Konu:65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz Ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı Ve Teklifleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:73
Tarih:14/04/2016


65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı ve Teklifleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer bütün hakların kendisinden türediğinin kabul edilmesi nedeniyle hakların anası olarak nitelendirilen mülkiyet hakkı, temel hak ve özgürlükler arasında özel bir öneme sahiptir. 1982 Anayasası'nın 35'inci maddesi "Herkes, mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." der. Öncelikle, 35'inci maddenin ilk fıkrasında, herkesin mülkiyet ve miras hakkına sahip olduğu belirtilerek özel mülkiyet esas olarak kabul edilmiştir. Buna mülkiyet hakkının kişinin hak ve ödevleri arasında düzenlenmesi de eklenirse, bu hakkın kişinin hak ve ödevleri arasında ele alınması yaklaşımı, devlet sistemi açısından da bir tercih olarak görülmesi mümkündür ve bu tercihin çağdaş demokrasi yönünde olduğuna da hiçbir kuşku yoktur. Anayasa Mahkemesinin bir kararında vurgulandığı üzere, "Demokratik hukuk devletinde özel mülkiyetin tanınması ve korunup garanti altına alınması zorunludur." denmektedir.

Anayasa'nın benimsediği sosyal devlet anlayışında ise, başlangıçta kişinin eşya üzerinde mutlak bir egemenliği demek olan ve kutsal olarak kabul edilen mülkiyet hakkı bu niteliğini yitirmiş, mutlak ve subjektif olarak düşünülen bu hak mutlak olmayan bir duruma dönüşmüş ve sosyal işlevleriyle sınırlandırılmıştır. Bu anlamda, mülkiyet hakkı bireyin dilediği biçimde kullanabileceği bir hak ve sınırsız bir özgürlük olma niteliğini çoktan yitirmiştir. Birçok hak gibi bu hakkın da kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği ilkesi maalesef benimsenmiştir.

Mülkiyet anlayışında, mülkiyet hakkının iki temel yönü bulunmaktadır. Bunlardan birisi mülkiyetin kişiye sağladığı haklar, diğeri ise kişiye yüklediği ödevlerdir. Hemen belirtmek gerekir ki sosyal devlet anlayışındaki mülkiyet anlayışında özel mülkiyet kural, ödev ve sınırlandırma ise istisnadır. Hakkın ödev yönü, bir yandan devlet mülkiyeti hakkını kamu yararı amacıyla sınırlandırma hakkı sağlamakta, diğer yandan ise malike hakkını toplum yararına uygun olarak ve başkasına zarar vermeksizin kullanma yükümlülüğü yüklemektedir.

Anayasa, mülkiyet hakkının kapsamının belirlenmesini kanun koyucunun takdirine bırakmıştır. Ancak, kanun koyucu, mülkiyet hakkının kapsamını tayin ederken Anayasa'da yer alan hükümlere uygun davranmak zorundadır. Örneğin, Anayasa'nın 35'inci maddesi özel mülkiyeti kabul ettiğine göre, kanun koyucunun da özel mülkiyeti tamamen ortadan kaldıracak düzenlemeler yapması mümkün değildir.

Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının malike tanıdığı haklar konusunda Roma hukukunun kabul ettiği yaklaşımı benimseyerek mülkiyet hakkının kişiye mülkü üzerinde kullanma, ondan yararlanma ve onun hakkında tasarrufta bulunma imkânı verdiğini de ifade etmektedir. Bundan dolayı, mülkiyet hakkının kapsamı ve malike tanıdığı yetkilerin sadece eşya hukuku anlamında ele alınmaması ve hakkı oluşturan unsurun tabi bulunduğu mevzuatın da dikkate alınması gerekmektedir. Örneğin, taşınır ve taşınmaz mallar üzerindeki haklar Medeni Kanun'a tabidir, eser sahibinin fikrî mülkiyet konusu, eser üzerindeki hakları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na, alacaklının alacak üzerindeki hakları ise Borçlar Kanunu'na tabidir.

Üstelik daha önce de belirtildiği üzere, mülkiyet hakkı, dinamik bir unsurdur, içinde bulunduğu toplumun koşullarından etkilenir. Bundan dolayı mülkiyet hakkının kapsamı, hakkı oluşturan kullanma ve yararlanma, tüketme, ayırma, birleştirme vesaire -işleme de dâhil olmak üzere- haklarını verir fakat bu yetkileri tek tek saymak da mümkün değildir. Mülkü yok etme yetkisinin de mülkiyet hakkının müspet yönüne dâhil olup olmadığı tartışmalı olsa da, Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının kişiye, mülkünü yok etme hakkı verdiği görüşündedir.

35'inci maddenin son fıkrası, mülkiyet hakkının toplum yararına aykırı şekilde kullanılamayacağını öngörmektedir. Bu düzenlemenin, mülkiyet hakkını, kanun koyucudan da önce kendiliğinden sınırlayan bir düzenleme mi olduğu, yoksa, kanun koyucuya "kamu yararı" amacı yanında sınırlama için ikinci bir sebep mi verdiği konusu ise tartışılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne de aykırı hükümler içeren bu yasa taslağının, "kamu düzeni ve güvenliği" gibi kavramlarda hukukumuzla ilişkili olmadığını görmekteyiz. İnsanlarımızın mülkleri üzerinde resen yapılan tasarruflar ve sınırlandırmalar kabul edilemez ve toplumsal olaylara neden olabilecek nitelikteki bu durumun düzeltilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, resen yapılan iş ve işlemlerin, rızalık esasına göre kanun tasarısında düzelmesi gerekmektedir. Teklifimiz de, en az 2/3 oranında bu görüşün alınması meselesidir.

Değerli milletvekilleri, gerçekten tehcire konu olan iş ve işlemlerde rızalık esası resen bir şekilde alınmış, 3402 sayılı Kadastro Kanunu yok sayılarak, Tapu Yasası yok sayılarak, 3194 sayılı İmar Kanunu yok sayılarak bu kanun tasarısı önümüze getirilmiştir. Uluslararası hukuka da iç hukukumuza da aykırıdır.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)