Konu:11 Nolu Protokol İle Değişik İnsan Haklarını Ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:58
Tarih:10/03/2016


11 Nolu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dün bütçe görüşmelerinin sonunda Sayın Başbakan muhalefeti iş birliğine ve yardıma çağırdı. Bu yardımla ilgili düzenlemelerin bir tanesi tam şu anda görüştüğümüz uluslararası protokol: "11 Nolu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokolün Onaylanması."

Değerli arkadaşlar, Başbakanın söylediklerinden bir tanesi, Avrupa Birliğinin serbest dolaşım için bizden talep ettiği 72 kriterden birisi bu madde. Başbakan bunun geçmesini muhalefetten talep ediyor. İşte, muhalefetin, Cumhuriyet Halk Partisinin tavrını burada net olarak göreceğiz. Biz bu maddeye olumlu oy kullanacağımızı şimdiden söylemek istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, biraz önce grup olarak tümü üzerinde konuşmadık. Bunun olumlu bir davranış olduğunu hepiniz görüyorsunuz. Ancak -gelecek günlerde- kişisel verilerin korunması kanunu var, bunu da Avrupa Birliği istiyor. Bu kanunun 30 tane maddesi var ancak öyle 3 maddesi var ki bizim kabul etmemiz kendimizi inkâr anlamına gelir, bunu kabul etmemiz mümkün değil. Ancak değerli arkadaşlar, bakın, bu maddenin 3'ü de insanın dinini, mezhebini, inancını, felsefesini, cinsel tercihini, cinsel yaşamını fişleyip kayıt altına alıyor. Bunu kabul etmemizin, bunu desteklememizin mümkün olmadığını belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanun konuşulurken bu eleştiriler yapıldı, ben de tekrar ifade etmekte fayda görüyorum. Devletin görevi insanların cinsel tercihini öğrenmek değildir, devletin görevi insanların inancını öğrenmek değildir, devletin görevi insanların cinsel yaşamını fişlemek değildir. Bu maddenin bu...

Ayrıca bir itirazımız daha var bununla ilgili değerli arkadaşlar. Bakın, bu maddeye göre bir kurul oluşturuluyor. Bu kurul 7 kişilik bir üst kuruldan oluşuyor. Bu kurulun üyelerinin 4'ünü Hükûmet seçiyor, 3'ünü de Cumhurbaşkanı seçiyor. Demin söylediğim bilgileri bu kuruma nasıl emanet edebiliriz siz de bir düşünün.

Değerli arkadaşlar, bu kurul, bu seçilen, 7 kişiden oluşan kurul sadece iktidar partisine ait veya sadece iktidar partisine oy veren insanları fişlemiyor; bu, Türkiye'de yaşayan bütün Türklerin, bütün Kürtlerin, Alevilerin Sünnilerin, sağcıların solcuların bütün hayatlarını fişliyor. Şimdi, bu kurulda CHP yok, MHP yok, HDP yok yani Türkiye'de AKP dışında hiç kimse yok. Bu kurula bizim onay vermemizi istiyorsunuz. Bu, demokrasinin ruhuna da aykırı, dün Sayın Başbakanın Meclise yaptığı çağrıya da aykırı. Eğer bir uzlaşma aranacaksa bu uzlaşmanın mutlaka diğer gruplarla da yapılması gerekiyor. Biz burada söylüyoruz, eğer bir uzlaşma arar iseniz nasıl ki bu madde on dakikada geçiyor, o kanunun da on dakikada Meclisten geçeceğini bilmenizi istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, tabii, iyi niyet deyince AKP'nin bu konuda, fişleme konusunda maalesef sicili biraz kabarık. Hiç böyle bir kanun yokken, hiç size söylenmemişken, MİT'in, geçtiğimiz dönemde CHP milletvekillerini fişlediğini biliyoruz. Hangi durumlarını fişledi, niye fişledi? Onu da Allah aşkına ben merak ediyorum, Hükûmetin de bu konuda ne cevap vereceğini de doğrusu bilmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın, biz bu konuda tekrar söylüyoruz: Bu düzenlemenin hızı, hani 1 Mayısa yetiştirilmesi istenen bu düzenlemenin hızı bize bağlı değil. Bu düzenlemenin hızı AKP Grubuna bağlı. Eğer siz bu konuda uzlaşma ararsanız, bu konuda iyi niyetinizi gösterirseniz bu konuda her türlü katkıyı yapacağımızı bilmenizi istiyoruz.

Size son olarak bu konuda şunu söylemek istiyorum değerli arkadaşlar: Uzlaşmacı olun, fırsatçı olmayın, ortak aklı arayın, siz de kazanın, Türkiye de kazansın ve Başbakanın çağrısına buradan muhalefet olarak bir olumlu cevap verelim. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu sorun nasıl gündeme geldi, neden gündeme geldi? Bu, mülteci meselesiyle beraber gündeme geldi. Değerli arkadaşlar, mülteci meselesi de nasıl oluştu? Belki, şimdi buradaki konuşmalarımı çok beğenmeyeceksiniz ama maalesef, bizim uyarılarımıza rağmen, her türlü itirazımıza rağmen AKP'nin uyguladığı politika neticesinde oluştu. Bakın, AKP'nin izlemiş olduğu mezhepçi politika, AKP'nin izlemiş olduğu yanlış politika, maalesef, Türkiye'yi bir mülteci kampına çevirdi.

