Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:59
Tarih:22/03/2016


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

SAİT YÜCE (Isparta) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, HDP grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubu adına görüşlerimi paylaşmak üzere huzurlarınızdayım.

Mezarlar ve mezarlıklar toplumsal hafızanın sembol mekânları arasında yer alır. Dahası, toplumun ölüme ve ölülere karşı acısını da ortaya koyar. Şehitlikler, bu açıdan, tarihî hafıza üzerinden ortak kimlik oluşturmanın araçlarından biridir. Çanakkale'deki çeşitli yerlerdeki şehitlikler bize bu konuda yeterli fikir verir.

Osmanlı toplumu ölüm hakikati ve ahiret inancıyla barışık bir toplum olduğu için, mezarlıklar cami hazirelerinde ve insanların yaşadığı mekânlarda kendilerine yer bulmuşlardı. Ölüm gerçeğini günlük hayatın dışına itmek isteyen tek parti laisizmi hemen her yerde şehir mezarlıklarını yok etti maalesef. Gözden ırak olanın gönülden de ırak olacağını düşünerek ölümün sorduğu soruları; "Necisin? "Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun? Dünyadaki insanın asıl vazifesi nedir?" gibi soruları böylece hayatın dışına atmaya çalıştılar. Fakat "Her nefis ölümü tadacaktır. Ey insan! Sen alâküllihâl öleceksin." hakikatinden kaçamadılar. Mezarlıkların ve mezarların korunması tarihî süreklilik açısından önemli olmakla birlikte, sembol isimlerin mezarları kimlik inşa araçları olarak kullanılmaktadır.

HDP'nin önerisinde söz edilen 3 ismin de birleştirildiği ortak kimlik Kürtlük. Bugün mezarlarının yerleri bilinmeyen bu insanlar elbette öyleler ama bu isimlerin Kürt milliyetçiliğinin sembol isimleri olarak kurgulanmaları ve bunlar üzerinden milliyetçiliğin beslenmesini pozitif bir yaklaşım olarak görmüyorum ve görmüyoruz.

Said Nursi'den Saidi Kürdî çıkar ama Saidi Kürdi'den Said Nursi çıkmaz. Öcalan'ın bu Said'lerle ilgili hem "gerici" hem "İngiliz ajanı" diye beyanları var. O zaman, bu öneriyi veren arkadaşların Öcalan'la da herhâlde hesaplaşmaları gerekir diye düşünüyorum, kayıtlarda var bunlar. Bu yüzden...

MEHMET METİNER (İstanbul) - "İngiliz iş birlikçileri" diyorlar.

SAİT YÜCE (Devamla) - Diyorlar tabii. "İngiliz iş birlikçisi" diyor, "gerici" diyor; Öcalan'ın böyle ifadeleri var. Bu öneriyi verenlerin bu noktada da bir izahta bulunmalarını bekleriz doğrusu.

Evet, bu yüzden Kürt milliyetçilerinin Said Nursi'den ellerini çekmeleri ve onu siyasi bir araç olarak kullanmaktan vazgeçmeleri ahlaki bir sorumluluktur. Said Nursi sadece Kürtlerin değil, Türkiye'nin, hatta Âlemiislam'ın çimentolarından biridir ve öyle de kalacaktır.

O günün, tek partinin baskı ve zulüm ortamının yöneticileri insanlığa, İslamiyet'e, kardeşliğe yakışmayan vahim hatalara imza atmışlardır. Biz yakın tarihimizdeki bu kabul edilemez zulüm ve yanlışlıkları sonuna kadar reddediyoruz. Sebep olanların hem milletimiz nezdinde hem de Allah indinde hesap vereceklerine inanıyoruz. O zulümleri yapanlar bu insanların dirisinden rahatsız oldukları gibi ölüsünden, naaşından, kabirlerinden de rahatsızdılar; mezarlarını bu yüzden de kaybettiler.

Şeyh Sait 29 Haziran 1925'te idam edildi. Gerçi İsmet İnönü'nün hatıratında, Şeyh Sait'in İngilizlerden destek aldığı, onlara ajanlık yaptığıyla ilgili bir belge bulunamadığı şeklinde İsmet İnönü'nün de ifadeleri var. Seyit Rıza 15 Kasım 1937'de isyan gerekçesiyle idam edilmiş, naaşı yine Şeyh Sait gibi bilinmeyen bir yere nakledilmiş.

