Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:69
Tarih:07/04/2016


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HASAN TURAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Genel Kurulumuzda bulunan bütün milletvekillerimizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi en kalbî muhabbetlerimle selamlıyorum.

Bu münasebetle, tabii, bugün Regaip Kandili, grup başkan vekillerimiz başta olmak üzere, söz alan vekillerimiz milletimizin Regaip Kandili'ni kutladı, ben de üç ayların başlangıcı olan Regaip Kandili'ni kutluyorum. Başta milletvekillerimiz, bizleri izleyen aziz milletimiz ve Âlemiislam için hayırlara vesile olmasını yüce Rabb'imden niyaz ediyorum.

Bu Regaip Kandili'nin, ülkemiz başta olmak üzere İslam âlemi ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını yüce Rabb'imden niyaz ediyorum.

Yine, bugün, bu hafta Polis Haftası. Bütün polislerimizin bu güzel haftasını aileleriyle birlikte kutluyorum. Başta polislerimiz olmak üzere -asker ve polislerimiz- bütün güvenlik kuvvetlerimizi, ülkemizi ve milletimizi savunmak için canını feda eden şehitlerimizi bu vesileyle ve... Bu aziz vatanı, Mehmet Akif'in de en güzel şekliyle ifade ettiği veçhile "Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı / Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı." diye güzel ifade etmiş. Bu aziz vatan bizlere şehitlerin emaneti. Bu cennet vatanı bizlere emanet eden bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Tabii, Halkların Demokratik Partisinin, özgürlüğü sözde kısıtlanan basın mensuplarıyla ilgili vermiş olduğu önerinin aleyhine söz almış bulunuyorum. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Sık sık burada tekrarlanan, gerek Cumhurbaşkanımızın gerek Başbakanımızın gerek grup başkan vekillerimizin ve partimizden söz alan bütün kardeşlerimizin zikrettiği, altını özellikle çizdiği bir hakikat var, özellikle resmî kurumlarımızdan almış olduğumuz rakamlar da var, bu hakikat şu: Şu anda cezaevinde çeşitli gerekçelerle yatan 61 civarında basın mensubu olduğunu iddia eden arkadaşlarımız var. Bu arkadaşların hiçbirisi basın özgürlüğünden, basınla ilgili bir suç işlemekten, düşüncesini ifade ettiği için hapiste değiller. Yukarıdan aşağı sayacak olursak -örgütlerin reklamını buradan, aziz milletimizin kürsüsünden yapmak istemiyorum- yasa dışı sol örgütler başta olmak üzere çeşitli gerekçelerle kurulmuş örgütlerin propaganda bültenlerinin mensubu olan bu kişiler, bu eylemleri dolayısıyla hapse girmiş ama buraya gelen muhalefet sözcüleri ne hikmetse onları, sanki düşünce izhar etmiş de bu ülkede, o düşüncelerinden dolayı hapse atılmış gibi takdim ediyor. Bu bir kandırmacadır.

Bu önergenin içinde, inceledim, bir tek anlamlı söz buldum; ünlü Alman -benim Nuri Pakdil'in olarak bildiğim- "Savaşlarda önce gerçekler ölür." sözü var ya tek doğru yer orası. Evet, savaşlarda gerçekten gerçekler ölür. Sizin propagandanızın dili -grup başkan vekilimizin de sık sık vurguladığı gibi- kullandığınız diskur maalesef hakikatleri ters yüz eden bir dil. Gerçekleri ters yüz ediyorsunuz ve millete buradan öğretmeye çalışıyorsunuz; konuşuyorsunuz. Şu kürsüde çok rahatça hakikatleri ters yüz ederek kullandığınız dil bile ülkedeki demokrasi ve düşünce özgürlüğünün ne kadar geniş olduğunu gösterir, bizzat burada kullandığınız dil.

Bu ülkede, özellikle hepimizin bildiği "Kürtçe albüm çıkarmak istiyorum." dediği için bugün ittifak hâlinde beraber çalıştığınız bazı yayın organları, benim de severek dinlediğim Ahmet Kaya için "şerefsiz" nitelendirmesi yaparak kovmuşlardı. Onları, arkasından saygıyla yâd edip hürmetle tazim eden bizler olduk, Cumhurbaşkanımız başta, bizim siyasi hareketimizin liderleri oldu. Geçmişte, yurt dışında yaşayıp da özellikle Kürt siyasi hareketinin içinde bulunan Kemal Burkay'dan tutun da Şivan Perwer'e kadar, sanatçısından gazetecisine, düşünce adamından siyasi hareket liderine, hepsi AK PARTİ döneminde bu ülkeye geldi. Demokrasinin önündeki engeller, düşünce özgürlüğünün önündeki engeller, o çıkardığınız, burada zikrettiğiniz "v"yi "w" olarak kullanıp kullanmama özgürlüğünüz bile AK PARTİ döneminde, AK PARTİ'nin düşüncenin önünü açan, çıkardığı yasalar sayesinde oldu. Gerçi, siz bunları zaman zaman çarpıtarak "Biz mücadele ettik, aldık." diyorsunuz ama siz öyle yapmadınız. Biz demokrasiye, düşünce özgürlüğüne inandığımız için öyle yaptık. Hani, ünlü Fransız düşünürünün meşhur bir sözü var ya, diyor ki: "Düşüncelerinize katılmayabilirim ancak onları izhar etmeniz için gerekirse canımı feda ederim." Biz de o düşünceye inandığımız için aynen öyle yaptık.

