Konu:2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Tasarısı Maddelerinin görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:56
Tarih:08/03/2016


2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Tasarısı Maddelerinin görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA ALİ ŞEKER (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü kutluyorum. Hakları için mücadele eden kadınları saygıyla selamlıyorum.

2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu yürütme maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Önce bir alıntı yapmak istiyorum: Rizeli Havva ana "O vali 'iki tane çapulcu' diyor bize. Biz çapulcuyuk da sen nesin? Gözün kör olsun vali gibi! Vali, kaymakam kimdir? Kimdir devlet ya? Devlet bizim sayemizde devlettir, ben halkım." demişti. (CHP sıralarından alkışlar)

Rize Çamlıhemşin'den Havva ana çok net ve basit olarak anlattı devleti. O, doğasını koruyan bir yurttaştı, karşısına Jandarma komandoları çıkardınız ve o haykırdı "Devlet kimdir?" diye. Evet, devlet, mutlu bir azınlığın araç olarak gördüğü demokrasi sayesinde ele geçirdiği gücü iktidarını korumak için kullandığı güvenlikçi bir aygıt mıdır acaba? Yoksa devlet, Havva ananın vurguladığı gibi varlığını halka borçlu olan ve onun için çalışması gereken bir kurum mudur?

On gündür, Havva ananın sorguladığı devletin bir yıllık bütçesi hakkında konuşuyoruz. Meclis adına devletin kurumlarının geçmiş harcamalarını denetleyen Sayıştayın bile çalıştırılmadığı bir iktidar döneminde biz bütçeyi konuşuyoruz burada.

Değerli milletvekilleri, Meclis çoğunluğunuz nedeniyle yapıcı tüm eleştirilerimizi ve önerilerimizi reddedip kabul ettiğiniz bu bütçe bir sömürü bütçesidir. Bu bütçe yandaşa rant, yoksula ölüm bütçesidir. Üretim yok bu bütçede, üretilenin hakça paylaşılması da yok çünkü sizin için devlet, saraydaki mutlu azınlığın iktidarını ne pahasına olursa olsun korumaya yönelik bir aygıttır. Daha çok güvenlik, daha çok silah, daha çok baskı, daha çok TOMA, daha çok biber gazıdır devlet sizin için.

Bakın, iktidarınız döneminden birkaç rakam vereyim: 2002'de halkın bankalara borcu 6,5 milyar dolardı, 2015'te tam 382 milyar doları buldu. 2002'de icra dosyası sayısı 8,5 milyondu, 2015'te 3 katına çıkardınız ve 24 milyonu buldu. 2002'de nüfusun en zengin yüzde 1'i toplam servetin yüzde 34'üne sahipti, sizin sayenizde 2015'te yüzde 54'ünü eline geçirdi yüzde 1 mutlu azınlık.

Uyguladığınız kapitülasyon benzeri imtiyazlarla 40 yeni dolar milyarderi yarattınız. Yarattığınız milyarder yandaşlarla ganimet gibi gördüğünüz kamu kaynaklarını paylaşıyorsunuz. Sınırsız yetkiler verdiğiniz TOKİ kanalıyla şehirleri, yeşil alanları, ormanları, hazine arazilerini, küçük esnafı, çiftçiyi katlettiniz. Cumhuriyetin doksan yıllık ekonomik birikimlerini satıp satıp harcıyorsunuz.

Başta İngiltere olmak üzere, kamu-özel ortaklığı sistemini uygulayan tüm ülkeler durumdan şikâyetçiyken siz ısrarla Türkiye'de kamu-özel ortaklığını, üstelik fahiş maliyetlerle dayatıyorsunuz.

Burada size bir örnek göstereyim: Burada, 1.200 yataklı Konya Karatay Şehir Hastanesi normal ihale yöntemiyle 193 milyon liraya mal oldu. Buna karşılık sizin kamu-özel ortaklığı yöntemiyle yapılacak olan yaklaşık 1.600 yatak kapasiteli Kayseri Şehir Hastanesinin kamuya yıllık maliyeti 138 milyon lira. Yani yirmi beş yılda toplam 3,5 milyar lira ödeyeceğiz bu hastane için. Nerede 193 milyon lira, nerede 3,5 milyar lira? Yandaş şirket 1.600 yatak kapasiteli bu hastane için toplam 427 milyon TL yatırım yapacak, Sağlık Bakanlığına kiralayacak, Bakanlık yirmi beş yıl boyunca, hasta gelsin gelmesin yüzde 70 doluluk garanti ederek çocuklarımıza âdeta Deli Dumrul vergisi ödetecek. Üç yılda kira yatırımlarını çıkaracak olan yandaşınıza çocuklarımız yirmi iki yıl daha yılda 138 milyon lira kira ödemeye devam edecek.

Sadece bu mu? Rakamlarını öğrenebildiğimiz kadarıyla, 8 hastane için bu yöntemle toplam 3 milyar 900 milyon lira yatırım yapacak şirketlere yirmi beş yılda 30 milyar 400 milyon lira yani 8 kat daha fazla ödeme yapacağız. Sayın bakanlar, kamu yararı bunun neresinde? Çocuklarımızın geleceğini çalıyorsunuz, onları borçlandırıyorsunuz; yapmayın, çocuklarımıza yazıktır.

