Konu:Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:67
Tarih:05/04/2016


Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Aziz Atatürk'ten, cumhuriyetimizin kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk'ten bir pasaj okumak istiyorum: "Bozgunculuk yapacak insanlara hoşgörü ve büyüklük göstermek bir milletin mutluluğuna, şerefine, namusuna göz dikmiş insanlara hoşgörü göstermek demek olur ki, hiçbir zaman hiçbir kişi buna müsaade edemez. Hiç kimse buna müsaade etme hakkına sahip değildir ve siz de olmamalısınız." diyor Gazi Meclise hitaben Büyük Atatürk bir ifadesinde. Bunu zamanın ruhuna uygun bir ifade olarak bulduğum için yüce Meclisle paylaşmak istedim.

Değerli milletvekilleri, üzerinde söz aldığım konu para cezalarının uygulanmasıyla ilgili. Nedir bu? İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuyla ilgili konularda ihlalin görüldüğü birimlere bin lira ile 15 bin lira arasında para cezası uygulanabilir. Şimdi, bu, para cezasını uygulama ve yaptırımda bir hak, statü elde etmek için elzemdir belki ama buradaki cezayı uygulama noktasında olan, prosedürü yerine getirmek durumunda olan bürokrat ile uygulayıcı arasındaki münasebet ve onları karşı karşıya getirme probleminin varlığı da aşikârdır. Aslına bakarsak bu kurulun varlığı... Bizim Avrupa standartlarıyla alakalı oluşturmamız gereken kurumlardan bir tanesi olduğu için mi yapıyoruz biz bunu, yoksa gerçekten, bu kurul üzerinden Türkiye'deki insan hakları ihlalini samimiyetle denetleyerek bir müeyyide, bir yaptırım mı yapacağız? Eğer buysa kaygımız, bundan önce yapmamız gereken işler olduğunu düşünüyoruz biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak.

Nedir bundan önce yapılması gereken işler? Bizim temel değerlerimizle alakalı, müktesebatımızda var olan değerler eğitimi konusunda neredeyiz? Millî eğitimden başlayın kültür politikalarına kadar gündelik yaşam pratiklerindeki insan haklarının her geçen gün âdeta bir kültürel şizofreniye gittiği ortam yaşanıyor. "Bunun arkasındaki sosyolojik, siyasi, ekonomik ve kültürel politikalar neler ve bu travmanın üstesinden nasıl gelebiliriz?"i öncelikli olarak tartışmamız ve insan hakları ihlalini kendi müktesebatımızın üzerinden hareketle en aza indirgememiz ve kalkıp ondan sonra rahatlıkla "Biz de bir zamanlar millet hem de ne milletmişiz. Gelmişiz dünyaya, milliyet nedir öğretmişiz." ifadelerini sadece retorik olarak kürsülerde konuşmak değil politik olarak da uygulamakla mükellefiz.

Evet, muhafazakâr ve demokrat bir iktidara bunlar yakışır ama bu işlerin neresindeyiz, karnemiz ne durumda? Baktığımızda, kürsülere çıktığımızda çok rahatlıkla "Dinimiz İslam, Müslümanlığı kabul etmesiyle kölelikten hürriyetine kavuşan Bilal ile Ebu Cehil'in aynı safta durmasını ve aynı haklara sahip olmasını emreder." deriz.

Bir gün Müslüman olmak için Hazreti Peygamber'imizin huzuruna gelen zat titremeye başlayınca, Efendimiz: "Korkma, ben hükümdar değilim. Kureyş'ten kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum." demiştir.

Şimdi, bu anlayıştaki bir dinin mensubu, bir mütedeyyin Müslüman ve muhafazakâr elbette "Peygamber gurura kapıldı ama biz aynı hatayı yapmayacağız." deme gafletinde bulunamazdı tabii ki. İşte, bu hataları yapmayacaksınız arkadaşlar, yapmamalıyız arkadaşlar. Bizim köklerimizde var olan değerleri değerler eğitimiyle yeni nesle aktarabilme, aile müessesesini koruyabilme hususunda samimi olmalıyız. Samimiyetle ve kaygıyla yola çıktığımızda insan hakları ihlalinin, kadına şiddetin, çocuklara tacizin nasıl bu manada azaldığını zamanla göreceğiz.

Bütün bunların hepsini siz yaptınız demiyoruz. Toplum Türkiye'de gelenek ve modernitenin arasına sıkışmış, her türlü sosyal tabakayı, popüler kültürü, arabesk kültürü, yüksek kültürü, halk kültürü "WinZip"leşmiş bir hâlde yaşıyor. Hasta oluyoruz hasta.

Bu hastalığa toplu bir çözüm üretmek durumundayız diyor ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)