Adaletin mülkün temeli olduğunu içselleştirmiş bir topluluğun bireyleriyiz, herkes için adalet istiyoruz, kendimiz için değil. Ancak, adalet isterken düşüncenin sınırının bir başkasının özgürlüğünün başladığı yer olduğunu hepimiz biliyoruz, hem biz biliyoruz hem bu ülkede yaşayan herkes biliyor, sadece kendi ülkemizde değil.

Anayasa'mız düşünce özgürlüğünü teminat altına almıştır ancak düşünce özgürlüğünü, bizim Anayasa'mız teminat altına aldığı gibi, bütün devletlerin hukukları, bütün beşerî hukuklar, o düşünce özgürlüğünün bittiği sınırı, kamu güvenliği, toplum güvenliği, devlet sırları gibi birtakım düzenlemelerle sınırlandırmıştır. Bunları bildiğiniz hâlde, bunları gördüğünüz hâlde "Laf olsun, torba dolsun." babından, "Tutanaklara geçsin.", "Biraz da örgüt propagandası yapalım." diye önergeler veriliyor. Önergenin aleyhinde konuşmuyorum, bütünüyle reddediyorum. Çünkü bu ülkede, milletin Meclisine gelip de örgüt propagandası yapanların lehinde önerge vermek bile... Bu kadar özgürlük dünyanın hiçbir yerinde yok. "Wikileaks" belgelerini açıkladı diye dünyada kendisine yer arayan, mekân arayan bir sürü gazeteci, düşünce adamı kılıklı insanları hep beraber biliyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Ahmet Kaya da öyleydi.

HASAN TURAN (Devamla) - Nerelerde yaşadıklarını biliyoruz. Ancak, buna rağmen hâlâ tutup da gelip burada örgüt propagandası yapmak, hele hele yabancıların sözcülüğünü yapmak... Cumhurbaşkanımızın Amerika'daki -malum, biliyorsunuz- bir ziyaterinden önce Batılıların ağzıyla "Gidecek mi gitmeyecek mi; başına bir şey gelir mi, gelmez mi?" gibi bir ötekileştirici dil kullanarak kendi ülkesinin Cumhurbaşkanına burada bir tezvirat kampanyası yapıldı. O yetmiyormuş gibi "Orada, gittiği ülkenin liderleri görüşecek mi, görüşmeyecek mi?" Ya, görüşür, görüşmez, biz çadır devleti değiliz, bin yıllık bir imparatorluk bakiyesi olan devletiz. Bir devletin cumhurbaşkanı o milletin onurudur, o onura bütün milletin fertlerinin sahip çıkması gerekir. Ne oldu? Arkamızdan bir şey demişler, bu ülkede düşünce özgürlüğüyle ilgili birtakım sınırlamalar varmış. Peki, ne oldu? Aynı şey, radyo düğmesi gibi o egemenler oradan basınca buradan bazıları konuşmaya başlıyor. Kardeşim, siz kimden yanasınız? Bu ülkenin millî birliği ve bütünlüğünün yanında mısınız, onun karşısında mısınız?

Terör örgütlerinin propagandasını yapan gazeteci kılıklı, siyasetçi kılıklı, sivil toplum örgütü yöneticisi kılıklı, çeşitli kılıflara ve kılıklara giren insanları desteklemek terör örgütlerine yardım ve yataklık etmektir. Biz bunu şiddetle kınıyoruz. Şu günlerde, özellikle Regaip Kandili günündeyiz, milletimizin birbirine daha çok yaklaşması, "terör" denilen bu illetten kurtulmamız için bütünleşmemiz ve kucaklaşmamız gerektiğine inanıyoruz. Silahları bırakalım. Ülke hepimizin ülkesi, hepimiz aynı gemide yaşıyoruz. Eğer bu gemi su alır ve batarsa hiçbir kimse garanti edemez ki kendisi zarar görmesin ve boğulmasın. O yüzden herkesin aklını başına alması gerekir. Ülke üzerimizdeki çatıdır, çatı çöktüğü zaman herkes bu çatının altında kalacaktır. Emperyalistlerin, küresel istikbârın ekmeğine yağ sürmeyelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN TURAN (Devamla) - Bu yağ sürenler onların Truva atıdır, onların sözcülüğünü yapan kişilerdir.

O anlamda, önergenin reddedilmesini ifade ediyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)