Konu:2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 2'nci Tur Görüşmeleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:47
Tarih:28/02/2016


2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 2'nci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Türkiye makroekonomisinin en önemli kuruluşları olan Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu bütçeleri üzerine konuşacağım ama gördüğüm kadarıyla... (Gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Erdoğdu, lütfen...

Sayın milletvekilleri, konuşmacı kürsüde, lütfen sessiz ve sakin olalım.

Buyurun Sayın Erdoğdu.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Türkiye ekonomisini, hepimizin gelirlerini, harcamalarını, geleceğini ilgilendiren bu kurumları temsil eden bakanlar, ne yazık ki bu kadar önemli bir günde, bütçenin görüşüldüğü günde Bakanlar Kurulu sırasında ve Komisyon sırasında değiller...

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sırayla geliyorlar ama.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - ...gerek Maliye Bakanı gerekse Mehmet Bey. Eğer çok acil bir durum varsa bir şey diyemiyorum ama bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurumsal kimliğine saygıdır, burada olmaları gerekiyordu.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) - Maliye Bakanı burada Sayın Vekilim, gelir birazdan.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - O zaman, gelip dinleyecek Beyefendi, yani burada olması fiziken burada olması anlamına geliyor.

Şimdi, beraber Türkiye ekonomisinin şu durumuna bir bakalım nereye geldik diye: Değerli arkadaşlar, bizim kronik bir sorunumuz var, katma değeri yüksek üretim yapamıyoruz ve gelirimizden daha fazla harcıyoruz, tasarruf açığımız var. Bu yüzden sürekli borçlanıyoruz. Bu geçmişte böyleydi ama bu dönemde ne oldu, AKP döneminde ne oldu? Bu borç aşırı şekilde yükseltildi değerli arkadaşlar. Önce bir millî muhasebeye bakalım, bizim bir millî muhasebemiz var, yani AKP'nin, CHP'nin, HDP'nin değil, bir millî muhasebemiz var; burada kabaca "Uluslararası Yatırım Pozisyonu" denilen bir tablo var, Merkez Bankası çıkarıyor. Burada görebiliyoruz, bu Uluslararası Yatırım Pozisyonu tablosunda Türkiye'nin diğer devletlerdeki bütün varlıkları, hep 2002 yılı referans kabul ediliyor ya, 2002 yılında bizim bütün ülkelerdeki varlıklarımızın toplamı -yani yurt dışındaki şirketlerimiz, dövizlerimiz- 62 milyar dolarmış ve bunun karşılığında da bizim yükümlülüğümüz 148 milyar dolarmış ve net pozisyon olarak bizim bütün dünyanın uluslarına Türkiye olarak 85 milyar dolar borcumuz varmış. Geldik 2015 yılına, varlıklarımız 62 milyar dolardan 217 milyar dolara çıkmış. İyi bir şey varlıklarımızın artması. Kötü olan yükümlülüklerimiz, 148 milyar dolardan 602 milyar dolara bizim diğer uluslara yükümlülüğümüz, borcumuz artmış ve net olarak, şu an itibarıyla, en son tablo itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin...

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) - Vekilim, geldi Bakanımız.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Hoş geldi Sayın Bakan, hoş gelmiş, çağrımız işe yaramış.

...hepimizin dünyanın diğer uluslarına 375 milyar dolar yükümlülüğümüz var değerli arkadaşlar, 375 milyar dolar. Bu nasıl oluyor biliyor musunuz? İşte, siz daha fazla tüketirseniz, başka ulusların tasarruflarını alırsanız ve kendiniz tasarruf etmezseniz ülkeniz, bu şekilde, diğer ülkelere borçlanır. Bunun çok acı ve çok ağır sonuçları var.

Şimdi, geliyoruz; bakanlar buraya çıkıyor, birtakım rakamlar anlatıyor "Türkiye ekonomisinin gerçeği bu mudur?" diye. Arkadaşlar, Türkiye'de bankalarda toplam mevduat var; bizim servetimizin durumunu göstermesi açısından önemli. Ne kadar yüksek mevduatımız varsa o kadar iyi.

