Konu:2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı Tümünün görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:57
Tarih:09/03/2016


2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı Tümünün görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

İBRAHİM MUSTAFA TURHAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, hepinizi en içten duygularımla, saygılarımla selamlıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında daha evvel Plan ve Bütçe Komisyonunda verdiğim olumlu oyu teyit ederek burada da bütçemizin lehine bir konuşma yapacağım.

Değerli milletvekilleri, bütçe görüşmelerinde âdettir, Hükûmetin ekonomi politikaları genel itibarıyla değerlendirilir. Bu değerlendirme de burada sık sık yapıldı. Fakat, tabii, zaman zaman şöyle eleştiriler de yapıldı: "Geçmişten tek bir yılı alıp bunu bugün tek bir yılla karşılaştırmak ekonomik olarak doğru değil, istatistiki olarak doğru değil." Ne yapmamız lazım? O zaman, geçmişteki dönemle, uzun bir dönemle şimdiki dönemi karşılaştırmak lazım. Onun için, ben de müsaade ederseniz, bu çerçevede bir konuşmayla başlayacağım.

Değerli milletvekilleri, ekonomik performans her şeyden evvel aş ve iştir. Dolayısıyla, önce isterseniz bir aşa yani millî gelire bakalım; AK PARTİ iktidarından önceki on üç yılda ne olmuş, AK PARTİ'nin iktidarda olduğu on üç yıllık dönemde ne olmuş.

Şimdi, 1990'da cari kurlara göre millî gelirimiz 150 milyar 700 bin dolarmış, 2002'de -on üç yıl sonra- 232,5 milyar dolara çıkmış. Yani on üç yılda, yıllık ortalama yüzde 3,4'lük bir artışla toplam yüzde 83'lük bir artış gerçekleşmiş millî gelirde.

Peki, AK PARTİ'nin iktidarda olduğu dönemde ne olmuş? O yıllık 3,4 olan artış 9,95 olmuş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Toplamda da yüzde 83'lük artış yüzde 243 olmuş değerli arkadaşlar. Yani, işte on üç yıl; işte on üç yıl! AK PARTİ'li on üç yıl ile AK PARTİ'siz on üç yıl arasındaki fark bu.

Şimdi, şöyle bir itiraz gelebilir: "Ya, bu dönemde dolar kurunda birtakım değişiklikler oldu." Doğrudur. Yani bu dolar kurundaki değişikliklerin de olumlu-olumsuz etkileri var, o ayrı. Peki, satın alma gücü paritesine göre bakalım o zaman yani dolar kurundaki değişikleri bir tarafa bırakalım. O zaman, AK PARTİ'den önceki on üç yıldaki artış toplamı yıllık yüzde 4,75; AK PARTİ dönemindeki yıllık artış oranı yüzde 6,67. Yani yine 1,5'la katlamış durumdayız.

Bakın, ekonomik büyüme, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş ülkeler arasındaki gelir farkının kapatılması bakımından önemlidir. Yani biz, dünyanın gelişmiş ülkeleri ile aramızdaki gelir farkını kapatmaya çalışıyoruz hızlı büyümeye çalışarak.

Ne olmuş bu anlamda? Bunun da güzel bir göstergesi -Dünya Bankası tarafından kabul edilen bir kriterdir bu- Türkiye'de kişi başına düşen millî gelir/Amerika Birleşik Devletleri'nde kişi başına düşen millî gelir yani Türkiye ile gelişmiş dünya arasındaki farkın göstergesi: 1960'lı yıllar, ortalama yüzde 11; 1970'li yıllar, ortalama yüzde 12,7; 1980'li yıllar, ortalama yüzde 9; 1990'lı yıllar, ortalama yüzde 10,9; SHP veya CHP'nin iktidarda olduğu yıllar ortalaması -çok fazla yok böyle yıl ama olan yıllar için- yüzde 10,5; MHP'nin iktidarda olduğu yıllar ortalaması yüzde 10,2 yani Türkiye'deki 1 kişinin millî gelirinin Amerika'daki 1 kişinin millî gelirine oranı yüzde 10 civarında; AK PARTİ döneminin ortalaması yüzde 18,4. Bir de "Son dönemde işler kötüye gidiyor, 2008'deki krizden sonra işler kötüye gidiyor." diye bir iddia var. 2008-2014 arası yedi yıllık dönem ortalaması yüzde 20,4 değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Aslında 21,5'a kadar çıkardık ama Gezi kalkışması ve 17-25 Aralık paralel darbesi sebebiyle bir miktar gerileme oldu. Hiç kimsenin endişesi olmasın, Allah'ın izni, inayetiyle bunu yeniden biz yükseltmeye muktediriz.

İş gücü alanında ne olmuş? Krizin başladığı bu tarihten, modern tarihin en derin ekonomik krizlerinden birisinin başladığı 2008 yılından bugüne kadar yedi yıllık dönemde 6 milyon yeni iş sağlamışız. Yani, bir başka deyişle, her yıl 823 bin iş sağlamışız. Bu arada da iş gücüne katılım oranı yüzde 44,3'ten yüzde 51,5'a yükselmiş.

