Konu:Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Elektrik Enerjisi Mübadelesi ile İlgili Olarak Ortaya Çıkan Borca İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:58
Tarih:10/03/2016


Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Elektrik Enerjisi Mübadelesi ile İlgili Olarak Ortaya Çıkan Borca İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu arada bizi televizyonları başında izleyen büyük Türk milletine de saygılarımı sunuyorum.

Geçen gün Gençlik ve Spor Bakanlığının bütçeleri görüşülürken bir konuşma yaptım. Üç bölümde konuşacağımı söylemiştim: Birincisi eleştiri, ikincisi örnekler vermek, üçüncüsü de önerilerdi. Ancak, vakit yetmediği için ilk ikisini o gün hallettik, Bakan Bey'i de biraz sıkıştırdık ama üçüncüsünü anlatamadık. Şimdi sizlere biraz bu konulardan bahsetmek istiyorum.

Tabii ki Gençlik ve Spor Bakanlığının bakan seçimi olsun, müsteşar, müsteşar yardımcıları, spor il müdürleri, bakan yardımcılığı seçimlerinde -seçilirken- biraz yandaşlık, biraz ahbap çavuş ilişkileri olduğunu söylemiştik, bunun da düzeltilmesini istemiştik. Dopingde Türkiye'nin özellikle bu son birkaç yılda yaşadığı bazı şeylerin bizi çok üzdüğünü de belirtmiştik. Tabii "Futbolda 3'üncü sıradan 53'üncü sıraya geldik." dediğimizde 2015'te Sayın Bakan "Şimdi, 2016'da 20'nciyiz" dedi. "Biz tabii ki 1'inci olmasını istiyoruz ama 2015'te 53'üncü sıraya kadar düşmüştük." dedim, Sayın Bakan onu anlamamıştı, düzelteyim onu.

Şimdi, arkadaşlar, bizim spora bakışımız, spor anlayışımız özellikle gelişmiş ülkelerden biraz daha geride. Nasıl? Şimdi, bizler spor izliyoruz hepimiz, arkadaşlar arasında sohbet ederken sohbetimiz aynen şöyle: "Hangi takımı tutuyorsun?" "Hangi maça gidiyorsun?" Ama aslında biz birbirimizle konuşurken, sohbet ederken şöyle sormamız lazım: "Hangi sporu yapıyorsun?" "Hangi sporları yapıyorsun?" Buradan da şuraya gelmek istiyorum ki eğer biz bu spor kültürünü ve spor anlayışını topluma yerleştirebilirsek ve bizim sohbetlerimizi "Hangi takımı tutuyorsun?"dan "Hangi sporu yapıyorsun?"a geçirebilirsek Türk toplumunun daha sağlıklı, daha iyi bir yere gelebileceğini söyleyebiliriz.

Tabii, eğer bu sohbeti böyle yaparsak bu, toplumda baskı da oluşturacak ve insanların spor yapma kültürü ve spor yapma alışkanlığı gelişecek. "Bana arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim." bir atasözü bu. Mustafa Kemal Atatürk'ün söylediği gibi "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur." Bu düsturla bizim bu anlayışa sahip olmamız gerekiyor.

Tabii, hepimiz profesyonel sporcu olmak zorunda değiliz ama hepimiz spor yapmak zorundayız arkadaşlar. Nasıl yapabiliriz bu sporu? Bununla ilgili bir projem var, biraz da bundan bahsedeceğim size ama ben çocukluk yıllarıma gitmek istiyorum. Ben İstanbul'da Gaziosmanpaşa'da büyüdüm, gençliğim orada geçti, meşhur Gazi Mahallesi'nin dibinde. Maalesef o zamanki dönemlerde o muhitte bulunan arkadaşların kötü alışkanlıklara daha kolay meyledebilmesi için ortam da müsaitti. Bizim evden 200 metre aşağıda Bally fabrikası vardı. Etrafımızdaki semt de -o zamanki tabiriyle biraz şey ama- kenar mahalle semti, o racona göre yaşayan bir toplum ve orada yetişen gençler arasında, maalesef o zaman, bizim dönemde kötü alışkanlıkları olan, gayrimeşruya bulaşan birçok arkadaşımız vardı. İşte, o ortamdan kendini kurtarabilen arkadaşlarımızın hepsi spor yaparak kurtuldu saygıdeğer milletvekilleri.

Hepimizin çocukları var, hepimiz belli bir standardın üstünde insanlarız, çocuklarımız iyi eğitimler de alıyor ama maalesef şu anda Türkiye'de, özellikle okullarda bu hapların çok kolay bulunabilmesi, uyuşturucunun çok rahat elde edilebilmesi pozisyonunda bizim çok dikkat etmemiz lazım, çocuklarımızı mutlaka kontrol altında tutmamız lazım. Eğer, biz "Benim çocuğum yapmaz, benim çocuğum böyle şeylere tevessül etmez." dersek büyük yanılgı içerisinde olabiliriz arkadaşlar.

Şimdi, aşağı yukarı dört yıldır, Sayın Genel Başkanımızın talimatıyla benim de başkanlığını yaptığım ekipte "Türk insanına nasıl spor yaptırabiliriz, Türk sporunu nasıl geliştirebiliriz?" adı altında bazı projelerimiz var.