Bakın, 2002 yılında 128 milyar lira mevduatımız varmış; bugün 1 trilyon 147 milyar lira. Ne güzel, mevduatımız artmış, demek ki bu mevduat artışı iyi bir şey ama, dönüyoruz, daha kötü bir şey var: Yurt içi krediler. "Yurt içi kredi" dediğimiz şu: Bakkal, esnaf, şirket sahibi, bunların borçlanması var ya, 32 milyar lira borcumuz varmış, kredi borcumuz. Bugün geldiğimiz noktada, 1 trilyon 455 milyar lira borçlanmış bizim halkımız; kredi kartları ve tüketici kredileri, yani geniş halk yığınlarının borcu. 2002 yılında, o lanetlenen, küçük düşürülen... Bu yıl da bu halkın, tüketici kredilerine ve kredi kartlarına 6,4 milyar lira borcu var. Şu gün, geldiğinizde, yeni parayla 1 trilyon 455 milyar lira -eski parayla ifadesini bilmiyorum çünkü katrilyonun 1.000 katını tam hatırlayamıyorum- korkunç bir borçluluk içerisindeyiz. Bu nasıl oluyor? Şimdi, AKP'nin, medya gücüyle, sizde yarattığı algı nedir? "Korkunç büyüdük, nefis bir ekonomi." değil mi? Değerli arkadaşlar, bir ekonominin en temel göstergesi büyüme oranlarıdır. Büyüme oranlarına bakıyorsunuz, cumhuriyet tarihinin en kötü Hükûmetlerinden biri. Peki, büyüme oranları ne zaman düşüyor? 1980'den sonra, liberal ekonomi politikalarının uygulandığı yıllardan itibaren Türkiye'de büyüme oranları çok düşüyor. En yüksek ne zaman? Mustafa Kemal Atatürk yönetiminde; en yüksek büyümemizi burada gerçekleştiriyoruz değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bakın, burada Maliye Bakanı var. Değerli arkadaşlar, elimde bir tablo var. Kalkınma Bakanlığının haftalık ekonomik veriler setine girin, bu tabloyu göreceksiniz. Halka nasıl anlatıyorlar, biliyor musunuz? Diyorlar ki: "2002 yılında brüt kamu toplam borç stokumuz -yani, Türkiye'nin kamusunun iç ve dış borç stoku- 257 milyar lira. 2015'e geldiğimizde, bu, 734 milyar oldu. Ama, bir dakika, 734 milyar borcumuz var ama bizim varlığımız var." "Nerede varlığımız var?" diyor; "Merkez Bankasında varlığımız." diyor. Kamunun borç stokundan düşüyorlar, Merkez Bankasındaki varlık. Ben Maliye Bakanına soruyorum: Merkez Bankasındaki varlıklar kamuya mı ait? Değil arkadaşlar. Özel bankaların munzam karşılıkları var ya -mesela Garanti Bankası getiriyor, biraz yatırıyor; Yapı Kredi getiriyor, munzam karşılığını yatırıyor- bunu kamu net borcundan düşüyorlar. Ne kadar biliyor musunuz? 406 milyar borçtan düşüyorlar.

İkincisi: İşsizlik Fonu. Kimin bu para? İşsizin. Hukuki olarak, kanunen bu borç özerk bir fonun ama getiriyor, kamunun parasıymış gibi 90 milyar bir de bunu düşüyor, ediyor 500 milyar dolar. Bunu düştükten sonra diyor ki: "Bir de kamu varlıkları var." Onu düşebilir, detayına bakmak lazım. 734 milyar liralık borcu 143 milyar dolar gösteriyor. Sonra diyor ki: "2002 yılında gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 61,5'u borçluyduk, 7,6'ya düşürdük."

Değerli arkadaşlar, şimdi, çıkacak bu Maliye Bakanı, Sayın Beyefendi, diyecek ki: "Bu, Avrupa Birliğinin uluslararası finansal standartlarına, IMF'in finansal standartlarına dayanıyor." Ben uluslararası denetçiyim. O finansal standartlar ilkeyi koyar. Varlık sizin değilse bunu koyamazsınız çünkü bu varlık kamuya ait değil, kamu borçlarından düşürülemez. Türkiye'nin borçları 734 milyar liradır. Muhasebenin algı oyunuyla bu sakladıkları 500 milyar var ya, yarın öbür gün başımıza bela olacak ve o zaman Yunanistan'dan da beter duruma düşeceğiz.