Deli Dumrul vergisi garantili köprü ihalesiyle, üçüncü köprüden günde 135 binden az araç geçerse devlet bütçesinden şirketlere ödeme yapmayı garanti eden bir sözleşme imzaladınız. Tıpkı üçüncü havalimanında da yeterli uçak inmezse işletmeciye o uçakların parasını yoksullardan aldığınız vergilerle hazineden ödemeyi garanti ettiğiniz gibi. Kamu yararı bu sözleşmelerin neresinde?

İnşaatı, doğayı betona boğmayı gelişim sanıyorsunuz. Türkiye'nin her yerinde karşınıza dikilen çevre duyarlılıklarını yok sayıyorsunuz, hain ilan ediyorsunuz; jandarmaları, askeri, polisi halkın karşısına dikiyorsunuz.

Üretim olmayan bütçede elbette ki emeğin yeri olmaz. "Taşeron sistemi" denen ücretli kölelik sistemini ülkemizin tüm kurumlarına, hatta burada, Mecliste çalışanlara bile yerleştirdiniz. Şimdi de işçi kiralamayı getirmeye çalışıyorsunuz.

Hafızayıbeşer nisyanla maluldür yani insanlar unutabilir, unutkan olabilir ama Google unutmuyor. "Artvin Cerattepe'de maden çıkarmak cinayettir.", "İstanbul'a üçüncü köprü bir cinayettir." sözleriniz iki tık ötede duruyor. Şimdi bu cinayetleri siz kendiniz işliyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, uzun yıllardır bir şiddet sarmalının içerisinde yaşıyoruz maalesef. On binlerce insanımızı kaybettik. Sayın Başbakan Yardımcısının açıkladığına göre de 1 trilyon doları bu çözümsüzlük sürecinde çöpe attık.

Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı Ankara'da Gar Meydanı'nda yaşandı, hiçbir sorumluluk duymadınız. Bir ay önce ikinci canlı bomba eyleminde iki sokak ötemizde 29 sivil vatandaşımız hayatını kaybetti, içlerinde asker şehitlerimiz de vardı; siz olayı sadece kınadınız. Suruç'ta, Diyarbakır'da, Sultanahmet'te bombalar patladı. Adıyaman'a gittik, bu eylemcileri yıllardır dinlediğinizi tespit ettik. Sizleri uyardık, "Gelin, bunları araştıralım." dedik; reddettiniz.

1980'li yıllar Diyarbakır Cezaeviyle, 1990'lı yıllar faili meçhul cinayetlerle, köy boşaltmalarıyla anılıyordu. Sorunu 2000'li yıllarda neredeyse sıfır çatışmayla devraldınız. Herkesten gizlediğiniz gizli ajandalı çözüm süreciyle Kürt sorununu çözmek yerine, kendinize oy devşirmek için kullandınız. Geldiğimiz noktada, şehirler boşaltılıyor, insanların evleri başlarına yıkılıyor.

Burada, daha birkaç gün önce gittiğimde çektiğim görüntüler bunlar. Siz burada, cam fanuslar içerisinde bunları görmeyebilirsiniz ama biz bunları orada, yerinde görüp sizlere de göstermek istiyoruz. Bunları görmek için Suriye'ye gitmenize gerek yok, maalesef, hemen yanı başımızda duruyor bu görüntüler; Dünya Kadınlar Günü'nde kadınlar bu durumda Cizre'de. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Bu sorunu, öldürerek, yok ederek, yok sayarak çözemeyiz. Biz Kürt sorununa, seçimde kullanmak amacıyla değil; barış, kardeşlik, insan hakları, özgürlükler çerçevesinde çözüm bulmak amacıyla yaklaşıyoruz. Einstein'ın ifadesiyle: "Aynı yöntemleri tekrar tekrar deneyerek farklı sonuç beklemek deliliktir."

Suruç, Adıyaman, Diyarbakır, Van, Yüksekova, Hakkâri, Sur, Cizre, İdil, Nusaybin ve Mardin'e gittik. CHP heyetleri olarak olayları yerinde inceledik, sivil halkla da konuştuk, devletin yetkililerini de dinledik. Bizim gördüğümüz, bölgede yaşanan durum tam bir duygusal kopuş. Umursamaz tavırlarınız ülkemizi hızla bir iç savaş ortamına sürüklemekte. Şehit Jandarma Astsubay Kenan Yıldız'ın geride kalan oğluna da üzüldük, Yüksekova'da evinin önünde öldürülen terzi Fettah Es'in çocuklarına da üzüldük. Ama biz sadece üzülecek olanlar değiliz, bunun dışında da bir şeyler yapmalıyız, barışın sağlanması için görevimizi yapmalıyız ve Meclis olarak inisiyatif kullanmalıyız. Yarın ölecekler bugün hâlâ yaşıyorken insanları yaşatmak adına bir şeyler yapmalıyız. Siyaset çözüm merkezi olmalıdır, şiddet çözüm getirmez. Ne bir askerimizi, polisimizi ne de bir sivil vatandaşı kaybetmemeliyiz artık.

Bugünden tezi yok, Mecliste 4 partinin katılımıyla, gerçekleri araştırma ve Kürt sorununun çözümü komisyonunu kuralım, Kürt sorununun kendisini ve çözümünü partilerin istismar konusu olmaktan çıkaralım. Gizli ajandalarla değil...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ŞEKER (Devamla) - ...şeffaf bir şekilde, eşit temsille, ortak aklı kullanarak mutabakat sağlayalım. Bütçeyi çatışmaya değil, barışa, kalkınmaya, yoksulluğu gidermeye kullanmalıyız. Bunu yaparsak bu görüntüleri bir daha yaşamamış oluruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)