Konu:2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 4'üncü tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:49
Tarih:01/03/2016


2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 4'üncü tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA LALE KARABIYIK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma Bakanlığı ve TÜİK ile ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Evet, günlerce yukarıda, Plan ve Bütçe Komisyonunda her bakanlığın bütçesini izledik. Her birinde ortak bir izlenimim şudur: Sunumlar yapılırken çok başarılı olduklarını, bütün verilerin arzu edilen düzeyde olduğunu, Türkiye'nin her alanda çok iyi konumda olduğunu ifade ettiler. Ben de her seferinde, lütfen verilere bakın, en azından TÜİK verilerine bakın, dünyayla kıyaslamaları yapın ve gerçekleri görerek buna göre yeni şeyler yapalım, yeni söylemler geliştirelim, reform paketleri hazırlayın demek istedim. Ama hep geldiğimiz nokta aynı oldu. Sayın Başbakan da konuşurken konuşmasında aynı vurguyla hep başarılardan söz etti.

Peki, şimdi konuya giriyorum. Artık insanların refahı ölçülürken gelirden önce kalkınmışlık düzeyi geliyor sayın vekiller. Kalkınmışlık, aslında içine büyümeyi alıyor ama sadece büyümeyle ifade edilmiyor; içinde demokrasi de var, özgürlükler de var. Peki, büyüme dediğimiz şey ne? Her türlü büyürsünüz -bunu defalarca burada söyledik- ithalatla da, tüketimle de. Ama gerçek büyüme neydi? Bildiğimiz gibi, eğer biz üretimimizi artırıyorsak, kalitesini artırıyorsak bu gerçek büyümeydi. Peki, bizde gerçek bir ekonomik büyüme var mı? Bakın şu dönemlere, yok. Veriler bunu söylüyor. Peki, kalkınma ne? Hepimiz son derece iyi biliyoruz ki eğer gerçek bir büyüme olup da sosyal alanda da vatandaşa yansırsa, yani yoksulluğu azaltıp, işsizliği bitirip, borçları azaltıp, refah seviyesini yükseltirse, sağlık ve eğitim harcamalarının kalitesini iyileştirirse, cepten vatandaşın harcadığı miktarları azaltırsa o zaman kalkınmadan da söz etmek mümkün. Daha da bunun tanımı geniş. Peki, var mı sizce? Ben, şimdi, olmadığını size rakamlarla da ifade edeceğim ya da yeterli düzeyde olmadığını söyleyeceğim.

Şimdi, çok net bir tanım var, Türkiye'nin -on üç yıllık iktidarında- büyümesi için literatürde çok önemli bir tanım var sayın vekiller. Bakın, çok övünülen o 2001-2008 yılları arasındaki büyüme: Bunu hepimiz biliyoruz ki dünya büyürken, küresel sermaye akın akın dolaşırken, her ülke büyürken Türkiye de büyüdü ve devraldığınız da bir program vardı. Ama literatürde ekonomistler bunun adına, Türkiye'nin 2001 ve 2008 yılları arasındaki büyümesine bir isim vermişler: "İstihdamsız büyüme" diyorlar, bir başka ismi "istihdam dostu olmayan büyüme." Peki, 2008 sonrası? 17 ekonomistin görüşü şöyle, diyor ki: "2008 sonrasındaki büyümenin özellikleri: Artan cari açık, düşük büyüme hızı ve sabit sermaye yatırımlarında sürekli azalma." İşte, tablo, manzara bu. Peki, 2013 sonrası? Sadece 2015'in ikinci çeyreği hariç, sayın vekiller, yatırım artışında hızlı bir düşme var. Bu artış olmazsa zaten işsizlik olur, istihdama olumlu yansımaz, bu da ortada.

Sayın vekiller, maalesef, Türkiye artık yatırımsız ve cari açık veren bir ülke hâline gelmiş bulunuyor. Evet, Sayın Bakan burada konuşma yaparken birtakım veriler söyledi, başarılardan söz etti, Sayın Başbakan da aynı şekilde. Ancak, aynı dakikalarda TL dolar karşısında yüzde 3 değer kaybetti. Diyeceksiniz ki: "Türkiye'nin notuyla ilgili." E, o da bir beklentiye bağlı bir nokta. Peki, ne oldu? İki ayda rezervlerdeki azalma 3 milyar dolara ulaştı, sadece iki ayda. Oysa Sayın Başbakan demişti ki o gün: "Türkiye'ye akın akın yabancı sermaye geliyor." Vekillerim, maalesef, böyle değil. Bakın "Cari açığı küçülttük." diye övündüğümüz şey, aslında, büyüme olmadığı için ve enerji fiyatları düştüğü için. O küçülen cari açığı biz artık gerçek bir yabancı finansmanla bile kapatamıyoruz. Neyle kapatıyoruz? Rezervleri erittik, iki yıldır rezervlerden yiyoruz. Başka? Kaynağı belli olmayan ve açıklaması yapılamayan paralarla yiyoruz, harcıyoruz veya bununla kapatıyoruz ve nereden geldiğini ve bundan sonrasını bilmiyoruz. Daha küçük bir miktarı -o da azalan miktarda- gelen bir yabancı sermaye.