Bakın, Türkiye ekonomisinin durumuna biraz devam edelim. Şimdi, eskiden ne yapılırdı? Cumhuriyetin bütün hükûmetleri tarafından aslan gibi vergi toplardık, otoyol yapardık, havalimanı yapardık, köprü yapardık.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - O zaman da gider faiziyle öderdik.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Görüyorsunuz, Maliye Bakanı bana laf atıyor.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Ne yapalım yani?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Genel Başkana bile laf attı.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Dün Ahmet Davutoğlu ne demişti?

BAŞKAN - Sayın Erdoğdu, siz Genel Kurula hitap edin lütfen.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Şimdi, bakın, Maliye Bakanına sorayım... Daha önce vergilerle yapardık, şimdi yeni bir model geliştirdiler. Yap-işlet-devret modeli ve kamu özel iş birliği modeli diye bir model geliştirdiler. Eğer bir devletin finansman imkânları kısıtlıysa iş adamlarını çağırıyor, şeffaf ve rekabetçi bir ihale yapıyor. "Bunu sen yap, finansmanını sen bul, benim bulduğum şartlarda. Belirli bir süre işlet, sonra bana devret." diyor, tamam mı? Peki, Türkiye'de bunu yaparken ne yapıldı? Finansmanına garanti verildi, işletmesine garanti verildi, bir sürü yolsuzluk iddiası var. Ya, parayı Ziraat Bankası veriyor, garantiyi Devlet Hava Meydanları veriyor, niye Mehmet Cengiz işletiyor arkadaşlar? Taş attı da kolu mu yoruldu? Üstelik konuştuğumuz projeler onlarca milyar dolarlık ve daha da kötüsü devlet muhasebesinde bunu göstermiyorlar, normalde koşullu yükümlülük olarak bunu göstermeleri lazım. Ne yapıyorlar? "Kardeşim, borcu ve garantiyi Devlet Hava Meydanları verdi, o özel bir KİT." diyorlar. Kime ait bu KİT? Hazine Müsteşarlığına ait. Ne demek yani? Hazine garantisi. Görebiliyor musunuz bütçesinde? Nasıl inanacaksınız bu bütçeye? Sayıştay raporu yok, muhasebesi hileli, olmaz arkadaşlar, doğru bir şey değil yapılan işler.

Şimdi, geliyoruz, Türkiye'de bir büyük gelir algısı yaratıldı, değil mi? Arkadaşlar, gelir ve servet dağılımı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun sitesine girin, görün. Türkiye'de demin bahsettiğim 1,4 milyar liralık mevduatı var ya, yarısı 1 milyon lira ve üzeri hesap bakiyesinde olanlarda. Yani mevduatın yarısı milyonerlerin, halka düşen bir şey yok, gelir dağılımı korkunç bir şekilde bozulmuş durumda. Birçok kişi diyor ki: "Türkiye'de nüfusun yüzde 1'i servetin yüzde 54'üne sahip." Bu konuda istatistiki araştırmalar var, hiç güvenilmez olan Devlet İstatistik Enstitüsünün Gini katsayısına bakıyorsunuz hiçbir şey göremiyorsunuz. Bize diyecekler ki: "Siz bu Hükûmetin istatistiklerine güvenemiyor musunuz?" Vallahi gördüğümüz şeylerden sonra hiçbir şeyinize güvenemiyoruz değerli arkadaşlar.

Şimdi, geldik, hep böyle bir 2002 paranoyası, hep böyle bir 2002 algısı. Değerli arkadaşlar, sonuç olarak Türkiye ekonomisinin geldiği yerde millî servetimiz yabancıların eline geçti. En kritik, en stratejik sektörlerimiz, sigaradan tutun cep telefonu şirketlerine kadar, havalimanlarından başlayın madenlerimize kadar en çok gelir getiren kurumlarımız yabancılara satıldı. Bir taraftan aşırı borçlanma, diğer taraftan en yüksek gelir getiren tekel nitelikli stratejik kurumlarımızın yabancıların eline geçmesi Türkiye ekonomisinin geleceğinin çok karanlık olduğunu gösteriyor. Bazen Hükûmet bize sert konuştuğumuzu söylüyor. Artık size sert konuşma dönemi değil, size tavsiyelerde bulunma dönemi çünkü Türkiye'nin başı büyük bir belaya doğru gidiyor. Bu durumdan nasıl kurtulacaksınız: Öncelikle tam demokrasiyi sağlamak zorundasınız. Demokrasi ile ekonomi at başına gider, dünyada bakın, zengin ülkelerin demokrasilerinin kalitesinin yüksek olduğunu göreceksiniz. Nasıl yapacaksınız bunu? Bir kere bu tek adam görüntüsünden kurtulmak durumundasınız. Bunu sizin anlatmanız gerekiyor. Biz anlattığımızda bozuluyorsunuz, üzülüyorsunuz. Gideceksiniz, Recep Tayyip Erdoğan'a tek adam görüntüsü vermemesi gerektiğini bir şekilde anlatmak zorundasınız.

