Konu:2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 8'inci tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:53
Tarih:05/03/2016


2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 8'inci tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AK PARTİ GRUBU ADINA SAİT YÜCE (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı 2016 bütçesinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bütçemizin, milletimize, eğitim ve öğretim çağındaki tüm ailelere, gençlerimize ve çocuklarımıza, fedakâr öğretmenlerimize, emekli öğretmenlerimize ve tüm eğitim ve öğretim camiasına hayırlar getirmesi dilek ve duasıyla sözlerime başlamak istiyorum.

AK PARTİ iktidarı olarak eğitimde fırsat eşitliği için önemli çalışmalar yürüttük. Ücretsiz ders kitaplarından dar gelirli ailelerin çocuklarının okullara özendirilmesine, teknolojik yeniliklere kadar birçok destek verdik. Her yıl en fazla kadroyu eğitime ayırdık.

AK PARTİ iktidarına kadar eğitime rengini veren kanun ve yönetmeliklerin çok eski olduğu ve tek parti zihniyetinin ürünü bir anlayışla uygulandığı görülmektedir. Eski Türkiye'de eğitim kurumları resmî ideolojinin üretim merkezleri olarak kurgulanmış ve altı ok, yasa ve yönetmeliklerle eğitimin tüm unsurlarına sirayet ettirilmiştir. Bu anlayış tek parti döneminin parti programlarında da yerini almıştır.

Okutulan ders kitaplarında iç ve dış düşman tasvirlerine sıklıkla rastlanmaktadır. Örneğin, söz konusu bu düşmanlar arasında en tehlikeli olanlar başta mürteciler, dindarlar, milliyetçiler, ülkücüler, solcular, Aleviler, Kürtler doğrudan ve dolaylı iç tehdit olarak sıralanmakta ve toplumun neredeyse tamamı ötekileştirilmektedir.

Özetle söylemek gerekirse, eski Türkiye'nin tekçi, kafatasçı ve materyalist bir anlayışla düzenlenen eğitim politikaları, milletimizi kamplara ayırmış, fertleri birbirine karşı ötekileştirmiştir.

Yeni Türkiye'de, iktidarımız döneminde ise eğitim alanında gerçekleştirilen yeniliklerin, öğretmen kalitesi ve teknolojik iyileşmelerin yanı sıra eşitsizlikleri ortadan kaldıran, bir yandan değerlerine sahip çıkarken bir yandan da özgürlükçü ve katılımcı bireyler yetiştirmeyi hedefleyen eğitim anlayışına geçilmiştir.

Burada yüzyılımıza ışık tutan bir güzel tespiti paylaşmak istiyorum. Bu coğrafyayı bizimle paylaşan milletlerin en büyük üç düşmanını Bediüzzaman şu sözlerle ifade etmiştir: "Bizim düşmanımız cehalet, zaruret -yani fakirlik- ihtilaftır -ayrılık-. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahıyla mücadele edeceğiz."

Bundan yüz beş yıl önce söylenmiş bu söz tazeliğini korumakta ve çözümü de içinde barındırmaktadır. Cehalet, eğitim ve irfan yoluyla yok edilmedikçe bu topraklarda gerçek huzuru yakalamak mümkün olamayacaktır.

Aynı tespitin devamında verilmesi gereken eğitimin şekli de şöyle tarif edilmiştir: "Vicdanın ziyası, ulumudiniyedir. Aklın nuru, fünunumedeniyedir." Yani din ilimleri ve fen ilimlerinin beraber okutulmasını zikrediyor. "İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri -yani ayrıldıkları- vakit, birincisinden taassup, ikincisinden hile ve şüphe tevellüt eder. Elbette nevibeşer ahir vakitte ulum ve fünuna -yani ilim ve fenlere- dökülecektir, bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise ilmin eline geçecektir."

Burada "ilim ve eğitim"den kasıt, kâinatın yaratılışından habersiz kuru bilgi yığınları değildir. Kusursuz mükemmeliyette yaratılmış, her şeyin hassas mizan ve ölçülerle takdir edildiği bir âlemde yaşadığımızın farkında olan bir ilim, hakiki ilim olabilir. Yoksa kâinatın kendiliğinden yahut tesadüfen oluştuğunu varsayan bir zihniyetle verilen eğitimin gerçekleri yansıtmayacağı açıktır.

Günümüzde insanlık değerlerinde bir aşınma ve yozlaşma görülmektedir. İnsanlık adalet, merhamet, kanaatkârlık, iyilik, sevgi, saygı, paylaşma, vefa gibi insanı insan yapan, toplumun barışını sağlayan değerlerden uzaklaşmaktadır. Ülkemizde de asırlar boyu insanlarımızı bir arada tutan, hayatımıza anlam ve amaç katan pek çok değer kaybolmaya yüz tutmuştur. İnsanlığın geleceğini tehdit eden bu gidişi durdurmak ve sahip olduğu değerlerle yeniden yaşanır hâle getirmek için değerler eğitimine önem verilmiş, yaygınlaşması ve etkinleşmesi için çabalar artırılmıştır. Özellikle eğitimcilerin de bu değerlerle mücehhez olması önceliklerimiz arasındadır.

Demokrat Partinin Millî Eğitim Bakanı merhum Tevfik İleri "Mekteplerde, ailelerde ahlak dersleri vermek yetmez. İcracıların da birer ahlak kahramanı olması gerekir." demektedir ve pek haklıdır.

2016 bütçesinin hayırlı olmasını temenni eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)