Peki, başka bir şey: Büyümenin istihdama yansımadığını söyledik. Bakın, OECD'nin 35 ülke sıralamasında, 15-29 yaş arasındaki gençlerde işsiz ve eğitimsiz genç oranı yüzde 28,4. OECD ortalaması yüzde 14, bakın 2 katı. En iyi ülkeyle kıyaslamıyorum, Lüksemburg'la, 6,4'le ama OECD ortalamasının 2 katı. Övünüyor muyuz biz bununla? Lütfen, sizlere soruyorum.

Peki "Çok iyiyiz." dedi Sayın Bakan ve Sayın Başbakan. İyiyiz de şu millî gelirimiz on iki ayda acaba neden 799 milyar dolardan 722 milyar dolara düştü? Diyeceksiniz ki: "Küresel olumsuzluklar var." Evet, bunu ben de biliyorum ama bir de ayrışma diye de bir şey var. Eğer siz küresel olumsuzluklardan etkileniyorsanız aynı oranda etkilenirsiniz. Eğer sizin paranız gelişmekte olan ülkelere göre daha fazla değer kaybediyorsa sizin olumsuz bir ayrışmanız var demektir, bunu lütfen kabul edelim.

Merkez Bankası diyor ki: Sıkı duruşumuzu devam ettireceğiz. İyi de TL'ye güven azaldı, dolarizasyon başladı. Ne yazık ki bunu aksine çevirmek gerekiyor, bunun için politikalar üretmek gerekiyor sayın vekiller.

Şimdi, başka bir noktaya değineceğim. Yine, TÜİK söylüyor, ben söylemiyorum, madem TÜİK için konuşuyorum... Hatırlarsanız Sayın Bakan demişti ki: "Bütçede eğitim ve sağlık harcamalarının payını artırdık." Bakın, TÜİK ne diyor: 2014 sağlık harcamaları araştırmasına göre hane halkları tarafından yapılan cepten sağlık harcamasının toplam sağlık harcamaları içindeki payı 2003'e kıyasla 4 kat artmıştır. Yani vatandaşın cebinden çıkan sağlık harcaması 4 kat artmış döneminizde -bu başarıysa bunu artık siz değerlendiriniz- ve 17 milyar liraya çıkmıştır, 2016 için cepten çıkması beklenen miktar 26 milyar liradır. Rakamlar ortada, itirazı olan varsa söyleyebilir; işte size kalkınma!

Elimde bir rapor var, sizler de alabilirsiniz, aldığım yer "Kalkınma Bakanlığı Yıllık Programlar ve SGK Verileri." Sürekli Sayın Genel Başkanımızla ilgili ifadelerde bulunuyordunuz, SSK açıklarıyla ilgili. Bakın, bu tabloda 1993'ten itibaren 2015 sonuna kadar SSK'nın açıkları ve bu açıkları bütçeden kapatmak için ayrılan paylar var. İktidara geldiğinizde, iktidarınız döneminde bu rakam 2,60'tan alınmış yani SSK açığının bütçeden tamamlanan kısmı bütçe miktarının 2,60'ıymış, çıkmış 5,53'lere. Arada bir düzelme var, 2011'de 4,07'ye düşmüş. Bu düzelme sizi lütfen aldatmasın. Bu, kurum -6111 sayılı Yasa'yı hatırlıyorsunuz- alacaklarının yeniden yapılandırılmasından elde edilen miktardır, bu bir başarı değildir. Siz, lütfen, 2,6 ile 5,3'ü kıyaslayınız. SSK'nın açıklarına bütçeden ayrılan pay her geçen gün artmıştır.

Başka bir nokta inovasyonla ilgili, kalkınacağız ya. Bakın, Global İnovasyon Endeksi'nde Türkiye 54'üncü sırada, Sosyal Gelişmişlik Endeksi'nde 64'üncü sırada, Dünya İfade Özgürlüğü Endeksi'nde 154'üncü sırada, Mutluluk Endeksi'nde ise 77'nci sırada. Unutmayalım ki bu endekslerin en iyi olduğu ülkelerin temel özellikleri özgürlüktür sayın vekiller. "Güven kaybı artıyor." yine TÜİK söylüyor. Güvensizlik iç tüketimi de, yatırımı da, tabii ki istihdamı da olumsuz etkiliyor; tüketici güven endeksleri de bunu söylüyor. Maalesef, iktidarın pembe gözlüklerle gördüğü tablo ile yaşamın gerçekleri arasında dünya kadar fark var.

Son sözüm "doksan yıllık enkaz"la ilgili. Sizin "enkaz" dediğiniz, kalkınmayı başlatan, iktidarın kolay bulmuş gibi satıp savdığı değerleri yaratan cumhuriyet dönemidir. (CHP sıralarından alkışlar) Siz enkaz mı arıyorsunuz? İşte şehitler, ağlayan analar, milyonlarca işsiz, borçlular, yıkılmış yuvalar, uyuşturucu bağımlıları; işte size enkaz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)