Konu:Ankara ve İstanbul'da meydana gelen 4 ayrı terör saldırısı öncesi gerekli önlemleri almadığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergenin (11/7) ön görüşmesi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:75
Tarih:19/04/2016


Ankara ve İstanbul'da meydana gelen 4 ayrı terör saldırısı öncesi gerekli önlemleri almadığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergenin (11/7) ön görüşmesi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında partimiz adına verilen gensoru üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunuyorum.

Bu gensoruya sebep olan olaylar zincirinin başlangıcı, Sayın Erdoğan'ın "Huzur istiyorsanız 400 vekil verin." sözleri üzerine yandaş Akit'in attığı "Ya 400 vekil, ya kaos" manşetidir. İçişleri Bakanı Efkan Ala, bu kaos planının uygulanmasını seyretmektedir sadece. Başkanlık için 400 vekil alamadınız ama kaos planınızda 450'nin üstünde şehit verdik, çok daha fazla sayıda da sivil vatandaşımız hayatını kaybetti bu süreçte. Binlerce anne, baba, çocuk, kardeş, abla acılara gömüldü. Havuz bataklık medyanız aracılığıyla, barış isteyen herkes hain ilan edildi. Türkiye IŞİD yapılanmasının sorumluları Ebu Hanzala ve arkadaşlarını serbest bıraktınız ama "Bu suça ortak olmayacağız." diyen akademisyenleri sarayın fermanıyla hapse attınız.

Sayın Bakan, sizin Bakanlığınız Türkiye tarihine acıyla hatırlanacak yıllar olarak yazılacak. Bakanlık döneminiz, dünyanın en kanlı terör örgütü olan IŞİD'in Türkiye'de cirit attığı, yerleştiği yıllar olarak anılacak, bir de yaşanan onca acıyla ilgili sanki sorumluluk sizde değilmiş gibi attığınız "Terör olaylarını kınıyorum." "tweet"leriyle. Ankara katliamındaki ihmalleri müfettiş raporlarına dayanarak haber yapan Birgün, Cumhuriyet ve Evrensel gazetelerine, halka gerçekleri ulaştırdıkları için soruşturma açtırıyorsunuz hemen.

Peki, bu saklamak istediğiniz gerçekler ne? Bir kez de ben Meclis kürsüsünden anlatayım bunları. 10 Ekim Ankara katliamından tam yirmi beş gün önce, 14 Eylül 2015 tarihinde, 81 il emniyet müdürlüğüne bir istihbarat bilgisi geliyor. Bu istihbaratta "IŞİD, Türkiye'de uçak, gemi kaçırma ya da mitingde, kalabalık bir yerde çok sayıda canlı bomba patlama şeklinde, dünya çapında ses getirecek kompleks bir eylem yapacak. Bunun için Deyr-ez Zor'da militanları özel eğitime tabi tutuyor." deniliyor bu raporda.

IŞİD, yıllardır Orta Doğu ve özellikle de Suriye'yi kan gölüne çeviren, kendisi gibi düşünmeyen Türk, Türkmen, Arap, Kürt, Ezidi, Hristiyan kim varsa "katli vacip" olarak gören Selefi bir terör örgütü. Üstelik, yeni istihbaratlara göre, Suriye'de sıkışan IŞİD'in Türkiye'ye yönelmekte olduğu, kendi iç çatışmalarını da Türkiye içerisinde sürdüreceği görülüyor. Daha geçenlerde, Gaziantep'te IŞİD 2 gazeteciyi öldürdü. Daha dün, IŞİD denetimindeki Bap bölgesinden Kilis'e fırlatılan roketatar mermisi 4'ü çocuk 5 kişinin ölümüne yol açtı. Bugün, şu saatlerde, düşen bir mermiyle bir ev yanıyor ve belediye başkanı açıklama yapıyor: "Çok şükür bugün can kaybı yok." diye.

Sayın Bakan, bu mermiler Kilis'e düştü mü, fırlatıldı mı?

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Dinlemiyor ki.

