Konu:Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Elektrik Enerjisi Mübadelesi İle İlgili Olarak Ortaya Çıkan Borca İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:58
Tarih:10/03/2016


Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Elektrik Enerjisi Mübadelesi ile İlgili Olarak Ortaya Çıkan Borca İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 176 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında HDP Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti yeni bir devlet, yeni bir siyasal yapı biçiminde tarih sahnesine çıktığında, bu yeni yapı eski toplumsal yapı üzerinde doğmuştur. Nasıl kurtaracağız Osmanlı Devleti'ni derken yaratılan cumhuriyet, kuşkusuz, Anadolu'da yaşayan halkların emperyalist saldırıya karşı ortak kurtuluş mücadelesinin bir sonucudur. Ancak, halkların beklediği ve ortak vatan şiarına dayalı cumhuriyet projesi tam anlamıyla büyük eksiklikler içermiş ve tam da bir karşılık bulamamıştır. İslamlaştırma ve Türkleştirme projesi kısa zaman aralığında sürece dâhil edilerek büyük bir asimilasyon politikası hayata geçirilmeye başlanmıştır. Bu süreç, doksan yıldır halkların itirazına ve mücadelesine rağmen devam etmektedir.

Yaşanılan süreçte İslam'ın siyasallaşmasında en önemli kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı, tamamen bir inancın egemen olduğu, Sünni dinsel yaşamı disipline eden bir kurum olarak, yan kuruluşlarıyla, diğer kurumlarıyla birlikte toplumsal barışa zarar verecek düzeye ulaşmıştır maalesef. Egemen Sünni Osmanlı devlet geleneğini devralan cumhuriyetin ilk yıllarında, 18 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 442 sayılı Köy Kanunu'nda köy tüzel kişiliği hukuk tanımından çıkarılarak, maalesef, yine bir inanç temelinde yorumlanmıştır. Söz konusu kanunun 2'nci maddesinde köy tanımı şöyle yapılmaktadır değerli milletvekilleri: "Cami, otlak, yaylak, baltalık gibi orta malları bulunan ve toplu veya dağınık evlerde oturan insanlar bağ ve bahçe ve tarlalarıyla birlikte bir köy teşkil ederler." Yani, içinde cemevi olan, kilise olan köyler köy tanımının dışına çıkarılmış. Camisi olmayan köyler köy tanımı dışında tutulmuş, başka bir deyişle işte, Ezidi köyleri, Süryani köyleri, Hristiyan köyleri, Alevi köyleri bu tanımın dışında tutulmuştur. Yani, burada tüzel kişiliğin Sünni bir bakışı söz konusudur, tüzel kişilik kabul edilmemiştir.

Yine, 1924 yılında çıkarılan 442 sayılı Köy Kanunu'nun 13'üncü maddesinin "Köylünün mecburi işleri şunlardır" başlığı altındaki 14'üncü fıkrasında şöyle diyor: "Köyde bir mescit yapmak (yeniden yapılacak ise köy meydanının bir tarafına yapılacaktır.)" Böyle bir ibare var, bu şekilde tanımlanmış. Burada da, yine, egemen Sünni bir devlet anlayışı açıkça ortaya konmuş. Alevi ve İslam olmayan yerleşim yerlerine cami yapımının yasal dayanağı oluşturulmuş ve Alevi köylerine de yapılan caminin yasal dayanağı 442 sayılı Köy Kanunu'dur. Bu kanunun değişikliğine ilişkin, bu kanundaki istemimiz bir yasa teklifi şeklinde verilmiş ama hâlâ bir sonuç almış değiliz.

Değerli milletvekilleri, yine imar affı olarak bilinen 2981 sayılı Yasa'da camilerden bahisle yer tahsisinin nasıl yapılacağı açıklanmıştır. Bu yasanın bazı maddelerini değiştiren 3290 sayılı Kanun'da cami yeri olarak işgal edilen kamu şahıs arazilerinin bedelsiz olarak tescili öngörülmektedir.

Taşınmazların hukuki ve geometrik durumunu belirlemede kullanılan 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nda "Kamu malları" başlığı adı altında madde 16'da namazgâh, cami gibi yerlerin devletin yerleri oldukları ve yapılacak olan kadastro çalışmalarında ilgili tüzel kişilik adına tescilini öngörmüştür. Ayrıca, burada şunu belirtmek gerekir ki bu tür malların tespit ve tescil edilmiş olmaları onların kamu malları olmalarını da değiştirmez. "Bu durum tespit ve tescilin sadece onların korunmasını amaçlamaktadır." denirken camiye ait alanların tescilini bir kamu alanı olarak değerlendirerek gene Sünni anlayışın egemenliği ortaya konmuştur.

