Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:72
Tarih:13/04/2016


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ÖMER SERDAR (Elâzığ) - Sayın Başkan, Divanın değerli üyeleri, çok kıymetli milletvekili arkadaşlarım; HDP grup önerisi aleyhinde parti grubum adına söz almış bulunmaktayım. Öncelikle bu önergenin aleyhinde olduğumuzu ve "ret" oyu vereceğimizi beyan etmek istiyorum.

Tabii, 26'ncı Dönem Parlamentosu göreve başladığı günden bu yana HDP Grubunun aslında içerikleri aynı fakat konu başlıkları farklı olan bu önergeleri çok buraya geldi. Bu da aslında aynı şeyleri tekrar edip farklı sonuçlar beklemek gibi bir strateji. Bunun doğru olmadığını belirtmek istiyorum.

Bir diğer konu ise, ben bu konuya çalışmadan önce, grup başkan vekillerimiz bu görevi bana verdiğinde hemen İnsan Hakları Komisyonu Başkanımızı aradım ve dedim ki: Bu konu en fazla sizi ilgilendiriyor, ne yaptınız bu konuda? Dedi ki: "Bu konuda bir alt komisyon, Mülteciler Alt Komisyonu oluşturduk ve bu komisyon çalışmalara başladı." Ben de Alt Komisyon Başkanımızı aradım. Atay Bey burada. "Ne yaptınız?" O da "Arkadaşım, biz onun üzerinde toplantı yaptık. Bugüne kadar, HDP Grubunu temsilen komisyonda olan, Mülteciler Alt Komisyonunda olan Ayhan Bey toplantıya bir kez, CHP Grubunu temsilen Zeynep Altıok toplantıya 2 kez katıldı." Bu, işte, bu grupların samimiyetini gösterir. Asıl çalışması gereken alanda çalışmayıp gelip burada Meclise önergeler vererek gündem oluşturma gibi bir çaba var. Tabii, Meclise araştırma önergesi verilmez diye bir şey yok, Meclisin denetim gibi bir fonksiyonu var ama bu denetim fonksiyonunu, yasama faaliyetlerini de engelleyecek şekilde, aynı şekilde tekrar etmenin de doğrusu hiçbir anlamı yok.

Hemen şeyden başlamak istiyorum, Sayın Baydemir, burada önergesine açıklık getirirken, Türkiye'nin dış politikasını Kürt düşmanlığı üzerinden ve göçmenlerle, mültecilerle ilgili, sınırda bir selefi bant oluşturma gayesinden bahsetti. Bakın, bunun hiçbir rasyonel tarafı yok; doğal olarak, göçmenler geldiğinde sınırda ikamet ettirilirler, orada birtakım yerleşkeler oluşturulur ve bunun yine rasyonel tarafı yok ki, Sayın Baydemir, bu beyanıyla, bu coğrafyada, bu milletin kültürüne vâkıf olmadığını, dinine vâkıf olmadığını ortaya koymuştur çünkü bu coğrafyada seleflik hiçbir zaman için karşılık bulmamıştır, bulamayacaktır da.

Değerli arkadaşlar, HDP araştırma önergesinin gerekçesine bakıldığında, Suriye'deki iç savaş sonrası Türkiye'ye yerleşen mültecilerin sorunlarından hareketle bir dış politika eleştirisi ve Suriyeli mültecilerin sorunlarına ilişkin yapılanların geçici çözümler olduğundan hareketle bir Hükûmet eleştirisi olduğu açıktır. Bu noktada, Türkiye Cumhuriyeti devletinin mültecilerle ilgili yaptıklarını ortaya koymadan önce bu sorununa nasıl yaklaştığımız önemlidir. Bilindiği üzere, Sykes-Picot Anlaşması'yla yüz yıl önce Orta Doğu coğrafyasında birtakım paylaşımlar yapılırken, bölgenin sosyolojisi, etnik ve mezhebî yapısı dikkate alınmadan, doğal sınırlar göz ardı edilmek suretiyle birtakım planlamalar yapılmıştır. Dönemin paylaşımcı aktörleri geriye egemenlerini bırakarak bölgenin kaynaklarından azami derecede yararlanmayı pratik olarak ortaya koymuşlardır. Ama sonuçta, insan unsurunu göz ardı eden ve tamamen kendi çıkarlarına dayalı bu yaklaşım, Arap Baharı'yla birlikte sosyokültürel fay hatlarını harekete geçirmiştir.

Etrafımıza baktığımızda, aslında bu iç karışıklıklarla birlikte birçok komşu ülkemiz yönetilemez durumdadır. Kendi halkına silah doğrultan diktatörlere bazı küresel aktörler de sivil halka bomba yağdırarak alan açmaktadırlar. Amaç, burada, bu küresel aktörlerin yeni planlamalarına uygun düzenlemeleri yapmaktır. Bu açıdan, olayı Türkiye içlerine taşımak için de küresel terör örgütleri taşeron olarak kullanılmaktadır.

