Konu:Bediüzzaman Said Nursi'nin vefatının 56'ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
Yasama Yılı:1
Birleşim:60
Tarih:23/03/2016


Bediüzzaman Said Nursi'nin vefatının 56'ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

SAİT YÜCE (Isparta) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çok değerli sayın milletvekilleri, bundan elli altı yıl önce bugün ebediyete uğurladığımız büyük İslam âlimi Bedîüzzaman Said Nursi'yi, bugüne ve geleceğe ışık tutan çok önemli bir özelliğiyle burada anmak istiyorum. O, birleştiren adam idi; o, kalpleri Allah inancında ve Allah muhabbetinde birleştirmişti. Bu muhabbet halka halka yayıldı ve dünyanın dört bir tarafında...

BAŞKAN - Sayın Yüce, bir saniye.

Sayın milletvekilleri, lütfen uğultuyu keselim, yerlerimize oturalım. Sayın hatip kürsüde.

Buyurun Sayın Yüce.

SAİT YÜCE (Devamla) - Evet, o, kalpleri Allah inancında ve Allah muhabbetinde birleştirmişti. Bu muhabbet halka halka yayıldı ve dünyanın dört bir tarafında iman kahramanları, muhabbet fedaileri olarak meyve verdi. O, dini ve dünya hayatını birleştiren adamdı. Ondan ders alanlar hayata daha bir canlılıkla sarılıyorlar ve dünyalarını imar ettikleri gibi, bu dünya hayatı uğrundaki çalışmalarını ahiret hayatlarına bir sermaye yapıyorlardı.

"Kabir var, hiç kimse inkâr edemez, herkes ister istemez oraya girecek. Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun?" diyerek insanın asıl vazifesinin ebedî hayatı kazanmak olduğunu her vesileyle belirtmiştir. Kendisini ziyaret eden demir yolu işçilerine "İnsanların yollarını yapıyorsunuz, namazlarınızı kılsanız bütün bu çalışmalarınız ibadet hükmüne geçer." diyordu. Aynı şekilde, havacı subay ve astsubaylara rastladığında "Bu uçaklar hem insanlığa hem İslamiyet'e büyük hizmet edecekler ama namazlarınızı mutlaka kılın." diye onlara nasihatlerde bulunuyordu.

O, fenleri ve dinî ilimleri birleştiren adamdı. Ayrı kaldıkları takdirde, birinden hile ve şüphe, diğerinden taassup doğacağını söylüyor, yeni yetişen nesillerin her iki bilgi kaynağıyla yani fen ilimleri ve din ilimleriyle mücehhez, bir arada bir şekilde yetiştirilmesi gerektiğini anlatıyordu.

Bediüzzaman Said Nursi, insanları Kur'an ve sünnette birleştiren adamdı. Her yaştan, her çevreden, her cinsten, her inançtan insanları doğrudan doğruya Allah'ın kitabına ve Allah'ın elçisine çağırdı. Onun eserlerini okuyanlar, kendilerini Kur'an'ın nuruyla ve Resulullah'ın muhabbetiyle kuşatılmış bulurlar ve girdikleri o nurlu ve muhabbetli âlemden bir türlü çıkmak istemezlerdi. Dönemin bütün baskılarına rağmen insanların 55 dünya diline çevrilen "Risâle-i Nûr"lar etrafında kenetlenmesi işte bu yüzdendi.

O, doğusuyla batısıyla bütün bir ülkeyi, hatta bütün İslam âlemini birleştiren adamdı. Milleti parçalayarak birbirine düşürmeyi amaçlayan ve dış mihraklar tarafından tahrik edildiklerinde şüphe bulunmayan ırkçılık akımlarına en küçük bir müsamaha göstermez, gösterilmesini de istemezdi. 9 Kasım 1922 tarihinde bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde resmî hoş âmedîyle karşılandı. Birinci Dünya Savaşı'nda gösterdiği kahramanlıklar ve İstanbul'un İngilizler tarafından işgal edilmesine karşı verdiği o kuvvetli mücadeleden dolayı Mustafa Kemal ve arkadaşları Bediüzzaman Said Nursi'yi bu Meclise davet ettiler, hoş âmedî merasimiyle bir konuşma yapmasını istemişlerdi. Bediüzzaman'ın bu Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmanın ilgili bölümünü, bugün için de son derece önemli olan o bölümünü sizlere aktarmak istiyorum. Şöyle diyor: "Ben Van'da iken hamiyetli Kürt bir talebeme dedim ki -yani, 1920'den önceki dönemi kastediyor- 'Türkler İslamiyet'e çok hizmet etmişler. Sen onlara ne niyetle bakıyorsun?' Dedi: 'Ben Müslüman bir Türk'ü fasık bir kardeşime tercih ediyorum. Belki babamdan ziyade ona alakadarım çünkü tam imana hizmet ediyorlar.' Bir zaman geçti, Allah rahmet eylesin, o talebem ben esaretteyken İstanbul'da mektebe girmiş. Esaretten geldikten sonra gördüm, bazı ırkçı muallimlerden aldığı aksülamelle, o Kürtçülük damarıyla başka bir mesleğe girmiş. Bana dedi: 'Ben şimdi gayet fasık, hatta dinsiz de olsa bir Kürt'ü salih bir Türk'e tercih ediyorum.' Sonra ben onu birkaç sohbette kurtardım. Tam kanaati geldi ki Türkler bu Milletiislamiye'nin kahraman bir ordusudur. Ey sual soran mebuslar -bu Mecliste söylüyor bunu Bediüzzaman- Şark'ta 5 milyona yakın Kürt var -o günkü rakamlarla- 100 milyona yakın İranlı ve Hintliler var, 70 milyon Arap var, 40 milyon Kafkas var. Acaba, birbirine komşu, kardeş ve birbirine muhtaç olan bu kardeşlere..."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAİT YÜCE (Devamla) - Son cümle Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Yüce, tamamlarsanız... Çünkü hiç açmadık, adaleti gözden kaçırmayalım.

SAİT YÜCE (Devamla) - Tamamlıyorum, peki; son cümlesi.

"Acaba birbirine komşu, kardeş ve birbirine muhtaç olan bu kardeşlere, bu talebenin Van'daki medreseden aldığı dersidinî mi daha lazım veyahut o milletleri karıştıracak ve ırktaşlarından başka düşünmeyen, uhuvvetiislamiye'yi tanımayan, sırf ulumufelsefeyi okumak ve İslami ilimleri nazara almamak olan bu merhum talebenin ikinci hâli mi daha iyidir, sizden soruyorum."

Aramızdan maddeten ayrılışının 56'ncı yıl dönümünde bu büyük İslam âlimini rahmetle anıyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)