Konu:2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 2'nci Tur Görüşmeleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:47
Tarih:28/02/2016


2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 2'nci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Başbakanlığa bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının 2016 yılı bütçesi hakkında, Halkların Demokratik Partisi Grubunun görüş ve önerilerini belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım.

Bütçeler, çok önemli siyasal, ekonomik ve yönetsel belgelerdir, her şeyden önce hükûmetlerin faaliyetlerine meşruiyet kazandırırlar. Bütçeler, aynı zamanda sosyal sınıflar arasındaki dengenin sağlanmasında ve toplumsal huzurun tesisinde büyük önem arz ederken buna karşıt olarak da kapitalist modernitenin ekonomik ve mali yönetsel araçlarının temelini oluştururlar. Ayrıca, siyasal iktidarların emek, demokrasi, sosyal hak ve özgürlükler, insan hakları, farklı etnik kimlikler, inanç grupları ve farklı cinsiyetlere karşı da eşit yaklaşımları konusundaki duruşlarının en önemli göstergeleridir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğimiz gibi AFAD, afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere, Başbakanlığa bağlı olarak 2009 yılında kurulmuş ve kurulduğu günden itibaren, kriz alanlarında toplumsal tartışmaların merkezine yerleşen bir kurum olarak anılagelmiştir.

Siyasal iktidarın iflas eden dış politika hamleleri sayesinde, maalesef, başat sorunlarımızdan biri hâline gelmiş olan bir trajedi yani mülteci sorunu da bu kurumun faaliyet alanlarından biridir. AFAD bu konuda çeşitli raporlar hazırlamıştır. Bu raporlardan bazıları "Suriyeli Misafirlerimiz Kardeş Topraklarında", "Suriye'den Türkiye'ye Nüfus Hareketleri", "Kardeş Topraklarındaki Misafirlik," "Türkiye'deki Suriyeli Kadınlar" gibi raporlardır.

Peki, bu raporlar sonucunda AFAD'ın ortaya koyduğu somut bir stratejisi var mıdır? AFAD'a bağlı mülteci kamplarının durumu ve şeffaflık sorunu hakkında Meclis olarak bilgilendiriliyor muyuz? Toplumsal etkileri hâlâ devam eden Van depremleri sürecindeki sıkıntılar ve depremzedeler için toplanan yardımların dağıtımındaki adaletsizlik konusunda bahsi geçen kuruma herhangi bir yaptırım uygulanmış mıdır? Soma faciasındaki yetersiz müdahale ve toplanan yardımların nereye gittiğinin belirsizliği hakkında kurum içerisinde muhatap alınacak bir sorumlu bulunabilmiş midir? Peki, Karadeniz Bölgesi'ndeki sel felaketleri konusundaki yetersizlik ve Türkiye'nin her bölgesine dair bütüncül bir afet planlamasının yokluğu hakkında, siyasal iktidarın bu kurum hakkında herhangi bir tasarrufu var mıdır?

Bu kurum veya eşdeğerlerinin bu gibi yetersizliklerini sıralamaya kalksak sanırım bir iki yasama yılını tamamen bu işlevsiz kurumlara ayırmamız gerekecek.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin bildiği gibi, Türkiye mültecilerin kaldığı ve geçiş yaptığı bir ülkedir. Yaşanan bu göçler Orta Doğu'daki iç savaşlardan, Türkiye'deki çatışmalı ortam ve genel olarak da yoksulluktan kaynaklıdır. Buna rağmen, Türkiye'nin uzun yıllar, mültecilere dair kapsamlı ve evrensel hakları içeren bir yasası olmamıştır. Bu alandaki ilk yasal düzenleme, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'yla yakın zamanda gerçekleşmiştir. Ancak, bu yasada coğrafi sınırlama konulmuş, Türkiye'ye sığınan kişiler açısından "Avrupalı" ve "Avrupalı olmayan" ayrımı devam ettirilmiştir. Ayrıca, yasayla düzenlenen eğitim, sağlık, sosyal yardım gibi hakların uygulanmasında çözülmeyi bekleyen birçok sorun vardır. Bu hayati konu hakkındaki yasal çözümsüzlük hâli, Kobani'den, Şengal'den ve Suriye'nin birçok yerindeki insanlık dışı savaştan kaçarak Kıta Avrupası'na gitmeye çalışan on binlerce insanın kendi kıyılarımızda trajik bir biçimde can vermesine ve bu vicdan kanatan durumun ülkenin uluslararası kamuoyunda basiretsiz ve çaresiz gözükmesine yol açmıştır.

