalandırılmasına karar veriliyor.

Evet, geliyorum ortaöğretim tarih dersi müfredatına: Hazırlanan taslak programı incelediğinizde, yeni Osmanlıcı düşünce programda ağırlık kazanmış. Programda ulus devlet modeli göz ardı edilmiştir. Taslak programın giriş kısmında inkılap tarihi dersleriyle ilgili net olmayan muğlak bir yaklaşım vardır. 9'uncu ve 10'uncu sınıflarda tarih dersinin zorunlu, 11 ve 12'nci sınıflarda ise seçmeli olduğu belirtilmiş; 11'inci sınıftaki zorunlu inkılap tarihi ve Atatürkçülük dersi ise görmezden gelinmiştir arkadaşlar. Açıkça belirtildiği üzere, 11'inci sınıfta öğrencilerin Atatürk ilkeleri ve inkılap tarihi dersi almaları sebebiyle, 1974 yılına kadar gelen 10'uncu sınıf konularında Atatürk'ten ve cumhuriyetten -devletçi ekonomi hariç- söz edilmemiştir arkadaşlar. Oysa, 10'uncu sınıfta -ekonomistler bilir, genel kültürde de vardır aynı zamanda- Bretton Woods sistemi ve işte, IMF gibi konulara yer verilmiştir. Tamam, yer verilebilir ama şunu görüyoruz ki 10'uncu sınıfta, bu programda Atatürk'süz bir cumhuriyet tarihi anlatılmıştır arkadaşlar.

Evet, çocuklar ve gençlerin durumuna biraz bakıyorum sürem kaldığı sürece: 181.036 çocuk gelinimiz bulunuyor. Bu evlilikler imam nikâhıyla olduğu için rakamlar aslında daha fazla da olabilir. 2012 yılında, 20 bine yakın aile 16 yaşından küçük kızlarını evlendirebilmek için dava açmış. Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre, erken evlilik ve nişanlılık sebebiyle eğitime devam edemeyen öğrencilerin yüzde 97,4'ü kız öğrenciler ve 18 yaş altında evlenenlerin yarısının okuma yazma bilmediği, yüzde 31,7'sinin de okuma yazma bilmesine rağmen, hiç okula gitmediği de bu verilerden görülüyor, eğitimsizliğin etkisini de gözler önüne seriyor.

Başka bir konu: Sayın Bakan, Millî Eğitim Bakanlığının ihaleleri denetlenmekte midir? Sayıştay raporları tüm kurumlar için yapılmış mıdır? Kamuoyunda ve basında yer alan millî eğitim müdürlüklerinin yaptığı bazı ihalelerde yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili olarak inceleme yaptınız mı? Kamuoyu bunları merak ediyor Sayın Bakan.

Elimde Anadolu Eğitim Sendikasının basına duyurduğu, 679 öğretmene yönelik sorulmuş sorular var; bu zaman zarfında ifade edeceğim ama öğretmenlerin çoğunluğu gelecekteki eğitimden memnun olmadıklarını ve gelecekteki eğitimin de kalitesinin iyileşeceğine inanmadıklarını ifade etmişler.

Bakın, öğretmenlerin yüzde 57'si, öğrencilere yönelik istismar vakalarının herhangi bir nedenle gizlendiğini düşünüyor. Yine, yüzde 70'den fazlası fikirlerini özgürce açıklayamadıklarını söylüyorlar. Yüzde 72'si sendika seçimi hususunda baskıya maruz kaldıklarını da ifade ediyorlar Sayın Bakan. Daha da bu veriler devam ediyor.

Evet, Sayın Bakan, işte, millî eğitimin geldiği nokta budur, bunun altını çizmek lazım ve hizmetleriyle öne çıkmış bir kurum olduğunu söylediğiniz bu vakıflar, nasıl yasal olmayan ve Anayasa'ya aykırı kurumlar açabiliyor ve siz nasıl görmezden gelebiliyorsunuz? Dün, biz, bunları üzüntüyle, yine bu mahkemede izledik.

Sayın Bakan, siz de bir babasınız, bilmiyorum belki de dedesiniz, bütün anneler adına söylüyorum: Lütfen, biz bunların envanterini çıkartalım. Belki bir kamu spotu hazırlayarak aileleri ve çocukları bilinçlendirelim. Belki bir çağrı merkezinin kurulması faydalı olacaktır. Bütün yasal olmayan oluşumları ortadan kaldırdıktan sonra, yasal olan yurtlarda da bir bağımsız dış denetime, başka bir gözle -bir meslek kuruluşu tarafından olabilir- böyle bir denetim mekanizmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum ve lütfen, sizler yurt açınız Sayın Bakan, denetlenen yurtlar açınız.

Ve siz, Komisyon üyeleri -bir araştırma komisyonu kuruldu- elinizi vicdanınıza götürerek siyasi hiçbir etki altında kalmadan, parti ve vakıf gözetmeden lütfen, görevinizi yerine getiriniz ve...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, bir dakika rica edelim, pozitif ayrımcılık yapıyoruz ya. Hep biz mağdur olduk, bu sefer...

LALE KARABIYIK (Devamla) - Bir dakika daha verebilir misiniz acaba? Bütün çocuklarımız için söylenen bir şey bu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Hepimiz mağdur olduk.

BAŞKAN - Peki,. Çocuklar için bir dakika.

LALE KARABIYIK (Devamla) - Evet, çocuklar için.

BAŞKAN - Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

LALE KARABIYIK (Devamla) - Evet değerli Komisyon üyeleri, lütfen, görevinizi yaparken, araştırmalarınızı yaparken elinizi vicdanınıza götürünüz çünkü böyle bir olay daha yaşanırsa, böyle bir kırılma daha olursa ve böyle travmalar devam ederse burada hepimizin sorumluluğu vardır. Elinizi vicdanınıza götürünüz ve hiçbir şeyden etkilenmeden araştırmayı yapınız, gerekenler, gerekli cezaları alacak olan kişiler ortaya çıksınlar, kimse suçluları korumasın. Ve lütfen, bütün araştırma sonuçlarında gerçekten, ciddi bir açıklamayla kamu kurumları hakkında veya bütün vakıf ve dernekler hakkında gerekenin yapılması bizim vicdan borcumuzdur. Biz bu ülkenin vekilleriyiz, bu sorumluluk bize düşmektedir. Hepinizden bütün anneler adına bunu rica ediyorum.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkürler Sayın Başkan.