ALİ ŞEKER (Devamla) - İşte, bu kafa kesen IŞİD militanları göz göre göre, bağıra bağıra Türkiye'nin kalbinde 10 Ekim 2015'te cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırısını gerçekleştirdi. Devletin, bu katliamı planlayanları 2013'ten beri takip ettiği dinleme kayıtlarıyla sabit. Bu dinleme kayıtlarını daha önce kamuoyuyla paylaşmıştık biz. Bu dinleme kayıtlarında katiller aileleriyle vedalaştılar, helalleştiler; patlamaya hazır canlı bomba yelekleri üzerlerinde, Antep'ten yola çıktılar; sabah 08.30'da Ankara'ya girdiler. Her ne hikmetse, her gece yapılan olağan yol kontrol uygulamalarına o gece 24.00 ile 09.00 saatleri arasında ara verilmişti. 10.04'te canlı bombalar Yunus Emre Alagöz ve Suriye uyruklu Ebu Usema binlerce barış gönüllüsünün ortasında kendisini patlattı. Ne yazık ki 102 yurttaşımız bu terör saldırısında hayatını kaybetti.

Terörle Mücadele Daire Başkanlığının, patlamadan önce 09.38'de İstihbarat Daire Başkanlığından aldığı "gizli" yazılı notta canlı bombaların isimleri bile belliydi. Siz bu durumu "kokteyl" diyerek geçiştirdiniz. Hâlbuki, bu canlı bombaların isimleri patlama olmadan önce sizin elinizdeydi.

10 Ekimden önceki yirmi beş gün içinde 7 muhtemel eylem istihbarat bilgisi vardı. Bu istihbaratın gereğini neden yapmadınız? Tertip Komitesine bu istihbaratla ilgili neden bilgi vermediniz? Bu bilgiler, o gün görevde olan Ankara Emniyet Müdürü ve diğer güvenlik görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma iddiasıyla soruşturma izni verilmesi için açılan müfettiş raporlarında yer alıyor. Müfettiş, bütün ihmalleri sıraladıktan sonra, "Yasal bir toplantı, gösteri yürüyüşünün güvenliğinin sağlanması il emniyet müdürünün görevidir. Bahse konu emniyet tedbirlerinin planlanmasında ve alınmasında bir ihmal olup olmadığının adli makamlar tarafından soruşturulmasında kamu yararı vardır." diyerek tamamlıyor bu raporu.

Peki, sonuç ne? Soruşturma için gerekli izin verilmedi, savcı da görevi olduğu hâlde bu karara itiraz etmedi. Tam da bir vekilinizin televizyonlarda itiraf ettiği gibi, yasama sizin, yargı sizin, yürütme sizin, halk ise sahipsiz durumda.

Asıl ilginç olan şey şu: IŞİD hakkında gelen istihbaratlar aslında yeni bir bilgi değil. 20 Temmuz 2015 Suruç katliamından hemen sonra milletvekili arkadaşlarımızla birlikte Suruç'a gittik, incelemeler yaptık. Ertesi gün, şehit Müsellim Ünal'ın cenazesine katılmak üzere Adıyaman'a geçtik. Orada, Diyarbakır bombacısı Orhan Dündar'ı araştırırken, bir gün önceki Suruç katliamını gerçekleştiren Şeyh Abdurrahman Alagöz'ün de Orhan Dündar'la birlikte aynı IŞİD hücresinde olduğunu öğrendik ve bu raporlarla, tüm bunları kamuoyuna ve sizlerin bilgisine sunduk. Siz, bunların hiçbirine dikkat etmediniz, özen göstermediniz, umursamadınız.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Şimdi de duymuyor.

ALİ ŞEKER (Devamla) - Şimdi de duymuyorsunuz.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Dinlemiyor zaten.

ALİ ŞEKER (Devamla) - CHP heyeti olarak hazırladığımız Suruç katliamı ve IŞİD tehdidi hakkındaki değerlendirme raporlarımızı siz görmediniz ama bunun mağduriyetini halkımız yaşadı. Bu bilgiler, o raporda yer aldı arkadaşlar. İşte, bu raporda uyardık iktidarı "IŞİD çok büyük bir tehlikedir." diye, "Türkiye'ye çok sayıda canlı bomba girdi." diye, "Bu militanlar Türkiye'yi kan gölüne çevirecek." diye. Dinlemediniz, şu anda da dinlemiyorsunuz.

16 Ekimde Mecliste düzenlediğimiz basın toplantısında, "Dokumacılar grubu" olarak bilinen IŞİD üyelerinin ifade tutanaklarının bir bölümünü açıkladık; canlı bombaları, onları dinlediğinizi, takip ettiğinizi, göz yumarak desteklediğinizi açıkladık, yine umursamadınız. Soru önergeleri verdik, hiçbirini cevaplamadınız. Yüce Meclisimizden neyi gizliyorsunuz? "Terörü araştıralım." dedik, araştırma önergesi verdik, reddettiniz. Eğer araştırma önergemize destek verseydiniz, Suruç sonrası yaşanan katliamlar yaşanmayabilirdi.