Açıkça görüleceği üzere Sünni devlet anlayışının Alevi ve Sünni olmayan diğer inanç gruplarını hiçe sayarak, onların mülkü üzerinde kendi mezheplerinin binalarını inşa ettirerek mülkiyet hakları ihlal edilmiştir. Kendi onayları alınmadan mülkiyet hakları üzerinde maalesef tasarrufta bulunulmuştur.

Değerli milletvekilleri, 1 Kasım 1922 tarihinde biliyorsunuz Osmanlı Devleti'nin resmîliği son bulmuş ve Büyük Millet Meclisi tarafından "gerici ve dinci yapılara karşı savaş" adı altında bir mücadele verilmişti.

20 Kasım 1925 tarihli ve 677 sayılı Yasa'yla Alevilerin tekkeleri de kapatılarak çok önemli bir kurum olan dedelik kurumu da yasaklanmıştır. Ancak, söz konusu yasa cami ve mescitleri kapsam dışında bırakmıştır. Bu anlayışı, açık olarak yine bir mezhebin egemenlik kurmadaki geçmişten gelen bir çabası olarak değerlendirmek gerekiyor. Alevi yaşam biçimini günümüze ulaştıran, Aleviliğin manifestosu, nefesleri, Anadolu'nun Alevi köylerine ulaştıran, toplumsal iç sorunlarını çözen dedelik kurumunun yasaklanması, Sünni Osmanlı devlet geleneğinin cumhuriyete taşınmasından başka bir şey değildir.

Aleviliğin piri Hacı Bektaş Veli'nin dergâhı, 1 Mart 1950 gün 5560 sayılı Yasa'yla 677 sayılı Yasa'nın 1'inci maddesine bir fıkra eklenerek, devlet denetiminde olmak üzere bir müze statüsüne alınarak Alevi inancına karşı açık bir tecrit uygulanmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu uygulamalar gösteriyor ki devlet dediğimiz aygıt dinsel bir tanımlamayı yaratırken aynı zamanda toplumsal bir kopuşu, yasaklar silsilesini de toplumsal dokumuza taşımıştır. Şimdi, bu sürecin ele alınışı o günün koşulları üzerinden tartışılmakta ve tanımsız bir süreç olarak bırakılmaktadır. Aleviliğin yaşamsal varlığı, görüldüğü gibi, elbette yasalarla çözülecek kadar basit bir sorun değildir. Ancak, devletin vatandaşına yaklaşımını göstermesi, toplumsal yaraların sarılması açısından evrensel bir zorunluluktur bu durum. Önemli olan, bireyin Alevi olmasından kaynaklı bu yasaklarla yaşayıp yaşamaması da değildir, demokrasinin yaşadığımız topraklara gelip gelmemesi meselesidir.

Değerli milletvekilleri, bunları niye anlatıyorum? Bu ülkede ortak proje olan cumhuriyetin maalesef doksan yıldır kendini değiştiremediği, demokratikleştiremediği bir hususu dile getirmek için bunları anlatıyorum. Alevi inancı ve öğretisine sahip insanlar olarak bir cemevinin yasal statüye kavuşması konusunda doksan yıldır mücadele veriyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) - CHP yaptı kendi belediyelerinde, yasal bir statü kazandırdı.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - CHP neyi yaptı? Ne zaman hükûmet oldunuz, bilmiyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Belediyelerde yaptık Sayın Doğan. Belediyelere bir genelge yayınladı, bütün CHP'li belediyelerde cemevi yasal ibadethane.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Şimdi, değerli milletvekilleri, bakın, en çok beklentim de açıkça ifade edeyim... 2002 yılından sonraki demokratikleşme çabası, 28 Şubatı yaşamış, e-devlet muhtıralarını yaşamış "siyasal İslamcı yoldaşlar" desek ayıp mı olur, "İslamcı kesim"e diyelim, bu, sol literatürde olduğu için ben "siyasal İslam" diyorum...

