Konu:2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 2'nci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:47
Tarih:28/02/2016


2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 2'nci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA AYŞE GÜLSÜN BİLGEHAN (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2016 yılı bütçesi üzerinde partim adına söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama Türkiye Büyük Millet Meclisini ve cumhuriyeti kuran, yıkılmış bir imparatorluktan yepyeni bir devlet yaratan ve dünyada hâlâ en büyük markamız olan eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ü saygı, şükran ve rahmetle anarak başlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bunu yapmaya gerek duydum çünkü sanırım, Atatürk'ü en iyi değerlendirmesi gerekenlerin başında kadınlar gelmelidir. Tek kadınla evlilik ilkesi, evlenmede yaş sınırı, medeni nikâhın asıl kabul edilmesi, evlenecek kadının evlilik rızasını evlendirme memuru ve tanıkların huzurunda bizzat açıklaması, erkeğin kadını tek taraflı olarak boşama hakkının kaldırılması -hani o "Boş ol, boş ol..."- ve evlilik birliğinin şartların varlığı hâlinde mahkeme kararıyla sonlandırılabilmesi gibi kadınların hak kazanımları, 1926'da Atatürk devrimlerinin en önemlilerinden Medeni Yasa'nın kabulüyle gerçekleşmiştir.

Bizim doksan yıl önce elde ettiğimiz bu haklara 21'inci yüzyılda, coğrafyamızda yaşayan kadınların büyük bir bölümü hâlâ sahip değil biliyor musunuz? Bu yüzden, kuruluş amacı Atatürk değerlerini yaşatmak olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunda, öncelikle, açıkçası, bir kadın ağırlığı görmek isterdim. Örneğin, bir araştırma yapılabilir. Neden 1935'te Meclisteki kadın sayısında dünyada 2'nci, bugünse 105'inciyiz? Neden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kadının yaşam hakkını koruyamadığı için ikinci kez Türkiye'yi mahkûm etti? Bizden başka bir ülke yok bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin mahkûm ettiği. Neden kadının çalışma hayatına katılımında OECD ülkelerinin arasında sonuncuyuz?

Yüksek Kurumda kadın gücünü aradım. Bütçeye sunulan faaliyet raporuna göre, kurum personeli arasında cinsiyet dağılımı gayet adil; 48 personelin 25'i kadın, 23'ü erkek, gayet iyi görünüyor ama burada bir sorun var -başka alanlarda olduğu gibi kadınlar bu sorunla karşılaşmışlar, cam tavana çarpmışlar- kurumda tek bir kadın başkan yok. Atatürk Kültür Merkezinin 20 kişilik Bilim Kurulunda 3, Araştırma Merkezinde 2, Türk Dil Kurumunda sadece 1 kadın görev almış. Profesör Afet İnan'ın kurucuları arasında bulunduğu Tarih Kurumunda ise hiç kadın yönetici yok. Bu saygın Divana bakınca durum da belli oluyor zaten.

Tabii, aslında, bugün sözünü ettiğimiz bu kurumun, Atatürk'ün vasiyetinde yer alan kurumlarla hiçbir ilgisinin kalmadığını biliyoruz. Atatürk, en tabii miras hakkı olarak gelirlerinin bir bölümünü, çok önemsediği 1931'de kurulan Türk Tarih Kurumu ve 1932'de kurulan Türk Dil Kurumuna bağışlamıştı. Bu kurumlar o yıllarda kendi yöneticilerini kendileri seçen özerk bilim kurumlarıydı, 82 Anayasası'yla dönüştürülen devlet dairelerine benzemiyorlardı. Biz bu kürsüden her bütçe döneminde, bu konuda bir Anayasa düzenlemesi yapılmasını ve kurumların, kurucusunun iradesi doğrultusunda bağımsız hâle getirilmelerini önerdik. 2002'den beri bu Mecliste istenildiğinde hangi yasal değişikliklerin nasıl kolayca kabul edildiğini biliyorum. Pek çok madde değişti ama tıpkı Yükseköğretim Kurulu gibi bu kurumların statüsü de nedense özenle korundu.

Bundan önceki yıllarda, bugün kendilerinden özür dilenen Ergenekon ve Balyoz mağdurlarının bile cezaevinde bu kurumlardan daha fazla, Atatürk'le ilgili eser ürettiklerini biliyoruz. Bu yıl gözümüze çarpan etkinliklere bakınca: "Abdürreşid İbrahim Bilgi Şöleni" -kendisi, İslamiyet'in Japonya'da resmî din olarak tanınmasını sağlayan kişidir- "Miryokefalon Zaferi'nin 839'uncu Yıl Dönümü Kutlamaları", "Yörük Obasından Ödemiş Ovası'na Uluslararası Birgi Sempozyumu", "Geçmişten Günümüze Türklerde Mezar Taşı Sözleri Konferansı". İlginç konular olduklarına şüphe yok, hiçbir itirazım da yok ama Atatürk'le ilgili cumhuriyet tarihinden tek bir sempozyum var, o da Azerbaycan'da düzenlenmiş. Oysa, örneğin, gerek özel kanallarda ama özellikle bir kamu kuruluşu olan TRT'de zaman zaman vatandaşları öfkeden çıldırtan, Atatürk'e hakaret dolu programlar konusunda, görevi Atatürk ilkelerini korumak olan bu kurumlar ne yapmaktadırlar? Suç duyurusunda mı bulunuyorlar, TRT'yi kınayan açıklamaları mı var, yoksa daha önemlisi, çarpıtılan tarihî gerçeklerin doğrularını mı ortaya koyuyorlar?

Bu arada, esrarengiz bir konu da var. 2000-2013 yılları arasında Atatürk Uluslararası Barış Ödülü verilmedi. 2011 yılında yayımlanan 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 27'nci maddesi uyarınca hazırlanan Uluslararası Barış Ödülü Yönetmeliği 12/3/2013 tarihli ve 28585 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmeliğe göre, sonu 0 ve 5'le biten yıllarda ödül verilecekti. Daha sonra Yüksek Kurum tarafından 19 Mayıs-29 Ekim 2014 tarihleri arasında aday gösterme sürecinin başlayacağı belirtildi. Açıklamaya göre, 23 Nisan 2015 tarihinde ödüle layık kişinin ya da kurumun ismi açıklanacaktı, 19 Mayıs 2015'te de ödül töreni gerçekleşecekti ama o gün bugündür bu ödülden haber yok. Gerçekten merak ettim, Sayın Bakana sormak istiyorum -gerçi yeni katıldı Hükûmete ama- acaba 2015 yılında Uluslararası Barış Ödülü'nü verecekleri bir lider bulamadılar mı?

Değerli milletvekilleri, ana muhalefet partisi olarak, Meclisin bütçe hakkının kullanılmasında engeller olduğunu belirttik. Bu kurumla ilgili olarak da bütçe tasarısına eklenen bir maddeyle, Türk Tarih Kurumuna yakın tarih araştırması yapmak üzere ayrılan paranın özel hesaba aktarılabileceği belirtiliyor. Bu özel hesaptaki para, Kamu İhale Kanunu ve Mali Denetim Kanunu'ndan istisna tutuluyor yani bir bölümü Atatürk'ün özel hesabından gelen kaynakların hangi amaçlar için kullanıldığını bilmek mümkün görünmüyor.

Bu şartlarda Atatürk'ün aziz hatırası ve manevi mirasının milletimizin kalbinde olduğu gerçeğini hatırlatarak yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)