Yeri gelmişken, terörü Türkiye içine taşımak isteyen bu yaklaşımı bulundukları ideolojik pozisyondan ele alan ve buradan olayı görmeye çalışan muhalefet de Hükûmetimizin izlediği politikayı her defasında manipüle etmeyi seçmiştir. HDP Kandil'in savaş stratejilerini siyasi söyleme dönüştürerek, CHP ise halkını katleden diktatörleri görmezden gelerek aslında burada millî duruşu sarsmak istiyorlar. Bulundukları ideolojik zeminden bir adım geriye çıkıp büyük fotoğrafı görmeye çalışsalar, burada yapılmak istenenin Sykes-Picot'un yüz yıl sonra revize edilmesi çabası olduğunu göreceklerdir.

Burada tarihî müktesebatı ve demokrasi deneyimiyle en güvenli liman Türkiye'dir. Kendi içindeki mozaiği bir millet projesine dönüştürmüş bu ülke üzerindeki planın bir parçasının bu mozaiği çatlatmak olduğunu bilmek gerekir.

Unutmamak gerekir ki dünyanın merkezinin Asya-Pasifik'e kaydığı bu dönemde bölgedeki en büyük zenginlik petrol ve doğal gaz değildir, en büyük zenginlik Türk ve Kürt kardeşliğinden doğacak enerjidir. Bugün, Türkiye düşmanlarını en fazla rahatsız eden durum da budur ama Türkiye bin yılı aşkın bir süredir nasıl başardıysa bundan sonrasını da başaracaktır. Mesele, burada iktidarıyla muhalefetiyle sorumlu davranıp geleceğe dair millî ve yerli bir perspektif ortaya koymaktır.

Değerli arkadaşlar, bu yaklaşımı görmeden mülteciler meselesine bakışı anlamak mümkün değildir. Tarih boyunca Anadolu toprakları göçmenler ve mülteciler için güvenli bir yer olmuştur. Son üç yüz yıldır, özellikle eski Osmanlı coğrafyasından gelen göçmenlere, ekonomik açıdan zor şartlar olmasına rağmen, önce Osmanlı, sonra da Türkiye Cumhuriyeti sahip çıkmıştır. Bu, sadece dindaşlık saikiyle yapılmamıştır. Buna en çarpıcı örnek, 1919-1920 yıllarında Bolşeviklerden kaçan yaklaşık 150 bin Beyaz Rus Türk topraklarına sığınmıştır.

Suriye'de yaşanan olaylar, her şeyden önce insani yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. İşte, bizimle Batılı yaklaşımın farkı buradadır. Biz ekmeğimizi onlarla bölüşüp kapılarımızı onlara açarken, onlar yaşanan bu trajediye duyarsız kalmayı seçmişlerdir. Temel felsefemiz, insanı yaşatmaktır. Bu, bizim, dinî sorumluluğumuz olduğu gibi, insan hakları temelinde de görevimizdir.

Türkiye'de mülteciler ve mültecilik konusu, muhalefet partileri tarafından, uluslararası hukuk bağlamındaki yükümlülükler göz ardı edilerek çoğu zaman iç politika malzemesi yapılmıştır. Suriye'den gelen mültecilere Hükûmet açık kapı politikası izlemiş; hiçbir etnik, dinî ya da kültürel ayrıma tabi tutulmadan, zor durumda olanları her fırsatta kabul etmiştir. Türkiye'deki kamplarda hayat koşulları ve sağlanan yardımlar uluslararası camiada sıkça övgü almaktadır. Kamplar altyapı, eğitim, sağlık kampüsleri, gıda ve gıda dışı kampüsler, güvenlik sistemleri ve bilişim altyapısıyla Birleşmiş Milletler standartlarının çok üstünde bir niteliğe sahiptir.

Kilis'teki sivil toplum, yerel halk ve yönetimin savaş nedeniyle buraya sığınan Suriyeliler için düzenlediği çeşitli kurslardan çocuklar için eğlence organizasyonlarına, Kilis Üniversitesi öğrencilerinin gönüllü girişimlerinden sağlık, eğitim gibi Suriyeli misafirlere verilen ücretsiz hizmetlere kadar dünya basınında yer bulan örnek insani faaliyetler, kentin Nobel Barış Ödülü adaylığında uluslararası desteğin artmasını sağlıyor.

Suriye'de iç savaşın patlak vermesiyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan Suriyeliler için ülkemiz en çok sığınılan ülke durumundadır. 9 milyar doları aşkın bir kaynağı mülteciler için kullanan ülkemizde bugün 2 milyon 743 bin civarında Suriyeli göçmen bulunuyor. Göçmenlerin 283 bine yakını onlar için oluşturulan yüksek standartlardaki 26 geçici barınma merkezinde ikame etmektedirler. Küçük birer şehri andıran merkezlerde, alışveriş merkezlerinden okul, kreş, kurs ve hobi alanlarına, spor olanaklarından ücretsiz sağlık birimlerine kadar her bir detay yer almaktadır. Bu kampların en büyüklerinden biri Kilis ilimize bağlı Öncüpınar mevkisinde bulunmaktadır.

Konuşma sürem bitiyor ama şunu söyleyeyim: Yani Kilis dünyaya önemli bir örnek sunuyor. Kendi yerli nüfusundan fazla mülteci barındırıyor...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER SERDAR (Devamla) - ...ve kardeşlik duygusuyla, ensar saikiyle bunu barındırıyor.

Bugün Meclisin yapması gereken, onur madalyasını da Kilis'e vermektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)