Ben, geçen gün Sayın Bakanın konuşmasını samimi buldum. "Arkadaşlar, yardım edin, kimin bilgisi varsa katkı sunsun." dedi. Ben, Sayın Bakanın konuşmasından samimi olduğunu düşünüyorum ve kendisi de samimi bir şekilde davet ederse Milliyetçi Hareket Partisinin hazırladığı projeleri de Türk toplumunun ve Türk sporunun önüne koymaya da hazırız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tabii ki biz çeşitli siyasi partilerin adı altında siyaset yapıyoruz, tabii ki iktidarı eleştireceğiz, tabii ki yaptıkları eksikleri söyleyeceğiz ama bizim elimizde Türk insanı için, Türkiye için eğer hazırladığımız bazı şeyler varsa bizim bunları sunmamız gerekiyor. Ben de Milliyetçi Hareket Partisi olarak hazırladığımız bir tane projeyi sizinle paylaşmak istiyorum, eğer Sayın Bakandan samimi bir davet gelirse de devamını da getireceğimize buradan söz veriyorum Milliyetçi Hareket Partisi adına.

Atatürk'ü anlattım geçen gün. 1932 senesinde, olimpiyatları tekrar başlatan adamı Türkiye'ye davet ediyor, o yoklukta parasını ödüyor ve Türkiye'deki gençleri nasıl biz tekrardan diriltebiliriz... Savaştan çıkmış bir ülke, Kurtuluş Savaşı'ndan. Ve Millî Eğitimle beraber spor müdürlüklerini devreye sokuyor, gelen o arkadaş -Pierre de Coubertin olması lazım- bir proje hazırlıyor. O projeden de biraz ilham alarak bugünümüze uyarladığımız projemiz şu arkadaşlar:

Bugün altı yaşında ilkokula başlayan çocuklarımız bir teste tabi tutulacak; fizik yapısına göre, ailesindeki sporcu yapısına göre bir spor branşı belirlenecek; senden güreşçi olur, futbolcu olur, basketçi olur, tenisçi olur vesaire. Altı yaşında çocuğumuza da bir tane sanatsal bir branş vereceğiz; sinema, tiyatro, herhangi bir alet çalabilir, folklor oynayabilir şeklinde. Bu projede neden Spor Bakanlığıyla Millî Eğitim Bakanlığı? Çünkü okulda başlatmamız lazım bizim bunu. Şunu düşünün ki, hafta içinde saatlerce çocuklarımız okulda ilkokuldan başlayarak spor yapıyor ve sanatsal bir branşta faaliyet gösteriyor. Hafta sonu da okullar arası müsabakalar yapılıyor. Bu çocuklarımız liseyi bitirdiğinde, 18 yaşına geldiğinde on iki yıl spor yapmış olacaklar, on iki yıl sanatsal bir faaliyet gösterecekler. Peki, 18 yaşından sonra da beş sene de üniversiteyi koyarsak, 23 yaşına gelen bir birey, bir genç kardeşimiz, çocuğumuz on yedi, on sekiz sene spor yapmış olacak ve sanatsal bir faaliyet yapmış olacak. Peki, yirmi üç senenin on yedi senesinde spor yapan bir insan bundan sonra hayatı boyunca spor yapar mı? Tabii ki yapar.

Peki, geçen gün dinledik burada, sağlık harcamaları bütçesi Türkiye'nin en büyük 2'nci bütçesi. Neden? Yüzlerce, binlerce hastanemiz var, her hastaneye gittiğinizde yüzlerce, binlerce insan tedavi olmaya gelmiş. Bunun birinci nedeni arkadaşlar, spor kültürümüzün olmaması ve spor yapmamamız. Peki, 23 yaşında on yedi sene spor yapmış, daha sonraki hayatında da spor yapma ihtiyacı hissedecek olan insanlar bu kadar hastalanır mı? Bu kadar hastalanması mümkün değil arkadaşlar. Bu kadar hastalanmaz ise Sağlık Bakanlığına veya sağlık harcamalarına bu kadar bütçe ayırmaya gerek var mı? O da hayır. Peki, oraya harcanan fazla bütçenin tekrardan millî eğitime ve spora harcandığını düşünürsek, yirmi sene içerisinde Türkiye'de yeni bir jenerasyon, spor yapan, sanatsal konularla psikolojisini düzelten yeni bir toplum yaratabiliriz arkadaşlar. Onun içindir ki böyle bir projemiz var. Bunun detayları var tabii. Ben "kırmızı kaplı" dedim, bu kadar kalın bir kitap. Bunların hazırlığını yaptık.

Gelin, o zaman şöyle yapalım, hiç parti gözetmeksizin biz önümüzdeki gençliği kurtaralım, önümüzdeki gençlere yol verelim, bunları sağlıklı bir şekilde yetiştirelim.

Tabii, böyle olursa ne olacak? Bir spor kültürümüz olacak.

Bir arkadaşım bana anlattı: "İngiltere'de okumaya gittim, kafeteryada bir kızı beğendim, yanına yanaştım, 'Beraber bir şeyler içelim mi?' dedim. Bana sordu: 'Hangi sporları yapıyorsun?'"

İşte, o anlayışı biz Türkiye'de yerleştirebilirsek, o psikolojiyi yerleştirebilirsek ve spor kültürünü Türkiye'de yerleştirebilirsek, insanlarımıza spor yaptırabilirsek daha iyi düşünen, daha sağlıklı bir topluma kavuşmuş oluruz arkadaşlar.

Gene sürem bitmek üzere. Ben, dünyayı gezen, Türkiye'ye dışarıdan da bakan, çok şeyi gören bir arkadaşınızım ama üç dört aydır buradayız, 1 Kasımdan beri, gündem o kadar değişik ki sporla ilgili konuşmayı "Acaba yanlış mı anlaşılır." diye gelip konuşmuyorum. Yoksa bununla ilgili çok ciddi hazırlıklarımız var, ben de bunu Türkiye Cumhuriyeti adına, Türkiye gençliği adına sizinle paylaşmaya hazırım, samimi davetlerinizi bekliyorum.

Teşekkür ederim. (MHP, AK PARTİ, CHP sıralarından alkışlar)