Yine, aynı yetkin ve belirgin bir göçmen politikasının yokluğu, ülkedeki mültecilerin ucuz iş gücü olarak görülmesini ve ülke genelinde siyasal iktidarın yıllardır ateşini harladığı nefret söyleminin bu insanlar üzerine salınmasını da ortaya çıkarmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AFAD'ın sayfasında yer alan bilgiye göre, 25 Ocak 2016 itibarıyla AFAD'a bağlı barınma merkezlerinde 269.366 Suriyeli yaşamaktadır. 2,5 milyondan fazla sığınmacının yaşam mücadelesi verdiği ülkemizde sığınmacıların yalnızca onda 1'inin bu kamplarda barınması ve binlercesinin büyük kentlerde, kış şartlarında dilenciliğe terk edilmesi, hepsinden garibi, siyasal iktidarın "Kardeşlerimize kucak açtık." söylemi başlı başına bir sorun olarak ortada durmaktadır. Ancak, bu sorun, özellikle Suriye sınırındaki kampların durumu düşünüldüğünde iyice kritik bir hâl almaktadır.

16 Ağustostan bugüne kadar hukuki mesnetten yoksun olarak ilan edilen ve 29/01/2016 tarihi itibarıyla toplamda 338 günü bulmuş olan sokağa çıkma yasaklarıyla birçok il ve ilçe siyasal iktidar tarafından, maalesef, çatışmalı alana dönüştürülmüştür. 1 Ekim ve 13 Kasım tarihlerinde Nusaybin'de ilan edilen sokağa çıkma yasakları çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Kente giriş ve çıkışların tamamen engellendiği ilçenin girişindeki, AFAD'a bağlı çadır kent, görgü tanıklarının beyanlarına ve sivil toplum kuruluşlarının raporlarına göre, kolluk kuvvetlerince mühimmat deposu olarak kullanılmaya başlanmıştır. Konuyla ilgili defalarca soru önergesi verilmiş olmasına rağmen hiçbirinden cevap alınamamıştır. Nihayet, aralık ayı sonunda kamp tamamen tahliye edilerek sakini olan Ezidiler Midyat'taki kampına taşınmışlardır. AFAD Başkanlığınca 2014'te yayımlanan rapora göre, Nusaybin'deki kampın kapasitesi 5.040 iken Midyat'taki kampın 3.048'dir. İç savaştan ve şiddet ortamından kaçan insanların yerleştirildiği yerlerde yeni bir savaşın çıkarılması ve bu insanların tekrar şiddetle burun buruna gelmeleri, uluslararası standartların da ihlali anlamına gelmektedir.

Suriye'de iç savaşının patlak verdiği dönemdeki sığınmacı akınını karşılamak için özellikle Hatay, Urfa ve Antep'te kurulan kamplara sivil toplum örgütlerinin, basın mensuplarının, milletvekillerin girmelerine manidar bir biçimde müsaade edilmemiştir. Bu süreçte, AFAD kamplarının Suriye'deki rejime karşı savaşan cihatçı güçlerin barınağı olduğu basına defalarca yansımış; bu duruma dair, kurum tarafından da tatminkâr bir açıklama yapılmamıştır.

Ve ne yazık ki Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Hükûmetin ötekileştirici ve ayrımcı politikalarını araç hâline getirmiştir ve bu şekilde faaliyetlerine maalesef devam etmektedir.

İlki 23 Ekim, ikincisi 9 Kasım 2011'de gerçekleşen Van depremleri, AFAD'ın bir propaganda aygıtına dönüşmesinin gözlemlendiği olaylar dizisidir. Öncelikli amacı afetlerin önlenmesi olan AFAD, ilk depremin ardından riskli binaların tespiti için yardım teklif eden TMMOB'nin talebini reddetmiş, ardından, 9 Kasımda gerçekleşen 5,6 şiddetindeki ikinci deprem sonrasında Bayram Oteli'nin çökmesi neticesinde 24 kişi hayatını kaybetmiştir.