İkincisi: Hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı, en önemli konu. Hukukuna ve yargısına güvenilmeyen hiçbir ülkede yatırım yapılmaz. Nasıl olacak bu? Cumhurbaşkanı çıkıp da "Ben Anayasa Mahkemesinin kararını takmıyorum." demeyecek. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü bu darbe olarak anlaşılabilir. Çünkü söyleyen Türkiye Cumhuriyeti'nin yürütmesinin başındaki kişidir. Aynı şeyi tersinden düşünün: Anayasa Mahkemesi Başkanı çıksa "Ben bu Cumhurbaşkanını takmıyorum, saygı duymuyorum." derse ne hissedersiniz?

SALİH CORA (Trabzon) - Öyle diyor zaten.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Hayır, bunu demiyor. Öyle diyorsa çok büyük saygısızlık ediyor, o zaman ona da müdahale ederiz.

SALİH CORA (Trabzon) - Milletin iradesine aykırı davranıyorlar.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Bunu diyemezsiniz. Devlet yönetmek çok ciddi bir iştir. 80 milyonun...

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) - Biz müdahale etmiyoruz, demokratız.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Salih kardeşimin nezaketini biz biliyoruz.

Şimdi geliyoruz, bu toplumsal gerginliği azaltmak zorundasınız değerli arkadaşlar. Bu kadar şiddetin boy gösterdiği bir ülkede bir ekonomik kalkınma bekleyemezsiniz. Bütün fonlarınızı güvenliğe şey yaptığınızda kendi şehirlerinizdeki bu görüntüyle iyi bir ekonomik görüntü veremezsiniz.

Ve arkadaşlar, uluslararası ilişkilerimizi restore etmek zorundayız biz. Kavgacı bir ülke görünümümüz var, herkesle kavga ediyoruz. "Ey Sisi!", "Ey Esad!", "Ey Obama!", "Ey Putin!", "Ey AB!", "Ey ABD!", yahu bu dilden kurtulmak zorundayız değerli arkadaşlar. Hani bir Donald Trump var ya Amerika'da, hepimiz sinir oluyoruz değil mi bu adama.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) - Haksızlığa boyun mu eğelim?

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Bu Donald Trump'ın aynı görüntüsünü emin olun yurt dışında Tayyip Bey için hissediyorlar; bakın, bunu uyarı için söylüyorum, aynı görüntü, böyle görülüyor. Biz bu ülkenin ana muhalefetiyiz ama biz de bu ülkenin bir parçası olarak anılıyoruz, gördüğümüzde üzülüyoruz. Bu durumu düzeltmek zorundasınız.

Arkadaşlar, ekonomik gelişmeyi istiyorsanız yaratıcılığı özendiren bir millî eğitim politikası yaratmak zorundasınız çünkü yaratıcı zekâdan inovasyon çıkıyor. Bakın, bu dokunmatik telefonlar, yeni işletim sistemleri... Hani o "çapulcu" denen, aşağılanan, "gezici", "çapulcu", "darbeci" denilen, yok sayılan gençlik var ya, onlarla barışmalısınız çünkü o gençlerimiz, sizin gençlerinizle birlikte o inovasyona dayalı üretimi, yüksek katma değerli üretimi yapmazsa hiçbir şey yapamayız.

Bakın, bir 4+4+4 eğitim sistemi getirdiniz, berbat durumdayız arkadaşlar, çok kötü durumdayız. Millî Eğitimin verilerini Millî Eğitim bütçesinde anlatacağız ama Millî Eğitimin doğrudan ekonomiye etkisi var.