Bediüzzaman Said Nursi 23 Mart 1960 yılı ramazan ayının bir Kadir Gecesi'nde Urfa'da Hakk'ın rahmetine kavuştu ve hemen arkasından -malumunuz- 27 Mayıs darbesi oldu. 27 Mayıs darbesinin failleri onun mezarının da çok itibar göreceği endişesiyle defninden yüz on bir gün sonra yani 12 Temmuz 1960'da bir gece yarısı Urfa'da sokağa çıkma yasağı ilan ederek ve Urfa'nın etrafını zırhlı birlikler ve tanklarla çevirerek, kabrinin mermerini kırarak askerî bir uçağa yükleyip bilinmeyen bir yere götürdüler. Çok şükür o günler geride kaldı.

Bediüzzaman Said Nursi kendisine yapılan zulümlere ve işkencelere, hapis ve sürgünlere karşı talebelerine hep şöyle seslenmişti: "Onlar yanlış yapıyorlar -yani kendisine zülüm, işkence yapan, sürgün edenler- zındıka komitelerinin tahrikiyle böyle yapıyorlar, siz onlara karşı intikam beslemeyin. Bizim vazifemiz müspet harekettir, menfi harekete asla iznim yoktur; bizler asayişin manevi bekçileriyiz." Onun eserlerini okuyanlar hiçbir menfi harekete karışmamıştır, ülkesini terk etmemiştir; "Bu zamanda cihat manevidir." diyerek silaha, zora, baskıya başvurmadan İslam'ın, imanın ve hürriyetin güzelliklerini insanların kalplerine ve gönüllerine hitap ederek anlatma yolunu tercih etmiştir. Nitekim bu tercihinde haklı çıkmış, milyonlarca insanın imanının ve ebedi hayatının kurtulmasına vesile olmuştur. Başka ülkelerde yaşanan büyük kargaşaların bizim ülkemizde çıkmasına da mani olmuştur.

Bediüzzaman Said Nursi'nin mezarının bilinmemesi medyada her zaman polemik konusu oldu. Bediüzzaman'ın bu konuda net izahları ve vasiyetleri de var. Bu konuda sık sık bunun gündeme getirilmesi, aynı zamanda 27 Mayıs ihtilalcilerinin Said Nursi'nin kabrini kanunsuzca ve gizlice açıp taşımasını tabii ki hiçbirimiz desteklemiyoruz, böyle bir şeyi kabul edemeyiz; bunu yapanlar suç işlemiştir. Ancak sevenleri ve akrabaları, Said Nursi'nin "Mezarım bilinmesin." vasiyetinin kaderin izniyle zalimler eliyle yerine getirildiğine inanıyor, bu da böyle bir şey. Nitekim, Kur'an-ı Kerim'de Bakara suresi 181'inci ayette "Vasiyeti işittikten sonra değiştiren olursa günahı değiştirenin boynunadır." Yani, Kur'an-ı Kerim'de vasiyete bu kadar önem veriliyor, vasiyeti değiştirenin büyük günah işlediği söyleniyor. Nitekim, Nursi'nin vasiyetinde de, eserlerinde de var: "Benim kabrim gayet gizli bir yerde. 1-2 talebemden başka hiç kimse bilmemek lazım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum çünkü dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor. Elimi öptürmek bana tokat vurmak gibi geliyor." gibi vasiyetleri var. Vasiyeti gereğince öncelikli konular arasında yer almıyor.

Bediüzzaman'ın kendi vasiyeti açısından bakıldığında, onun bir mezar yeri problemi yoktur. Ömrü boyunca lider kültünden uzak duran Bediüzzaman'ın davası şahsını değil, iman hizmetini merkeze alır. Baki hakikatlerin fâni şahsiyetler üzerine bina edilemeyeceğini ifade eder.

Afyon savcısının hapishane bahçesinde küçük kızını gördükten sonra, kendisine zulüm yapanlara karşı da "Onlara haklarımı helal ediyorum." der.

Bu mülahazalarla, bu önerinin yapıcı değil, ayrıştırıcı bir nitelik taşıdığını ve Kürt milliyetçiliğine sembolik kazanımlar sağlamayı amaçladığını düşünüyorum. Öneriye "ret" oyu vereceğimizi belirtiyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)