Bu süreçte, AFAD büroları eski vali yardımcısı ve kaymakamlar üzerinden örgütlenmiş ve AKP teşkilatı gibi çalışmış; yardımlar, il genelindeki ihtiyaç sahiplerine ihtiyaçlarına göre değil, partizanlıklara göre dağıtılmıştır. Kolluğun doğrudan müdahil olduğu bu süreçte halkın inisiyatifiyle toplanan yardımlar, yerlerine, maalesef, ulaştırılamamıştır. Örneğin, Gevaş'tan kortej hâlinde gelen kamyonlardan 2'sine el konulmuştur. Belediyelere gönderilen yardımlara da el koyan ekipler, bu adaletsiz dağıtımda ısrar etmişlerdir.

Van depremzedelerinin iskânı için, TOKİ marifetiyle, acele Edremit yolunun üstüne inşa edilen yapılar, mimari facia olmalarının yanında, temel yapıdan yoksun oldukları için hâlen iskân edilebilir konumda değillerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Soma'da 301 işçinin hayatını kaybettiği maden felaketi sonrasında yaşananları da hâlâ unutmuş değiliz. Soma faciası gerçekleştikten tam üç saat sonra olay yerine gelen bir kurumdan söz ediyoruz. Risk yönetmeye değil kriz yönetmeye çalışan, onu da eline yüzüne bulaştıran bir kurum var karşımızda.

Çok iyi hatırlayacağınız gibi, ilk açıklamada, facia sonrasında toplanan paranın 46 milyon 500 bin TL olduğu belirtilirken AFAD Başkanlığı tarafından 16 Temmuz 2014'te yapılan bir diğer açıklama uyarınca, banka hesaplarına yatırılan toplam miktar -Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafından 24/7/2014 tarihinde yapılan 903 bin TL'lik yardım da dâhil- 47 milyon 126 bin 449 TL olarak ifade edilmiştir. Fakat Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'na göre yapılan bir başvuru neticesinde, toplanan miktarın 5 milyon 389 bin 681 TL'nin üzerinde olduğu yani toplamda kampanya hesaplarında 52 milyon 516 bin 130 TL'nin biriktiği açıklanmıştır. Soma maden faciasında yakınlarını kaybeden ailelere 156 bin TL'lik yardımın bu bütçe üzerinden sağlandığı hesaba katıldığında, aradaki 5 milyon 389 bin 681 TL'lik farkın nereye gittiği bilinmemektedir.

Değerli milletvekilleri, 2015 Ağustos ayında Hopa'da gerçekleşen sel felaketinde 8 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, çok sayıda kişi yaralanmış ve ciddi maddi hasar meydana gelmiştir. Sel riskinin odalar ve STK'lar aracılığıyla, özellikle ekolojik kıyım, dere yataklarındaki yapılaşma gibi unsurlarla olası bir felakette bilançonun ağırlaşacağı defalarca belirtilmiş olmasına rağmen, AFAD ne bu riski yönetebilmiş ne de facia gerçekleştikten sonra can kaybını önleyerek görevini ifa edebilmiştir. Bu felaket sonrasında önlemlerin alındığı söylenmesine rağmen, maalesef, yeterli olmamış, Kasım 2015'te selin tekrar vurduğu Artvin'de 3 vatandaşımız daha hayatını kaybetmiştir.

Normal hayatı durduran veya kesintiye uğratan, acil müdahaleyi gerektiren kriz hâlleri olan acil durumlar ve toplumun tamamı veya belli kesimleri için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, normal hayatı ve insan faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan doğal, teknolojik veya insan kaynaklı olaylar olan afetler, kamu idaresinin önemli bir iştigal alanını oluşturmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Bir dakika daha süre rica ediyorum.

BAŞKAN - Ek süre veremiyorum çünkü diğer arkadaşlara haksızlık olur diye düşünüyorum.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Tamam, peki efendim, teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)