Konu:2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 1'inci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:46
Tarih:27/02/2016


2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 1'inci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AK PARTİ GRUBU ADINA HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi ben de saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Biliyorsunuz, Türkiye'de 4 konuda herkes fikir sahibidir ve bu konuları herkes bilir. Birisi spor, bir diğeri siyaset, öteki yarım olmak şartıyla uçuk tıp çünkü hepimizin kafasında hemen her hastalık için bir ilaç vardır ve din. Din konusunda da hemen herkesin mutlaka bir fikri vardır.

Bu kürsüde benden önce konuşanların pek çoğunun Kur'an-ı Kerim'den ayetler okuduklarını, hadisler okuduklarını, Hazreti Ali'ye atıflarda bulunduklarını göğsüm kabararak, iftiharla seyrediyorum. "İşte milletin Meclisi böyle olmalı, milleti temsil edenler milletin değerleriyle özdeş konuşmalar yapmalı." diye. Ama izninizle ben de Hazreti Ali'den bir anekdotla bu konuyu değerlendirmek istiyorum. Hazreti Ali Kûfe'de hutbe okurken aşağıdan laf atıyor Hariciler, bir ayetikerimeyi okuyorlar. Burada çok okunduğu için ben de orijinalini izninizle okuyayım:

(Hatip tarafından Yusuf Suresi'nin 40'ıncı ayetikerimesinin okunması)

HACI AHMET ÖZDEMİR (Devamla) - Hazreti Ali ayete karşı çıkacak değil ama kastedilen şeyin ne olduğu belli. Şu sözle cevap veriyor: "..."(x) Evet, doğru bir söz, ayet, Allah kelamı, buna itirazım yok ama "..."(x) Bununla batıl kastediliyor, hak değil. O bakımdan, burada okunan ayetlerde, burada okunan hadislerde mana doğru ama bağlamından koparılarak bir başka yere monte edildiği için maksat yanlıştır. Dolayısıyla, burada ciddi bir hata, ciddi bir yanılgı ve yanıltmaca içerisine giriyoruz.

Münazara eskiden bir ilim dalıydı ve okutuluyordu medreselerde ve münazarada aslolan gerçeğe ulaşmaktı fakat münazarada gerçeğe ulaşmaktan başka maksatlar ön plana çıkarılırsa o da bağlamından koparılmış olur ki hakikaten sıkıntılıdır.

Cumhuriyet devleti, Türkiye Cumhuriyeti devleti hudayinabit bir devlet değildir yani durup dururken 1923 yılında ortaya çıkmış bir devlet değildir. Nitekim, bugün Türk ordusu 5.000'inci kuruluş yıl dönümünü kutluyor ki kökleri ile bağlarını sağlam kurmak açısından doğru bir yaklaşımdır. Dolayısıyla, biz de Diyanet İşleri Başkanlığının köklerini aradığımızda bunun kökeninin Hazreti Peygamber devrine kadar gittiğini biliyoruz ve 120 kadar sahabenin -benim tespitlerime göre- Hazreti Peygamber'in müftüleri olarak daha sağlığında bu faaliyeti icra ettiklerini görüyoruz.

Dolayısıyla, teşkilat olarak değil ama teşkilatlanma anlamında Diyanet teşkilatının varlığı Peygamber dönemine dayanır. Müslüman olduktan sonra Türkler de bu kurumu almışlardır çünkü din konusunda, din gibi hassas bir konuda hemen herkesin fikir beyan etmeye kalkışmasının önüne geçmek, din işlerini tanzim etmek başlı başına bir devlet meselesi ve teşkilat hususu olarak görülmüştür. Selçuklularda bu durum böyle olduğu gibi, Osmanlılarda da bu durumun böyle olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, cumhuriyete geçilirken Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kuruma ihtiyaç duyulmuş ve bu kurum korunmuştur. Elbette, bir kurumu aldığınızda üzerinde oynama yapamazsınız, değişiklik yapamazsınız, iyileştirmede bulunamazsınız anlamına gelmiyor. Şimdi, Diyanete karşı çıkanların bir çelişkisine de işaret edelim; Cumhuriyete, cumhuriyetin kurucu değerlerine ve cumhuriyetin müessesine duyulan saygı, onun kurduğu Diyanet İşleri teşkilatına duyulan saygısızlıkla maalesef örtüşmüyor. Diyanet İşleri Başkanlığını da bu devleti kuran kişilik, kimlik, algılanan her neyse, o kurmuştur ve buna bir ihtiyaç vardır.

Ben, hakikaten, fedakârca hizmet eden, sabahleyin gün doğmadan camilerini açan ve gece yarılarına kadar bu hizmeti ifa eden, gecesini gündüzüne katan, toplumun var olduğu bütün olaylarda hazır bulunan Diyanet mensuplarını gönülden tebrik ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)