Enerji ve ulaştırma altyapısını ucuzlatmak zorundayız. Her şirketin telefon, elektrik, doğal gaz faturaları yolsuzluk ve kötü yönetimle... Ki defalarca anlattım milyarlarca dolar yolsuzluğu, son derece yüksek. Bu yüksek maliyetlerle bizim şirketlerimiz başka şirketlerle rekabet edemiyorlar, bu yüzden de işçi ücretleri düşürülüyor. Biz ucuz iş gücünü, niteliksiz iş gücünü... İnsanımızı ezerek bir büyüme modeline geçmiş oluyoruz, bunu yapamazsınız.

Değerli arkadaşlar, görüyorsunuz bir üçüncü havalimanı... Büyük büyük anlatıyorsunuz, kim ödeyecek bunların parasını?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) - Yap-işlet.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - "Yap-işlet", bakın ne kadar güzel diyor. Yap-işletle sanıyor ki başkası ödeyecek, o uçağa binen ödeyecek. O uçağa binen normalde vergi vererek yaptıracağı şeyi her uçağa binerken ödeyecek; şimdi 15 euro, on yıl sonra yaklaşık 40 euro olacak.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) - Ayrı bir oturup tartışalım Sayın Vekilim. Ayrı ortamda tartışalım Sayın Vekilim.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Oturup konuşalım yani emin olun ben de isterim, keşke iktidar-muhalefet medeni ilişkiler kurabilsek daha iyi bir ülke olur.

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) - Marmaray'ı kim ödediyse onu da...

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Bakın, kamu-özel iş birliği şehir hastaneleri meselesi var. Ya, arkadaşlar, hiç vicdanınız sızlamıyor mu? İnşaatın yapım maliyeti, 2 kirası... Devlet bu yapana kira ödeyecek, adam 400 milyon liraya yapmış iki kira karşılığında, iki yılda alacak parasını. Sağlık Bakanlığına soruyoruz biz bunu, diyor ki: "Efendim, ihale yaptık, böyle çıktı." E, berbat ihale yapmışsın, berbat bir ihale yapmışsın demektir yani bu kadar beceriksiz ihale yapmışsın demektir. Yani, böyle bir şey olabilir mi? İki yıllık kirasına şehir hastanesi yapılabilir mi? Sağlığın özelleştirilmesindeki berbatlığı da sağlık bütçesinde değerlendireceğiz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Yirmi beş sene ödemesi devam edecek.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, siz iyi bir ekonomi istiyorsanız yolsuzluktan, adaletsizlikten, haksızlıktan arındırılmış ekonomik bir altyapı kurmak zorundasınız. Bunun için de altyapı reformları yapmak zorundasınız. Yapabilir misiniz?

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) - Yaptık, yaptık.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) - Halk görüyor.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Yapamayacaksınız çünkü yapmanızın önünde yapısal, genetik engelleriniz var. Bunun en önemlisi 17-25 Aralık gibi, bütün dünyanın kamuoyuna mal olmuş yolsuzluklarla hesaplaşmanız gerekiyordu, bunu yapabileceğinizi sanmıyorum, daha berbatı "reform" diye yutturmaya çalışacaksınız da çok iyi bir ana muhalefet var karşınızda, hatırlatıyorum.

Son süreye geldim, sayın bakanlar burada yok, kendilerinin keyfî çok yerinde ama...

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) - Bakan burada.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - ...ekonomi bürokrasisi berbat durumda, çalışma koşulları, ücretleri, seçim sistemleri ekonomi bürokrasisi kalitesizleşirse devlet kalitesizleşir. Hükûmetin kalitesiz olduğunu biliyoruz, Hükûmetin niteliksizliği üzerinde hemfikiriz ama devlet kalitesini bozmamaya çalışmak zorundalar. Bugün ben ekonomi bürokrasisinin... Ya, 4 tane yurt dışı eğitimli uzman aynı odada oturuyor, 3 sandalye var çünkü Hazine Müsteşarlığında... Hazine Müsteşarının odası yeterince büyük, bakanın yeterince büyük, kendi ücretleri yüksek... Ama sürünüyorlar. Maaş zamlarında, hiçbir ek, maaş zammı yok. Reel büyümeyi de koyduğunuzda maaşlar geri gitti. Bunlar devletin kökleridir. Bu devlet bürokratlarına sahip çıkmak zorundasınız. Bu bütçeye "ret" oyu vereceğiz çünkü bütün bu kaygılarımızı gidermiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)