Değerli milletvekilleri, bütçemizin 3 tane önemli özelliği var. Birincisi, Hükûmetimizin bütün taahhütlerini yerine getiren bir bütçedir. Biz, söz verdiğimiz zaman, bir taahhütte bulunduğumuz zaman bunu yerine getiririz. Asgari ücretle ilgili, emeklilerimizin maaşlarıyla ilgili, ilk defa iş hayatına girecek gençlerimizle ilgili, sosyal güvenlik kesintileriyle ilgili bütün vaatlerimizi yerine getirdik. En düşük memur emekli aylığı 3,3 kat arttı, en düşük BAĞ-KUR esnaf emekli aylığı 6,8 kat arttı, BAĞ-KUR çiftçi emekli aylığı 13 kat arttı. Bu vaatlerimizin hepsini yerine getirdik. Ayrıca, gübre ve yemde KDV'yi kaldırmak suretiyle çiftçimize 2,5 milyar lira ilave destek sağladık. Bütün bunları nasıl yapabildik peki, bütün bu taahhütlerimizi nasıl yerine getirebildik? Hani hep burada konuşuluyor, benden önce konuşan değerli Cumhuriyet Halk Partili hatip de bu faiz harcamalarıyla ilgili bir rakam verdi, dedi ki: "Faiz harcamaları millî gelire oranla değil, dolarla ödeniyor." hayır arkadaşlar, faiz, milletin ödediği vergilerle ödeniyor, milletten alınan vergilerle ödeniyor. 2003'ten önceki on yılda faiz harcamalarının vergi gelirlerine oranı yüzde 70'ti yani vatandaştan topladığınız her 100 liralık verginin 70 lirasını faize ödüyordunuz; 1999'da 72 lira 40 kuruş, 2000'de 77 lira 10 kuruş, 2001'de, dikkat edin, her 100 liralık verginin karşılığında 103 lira faiz ödüyordunuz bütçeden, 2002'de de 87 lira.

Peki, AK PARTİ döneminde ne oldu? AK PARTİ döneminde, 2016 yılında 100 liralık verginin sadece 12 lirası faiz olarak ödenecek. İşte, bu, Hükûmetin tercihinin bir göstergesidir. Kimi tercih ediyorsunuz? Tabii, böyle olunca, yani faize, ranta kaynak aktarmaktan vazgeçince, eğitime, sağlığa ve altyapı yatırımlarına kaynak ayırma imkânı doğdu. Yüzde 12'yi faize ayırırken, sağlığa yüzde 16,7, eğitime yüzde 19,1, altyapı yatırımlarına yüzde 10,5 kaynak ayırıyoruz ve büyük bir iftiharla söyleyebilirim ki değerli milletvekilleri, 1991-2002 arası dönemde vergilerin yüzde 16,5'u eğitime ayrılmışken bu yıl vergilerin yüzde 19,1'i eğitime ayrılıyor. Dönem ortalamamız da dikkate alındığı zaman Avrupa Birliği üyesi olan Çek Cumhuriyeti, Macaristan, İspanya, Yunanistan, Slovakya, Bulgaristan, Romanya, Almanya ve İtalya'dan daha fazla eğitime bütçeden kaynak ayırıyoruz ve şunu da iftiharla söyleyeyim: Türkiye'nin eğitime ve sağlığa, sadece bu iki alana ayırdığı kaynak Romanya'nın bütün bütçesinin 1,5 katı, Macaristan'ın bütçesinden daha fazladır. İşte bu da, değerli arkadaşlar, bizim insana, vatandaşa, eğitime, sağlığa ve altyapıya ne kadar önem verdiğimizi gösterir.

Şimdi, tabii, bütün bunları yaparken mali disiplinden taviz vermemek de çok önemli çünkü zor bir dönemden geçiyoruz. Bu çok iyi anlaşılmıyor benim görebildiğim kadarıyla yani bunu bazen muhalefet sözcüleri burada değerlendirirken içinde bulunduğumuz dönemin bu zorluğunu tam manasıyla anlayamadıklarını hissediyorum ben.

Bakın, 2008'deki en derin döneminde, o küresel krizin en derin döneminde durgunluk ve enflasyon riski ne kadardı? Şu anda daha fazla. Nereden anlıyoruz bunu? Mesela, petrol 2009 Şubat seviyesinin altında, yatırımların öncü göstergesi mahiyetindeki çelik 2009 Martındaki seviyesinin altında, Baltık Kuru Yük Endeksi o seviyesinin 2 kat altında. İşte bu dönemde mali disiplin çok önemli; 2016 yılı bütçemiz de mali disiplin bütçesidir. Bakın, 2014'te, 2015'te, gelişmiş ülkelerde bütçe açığının millî gelire oranı olarak yüzde 4,3 ve 3,6; gelişmekte olan ülkelerde 2,5 ve 2,2 iken Türkiye'de bu değerler 1,3 ve 1,2 olarak gerçekleşti. Bu yıl da inşallah, bütçemiz, sadece millî gelirin yüzde 1,3'ü kadar açık, faiz dışı fazla da 1,2'si kadar; mali disiplinin sağlandığı bir bütçe.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM MUSTAFA TURHAN (Devamla) - Maliye politikamızın güçlü görünümü, bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen devam ettirmeyi başardığımız yüksek büyüme ve G20 ülkeleri içindeki en iyi hazırlanmış, kapsamlı, güçlü yapısal reform gündemimizle Türkiye geleceğine güvenle bakıyor...

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Turhan, tamamlayın lütfen.

İBRAHİM MUSTAFA TURHAN (Devamla) - ...bölgesinin tartışmasız merkezi ve küresel bir aktörü olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)