Sayın Bakan, İstanbul Küçükçekmece Güvercintepe'de bir belediye otobüsüne molotofkokteyli atılması ve çıkan yangında 17 yaşındaki Serap Eser adlı kardeşimizin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan bir olay vardı. Müsebbibi olduğunuz bu olayı seçim meydanlarında kullandınız, istismar ettiniz. Yıllar sonra dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin "O molotofu atan MİT mensubuydu." diye açıklama yaptı.

Hrant Dink, istihbarat kontrolünde göz göre göre katledildi.

12 Ocak 2016 tarihinde İstanbul Sultanahmet Meydanı'nda gerçekleşen canlı bomba eylemi öncesi müfettiş raporlarına göre risk ve eylem istihbarat bilgisi varken bu eylem önlenmedi, 12 kişi hayatını kaybetti.

17 Şubat 2016 tarihinde Ankara Merasim Sokak'ta patlayıcı dolu bir özel araç askerî personel servis otobüsüne çarparak büyük bir katliam gerçekleştirdi, 29 vatandaşımızı kaybettik.

13 Mart 2016 tarihinde Ankara Kızılay Güvenpark'ta otobüs ve durakların olduğu alana patlayıcı yüklü araçla saldırı düzenlendi, 37 yurttaşımızı kaybettik.

TAK isimli terör örgütünün üstlendiği Merasim Sokak ve Güvenpark saldırılarından önce Ankara'da Amerikan ve Alman Konsoloslukları kendi vatandaşlarını muhtemel saldırılar konusunda uyardılar, bilgilendirdiler. Bu istihbarat bilgilerini bizim yurttaşlarımızdan neden sakladınız?

19 Mart 2016'da 4 kişinin hayatını kaybettiği İstiklal Caddesi katliamını gerçekleştiren canlı bomba Mehmet Öztürk'ün telefonlarının dinlendiği ortaya çıktı. Mecliste düzenlediğim basın toplantısında Anonymous'un 336 IŞİD destekçisini tespit ettiğini açıkladım. İstiklal'de patlamayı yapan Mehmet Öztürk de bunlardan birisiydi. Diğer bilgileri Emniyete verebileceğimi söyledim, merak etmediniz, bu bilgileri istemediniz, 336 IŞİD destekçisinin bilgileri var burada.

Yıllar sonra yine bir içişleri bakanı "Şu, şu olayları MİT mensupları yaptı." derse siz ne dersiniz o zaman?

Siyasi iktidarınız için yıllarca Kürt sorununu "Çözdük.", "Çözüyoruz.", "çözüm süreci" diyerek kullandınız, şimdi rant projeleri uğruna şehirleri yıkıyorsunuz. Şimdi IŞİD'i de kullanıyorsunuz.

Sayın Bakan, 2013'ten bu yana Reyhanlı, Diyarbakır, Suruç, Ankara Garı ve Ankara Devlet Mahallesi Merasim Sokak, Ankara Kızılay Güvenpark, İstanbul Sultanahmet ve şimdilik son olarak Taksim İstiklal Caddesi'nde canlı bomba eylemleri yaşandı. Bunların her biri ve olaylarda yaşanan ihmaller siyasi sorumlunun yani sizin istifa etmenizi gerektiren olaylardı. İstifa kültürünün ancak ve ancak siyasi onur ve erdem sahibi yöneticiler olursa yeşerebileceğini biliyoruz. İstifa etmeyeceğinizi gördük. Hazırladığımız gensoruyla, sessiz kalıp bu suçlara ortak olmaması için Meclisimizi göreve davet ediyoruz. Gerçeklerin ortaya çıkmasını engelleyemezsiniz, halkın gözlerini havuz medyasıyla bağlayamazsınız. O canlar size emanetti, tıpkı şimdi bu ülkede yaşayan 80 milyonun can güvenliğinin size emanet edildiği gibi. Size emanet edilen canlara sahip çıkmadınız. Görülüyor ki sahip çıkmamak bir yana, katillere göz yumdunuz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ŞEKER (Devamla) - ...görevinizi yapmayarak destek verdiniz. Biz geride kalanlar o insanların katlinin hesabını soracağız. Er ya da geç hukuk devleti önünde hesap vereceksiniz.

Saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)