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Bakan, eski ortaklarınla eski defterleri açıp buraya doğru konuşma.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Şimdi, sizin bu konuda çok büyük bir hassasiyet içerisinde olmanız lazım. 28 Şubat üzerinizden geçmiş. Ya, bırakın bu inançlar konusunda özgürlüğümüzü yaşayalım. Alevi inancı ve öğretisinin bir cemevi... Cemevinin ne olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Bakın, ben bir dilekçe verdim Meclis Başkanlığına, çok üzüldüm ve basına da bu dilekçemi göstermedim, dedim ki: "Bakalım, ne yapacak Meclis Başkanı?" Dilekçemizde maalesef bizi yine bir teoloji kapmasında, bir teoloji ekseninde... Nasıl bizi Ali'siz Alevilikle belli bir yere kapatmak isteyenler varsa maalesef devlet de bizi bir teoloji tartışması içerisinde bir yere kapatmak istiyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Ya, sen Bakan değil miydin, yapsaydın! Bakanlık yaptın, niye yapmadın?

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Arkadaşlar, değerli milletvekilleri; Alevilik kendi inancı ve öğretisi itibarıyla özgün bir inançtır.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Ortağınız değil mi, eski ortağınız?

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Bir yere hapsetmek, bir yerde görmek kimsenin haddine değil, bırakın, özgün hâlini yaşasın insanlar. İslam'ın sağındaymış, solundaymış, yok, arkasındaymış, "Allah, Muhammed, Ya Ali" diyen bir inancı, bir öğretiyi kim tartışabilir, neresinde olduğu artık tartışılabilir mi? Tartışılamaz. O hâlde bu sorunu bir an önce çözmemiz lazım. Nasıl çözeceğiz?

VELİ AĞBABA (Malatya) - Niye çözmedin, Bakanlık yaptın?

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Tamam, Veli Bey, siz...

Şimdi, arkadaşlar, bakın, burada, ortak vatanda bir arada bir olmanın, diri olmanın, iri olmanın koşullarını yaratalım gelin. Bu cumhuriyetin acilen -gerçekten cumhuriyet sağlam bir iradedir ama- demokratikleşmesi lazım.

Bakın, burada bizim değerli milletvekilimiz var, uçakta sohbet ettik, çok önemli bir şeye işaret etti ve ben onu da kullandım, kopyacılık yaptım, Yusuf Bey dedi ki: "Bu kuvvetler ayrılığı ilkesi yok burada.". Hakkını da teslim edeyim. Gerçekten bir oligarşik devlet düzeniyle karşı karşıyayız. Yani, bizim demokratikleşmemizi istemiyorlar. Bu oligarşik devlet düzenine karşı tüm inançlar, kim olursa olsun, farklı etnik yapılardan olabiliriz, edebiliriz ama cumhuriyet gibi bir değer yaratmışız, demokratikleşmesi için de bir çaba gösterelim. Bu demokratik çabayı bir arada hepimizin birlikte ortaya koymamız lazım. Bu demokrasi herkese lazım. Eğer siz burada diretirseniz, geriye gitmiş olursunuz.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Bunlar uçakta doğru söyler, inince şaşar, bunların böyle huyları var!

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Veli Bey, beni konuşturmadınız, bir sürü... Sanıyorum Başkan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ağbaba, lütfen, müdahale etmeyelim.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Hayır, ben doğruları söylüyorum. Uçakta doğru söylerler, yere inince şaşarlar!

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Arkadaşlar, Tekke ve Zaviyeler Kanunu'nu kaldırmak lazım, inançlara özgürlük vermek lazım.

BAŞKAN - Sayın Doğan, tamamlayın lütfen.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Aslında değerli milletvekilleri, size cemevini de anlatacaktım, cemevi nedir, tarihsel süreçteki yeri nedir, şimdiki işlevi nedir, buna zamanımız kalmadı ama bir gün yine anlatacağım size.

Burada, bu ülkede, hangi inançtan olursak olalım, hangi etnik yapıdan olursak olalım bir arada, kardeşçe, barış içerisinde yaşamanın koşullarını yaratalım. İşte "Müslüm Doğan burada şunu konuştu, hemen fezleke düzenleyelim." Böyle bir şey olabilir mi? Bu nasıl bir demokratik ülke? Nasıl bir demokratik anlayış? Nasıl bir demokratik siyaset yapma tarzı? Arkadaşlar, gelin, bu işleri bir tarafa bırakalım, bu Meclis de görevini yapsın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)