Değerli arkadaşlar, en çok da bizim Hükûmetin, yani AKP'nin izlemiş olduğu politika sonucunda Suriye kan gölüne döndü. Bakın, neredeyse Suriye nüfusunun yarısı kadarı yer değiştirmiş. Suriye'de savaşta tahminen 470 bin kişinin öldüğü söyleniyor, ulusal sağlık sisteminin çöktüğü söyleniyor. Mart 2011'den beri nüfusun yüzde 11'inin öldüğü, yaralananların sayısının da 1 milyonu geçtiği söyleniyor. Değerli milletvekilleri, ortalama ömür 70 iken şimdi 50'lere düşmüş. Bunun bütün sorumluluğu da Suriye'nin bu duruma düşmesine sebep olan hükûmetlerin ve devletlerindir demek istiyorum. Maalesef, biliyorsunuz, kamplarda Türkiye'nin birçok ilinde mülteci meselesi, Türkiye'nin, herkesin bağrını yakıyor.

Değerli arkadaşlar, bu sorun mutlaka çözülmelidir. Bu sorun çözülmeden, Suriye sorunu çözülmeden mülteci meselesinin altından kalkmamız mümkün değil. Ancak şunu da söylemek istiyoruz: Bu mülteci meselesi sadece Türkiye'nin meselesi de değildir, Türkiye'nin sorunu da değil değerli arkadaşlar. Bakın, bu, belki, bizim bu toprakların, bu bölgenin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaşamış olduğu en büyük problemdir. Bu nedenle, bu problemi sadece Türkiye'nin meselesi olarak görmek, hem eksiktir hem haksızlıktır. Biz bu sorunu Türkiye'nin meselesi olarak görmediğimizi söylemek istiyoruz. Bu mesele sadece Türkiye'nin değil, sadece Avrupa Birliğinin değil, hatta bütün dünyanın bir meselesidir. Diyoruz ki Avrupa Birliğine: Nasıl ki ortak bir sorumluluğumuz var, nasıl ki ortak bir geçmişimiz var, eğer ortak bir geleceğimiz varsa bu meseleyi de hep beraber çözmeliyiz.

Değerli arkadaşlar, AKP mülteci meselesini Avrupa Birliğine karşı bir şantaj malzemesi olarak kullanıyor, Avrupa Birliği de bunu kullanmayı kabul ediyor. Bakın, Avrupa Birliği sadece bu mülteci meselesinden dolayı, buradaki insanlardan korktuklarından dolayı "Aman, mülteci yığılması olur." diye Türkiye'deki yaşanan insan hakları ihlallerini görmüyor, hukuksuzlukları görmüyor ve bu son dönemdeki, yine AKP'nin -üzülerek söylemek isterim ki- uygulamış olduğu yanlış politikalar sonucunda gerçekleşen Türkiye'deki katliamları da görmezden geliyor.

Tekrar söylemekte fayda var: Bu sorun çözülecekse Avrupa Birliğiyle beraber çözmeliyiz. Bu meseleyi sadece Türkiye'nin sorumluluğuna vererek Türkiye'yi kimsenin mülteci kampına çevirmeye hakkı yoktur değerli arkadaşlar.

Bakın, hem Suriye meselesiyle bağlantılı hem de insan haklarıyla bağlantılı bir meseleyi de tekrar sizlerin dikkatine sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, ilk Ankara katliamından sonra tam beş ay geçti. Bugün hem Türkiye'nin birçok yerinde hem de bu katliamın en çok etkilediği illerin başında gelen Malatya'da arkadaşlarımız bu gençlerimizi andılar. Ben de, hem katledilen bu 104 kişiyi huzurlarınızda anıyorum hem de bizim gençlik kollarımızla el ele, kol kola mücadele ettiğim kardeşlerimi de huzurlarınızda bir kez daha anıyorum. Onların katillerini, ona destek verenleri, o katillerin ortaya çıkmasını önleyenleri de şiddetle kınadığımı bilmenizi istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu katliam sıradan bir katliam değildi, Türkiye'nin şimdiye kadar yaşamış olduğu en büyük katliamdı. Göz göre göre, bizim uyarılarımıza rağmen, maalesef, bu katliam gerçekleştirildi. Bu katliama canlı bomba olan insanın ismini biz daha önce ilan etmiştik, 9 Ağustosta. Bu katliama canlı bomba olan insanın kardeşi, maalesef, Suruç'ta canlı bomba olan insandı. Ama maalesef, bütün uyarılarımıza rağmen, bunu bir iç siyasi malzeme yaparak uyarılarımızı görmezden geldiniz ve böyle bir katliam gerçekleşti, sadece barış isteyen 104 insan katledildi.

O gün, o katliamdan birkaç saat sonra Ankara milletvekillerimizle birlikte o meydandaydık. Değerli arkadaşlar, üzülerek ve utanarak söylemek isterim ki bu katliamda alınan ilk tedbir, o yaralı, katliama uğramış insanların üzerine gaz sıkmaktı. Bunu buradan bir kez daha şiddetle kınadığımı belirtmek istiyorum.

Bakın, değerli arkadaşlar, bununla ilgili bir karar açıklandı, "Gaz yüzünden ölümler olmadı." diye bir karar var. Değerli arkadaşlar, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir müdahale olamaz. Dünyanın hiçbir ülkesinde, insana saygısı olan bir ülkede böyle bir müdahale olamaz. Maalesef, tekrar söylüyorum: Cumhurbaşkanının, AKP'nin yönlendirmesi sonucunda -nasıl ki- insan katleden polislere ceza verilmediği için, buna güvenerek insanlar o katliamda yaralıların üzerine gaz sıkma vicdansızlığını gösterebilmektedir.

Bu konunun takipçisi olacağımızı söylüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)