Konu:2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 2'nci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:47
Tarih:28/02/2016


2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 2'nci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AK PARTİ GRUBU ADINA ATAY USLU (Antalya) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Aslında, ben hem bundan önceki Suriye olaylarında hem de Van depreminde görevliydim. Ben AFAD'la ilgili anlatacaklarımı onlara dayanarak anlatıyorum. Biraz önce anlattım ama tekrar ifade etmek istiyorum.

Marmara depremi sonrası Türkiye bir paradigma değişikliğine gitti ve Van'da bir başarı elde edildi. Dönemin Başbakanı şimdiki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan dört buçuk saat sonra Vana geldi Erciş'e geldi, krizi yerinde yönetti. Biz ilk üç ayda 75 bin çadır kurduk, 175 bin kişinin yaşadığı konteyner kentlere geçildi üç ayın sonunda, bir yılın sonunda eksi 20 derece olan havada, soğuklukta 15 bin konut inşa ettik, bu, 15'inci ayın sonunda da 25 bin konut oldu, afetzedelere teslim edildi. Dediğim gibi, bu başarı milletimizin, devletimizin ve Türkiye'nin başarısıydı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tabii, afetlerin sıfırıncı dakikasını planlamak kadar, daha önemli bir husus, risk yönetimi, kriz yönetimi yerine risk yönetimi. Yani, yaraları sarmaktan daha önemlisi yara almamak. Bununla ilgili de AFAD çalışmalar yapıyor. "Afete Hazır Türkiye" projesi çerçevesinde 5 milyon öğrenciye afet eğitimi verdi. Yine, kentsel dönüşüm çalışmalarımız bir risk yönetimi çalışmasıdır.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; diğer bir husus insani yardım hususu. Bugün dünyanın en çok insani yardım yapan ülkelerinin başında geliyoruz. Artık, yardım alan bir Türkiye değil yardım eden bir Türkiye var. 5 kıtada 54 ülkeye insani yardım ve acil yardım yapan bir ülkeyiz.

İnsani yardım konusu gündeme gelince önemli konu Suriyeli vatandaşlar, sığınmacılar. Savaştan ve zalim Esad'ın zulmünden kaçan Suriyeli kardeşlerimize biz sadece kapılarımızı açmadık, gönlümüzü de açtık. Şu an Türkiye'de 2 milyon 650 bin insanı misafir ediyoruz. Kobani'de, Ayn el Arap'da meydana gelen çatışmalar sonunda, 150 bin sığınmacıyı yetmiş iki saat içerisinde Türkiye'ye kabul ettik. Zalim rejim, etnik kökenleri nedeniyle oradaki kardeşlerimize kimlik kartı bile vermemişti. Biz, kimlik kartlarına ve kimliklerine bakmadan, hem sınırımızı açtık hem gönlümüzü açtık. Ben o süreçte de görevliydim. O mazlumlar o geçişte bizden bir şey istediler, dediler ki: "Bizim tek varlığımız ineklerimiz ve koyunlarımız, onları da alır mısınız?" Hıfzısıhha, sağlık gerekçesiyle kabul edilmedi. Konuyu ilgili bakana, ilgili bakan da Sayın Başbakanımız Ahmet Davutoğlu'na iletti. Sayın Başbakanımız o gece bize bir talimat verdi, dedi ki: "Suriyeli kardeşlerimizin ineklerini ve koyunlarını hemen satın alın, paralarını peşin ödeyin, ardından, sağlık denetimi sonunda, o hayvanları kesin, etlerini de misafirlerimize ikram edin." İşte, kriz yönetimi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İşte, insani bakış; işte, lider; işte, büyük Türkiye.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan hakları konusunda, mülteci hakları konusunda biz bu durumdayken Avrupa şu anda âdeta panikte. Cenevre Sözleşmesi'ne uymak yerine kapılarını kapatarak Akdeniz'in dünyanın en büyük mezarlığı hâline gelmesine sebep oluyorlar ve içeride de, Avrupa'nın içinde de sığınmacı düşmanlığı had safhaya ulaşmış durumda.

Almanya'da geçen yıl sığınmacı merkezlerine 800 saldırı oldu, Galler'de kırmızı bilezik takılıyor, Norveç'te kutuplara yerleştiriliyor, Danimarka'da sığınmacıların değerli eşyalarına el konuluyor, hatta Belçika Göç Bakanı Yunan meslektaşına "Gelenleri denize dökün gitsin." diyor. Evet, bunun neresinde vicdan, neresinde hukuk var? Bugün hakikaten Avrupa vicdan, hukuk, insan hakları kavramları açısından Orta Çağ Avrupası'nın da gerisindedir. İspanya, sadece 130 mülteciyi kabul edeceğini söylüyor, Fransa'da yalnızca şu anda 19 mülteci kabul edilmiş durumda resmî olarak; oysa her gün Türkiye'de 150 Suriyeli çocuk doğuyor, yaklaşık 100 bin nüfuslu Kilis halkı 120 bin Suriyeli kardeşimizle birlikte yaşıyor. Bu yüzden Kilis'i Nobel Barış Ödülü'ne aday gösteriyoruz. Kilis, fazlasıyla hak ediyor, bu anlamda Kilis dünyaya ders veriyor. Onlar mültecilerin ceplerine ve paralarına göz dikerken, biz mültecilerin gözlerine bakıyoruz. Avrupa olaylara sayılarla bakarken, biz mültecileri saymıyoruz, biz mültecileri seviyoruz çünkü insan varsa rakamların anlamı yoktur. Biz inanıyoruz ki bir insanın ölümü insanlığın ölümüdür, bir insanının kurtuluşu tüm insanlığın kurtuluşudur.

Kriz ve insani yardım konularında başarılı koordinasyon çalışmaları yapan Türkiye'nin ortak eli, "soft power" yumuşak gücü AFAD bütçesinin yeryüzüne ve insanlığa iyilik ve güzellikler getirmesini diliyorum.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)