Konu: 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:45
Tarih:26/02/2016


2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ORHAN MİROĞLU (Mardin) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 2016 yılı bütçesinin lehinde görüşlerimi ifade etmek için huzurunuza çıktım. Hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Doğrusu, söz aldığım bu saatler, Meclisin bir hayli gerildiği saatler oldu yani bir konuşmacının arzu ettiği bir şey değil bu. Kafamda, tabii... Özellikle doğu ve güneydoğuda -ben Mardin Milletvekiliyim- tabii, bu bütçenin ortaya koyduğu veriler bakımından, inşa süreci dediğimiz, özellikle bu hendek meseleleri ve çatışma sürecinden sonra bölgede ortaya çıkan farklı tabloya deva olabilecek yanlarıyla ilgili konuşmak isterdim. Galiba, bundan ziyade, burada demin tanık olduğumuz birçok konuyla ilgili görüşlerimi ifade edeceğim. Ama, tabii, bu bütçenin her şeyden önce hayırlı olmasını diliyorum.

Dün, Devlet Su İşlerinde bir brifing aldım Mardin Milletvekili olarak, özellikle GAP ve Ilısu Barajı'yla ilgili. Doğrusunu isterseniz çok büyük bir heyecan duydum ama birtakım şeylere de üzüldüm. Çünkü, şunu gördüm ki bu hayata geçirdiğimiz önemli yatırımların imalatı sırasında, imalat sürecinde devlet çok büyük güvenlik harcaması yapıyor. Şöyle bir rakam vereyim istiyorum: Ilısu Barajı'nın bize maliyeti yani proje maliyeti 1 milyar euro civarındadır ve şu an, bu maliyete yüzde 5 oranında yani 50 milyon euro gibi bir parayı devlet güvenlik harcamaları olarak ayırmak durumundadır. 2017 yılında da bu proje inşallah tamamlanacaktır ve bölgenin çehresi sosyal, siyasal ve hatta kültürel bakımdan büyük bir değişikliğe uğrayacaktır.

Değerli arkadaşlar, burada, tabii, tanık olduğumuz bu tartışmalarla ilgili birkaç şey söylemek isterim. Benden önceki değerli konuşmacılar, özellikle Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik, burada, davet edildikleri zaman, "Buyurun, ispat edin." denildiği zaman, bir ispat değil ama o ithamı sürdüren ve çok bildik, tanıdık Türkiye'deki belirli siyasi aktörlere ve bu arada tabii ki Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a karşı itibarsızlaştırma, kişilik katli yapma gibi bir tutumu sürdürdüler. Her şeyden önce şunu söylemek gerekir ki: Recep Tayyip Erdoğan bu hareketin, bu siyasi hareketin lideridir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve burada, bu Meclis çatısı altında eğer Sayın Cumhurbaşkanı ifade edilecekse... Evet, hakikaten, arkadaşlarımız doğru söylüyorlar, görüşlerini her gün kamuoyuyla paylaşan, toplumun çeşitli kesimleriyle paylaşan bir Cumhurbaşkanıdır. Bu yönlü eleştiriler, elbette ki Meclisin kabul edebileceği eleştiriler de olur ve bunu çok makul bir biçimde bu ortamda konuşuruz. Ama, böyle yapılmıyor, çok klasik, çok bildiğimiz, Türkiye'de bilgi kirliliği üzerinden, dezenformasyon üzerinden birtakım şeyler söyleniyor.

Bir de ben, tabii yani doğrusunu isterseniz Recep Tayyip Erdoğan'a karşı, Sayın Cumhurbaşkanına karşı dünyada yürütülen bu kampanyaların sebebini çok iyi anlayabiliyorum. Ama, kendi tabanı bile zaman zaman gündeme getiriyor ve diyor ki: "Ya, biz HDP olarak neden Recep Tayyip Erdoğan'a karşıyız?" Bunu buradaki arkadaşlarımıza soran çok sayıda HDP'li seçmen vardır inanın. Ama, bu sorunun cevabını da bu arkadaşlarımız hiçbir zaman veremediler ve veremiyorlar da. Neden yani Recep Tayyip Erdoğan'ın günahı ne? İnkâr politikalarını sona erdirmesi mi? Bugün, Kuzey Irak'la ilgili politikalarda, oradaki Kürt çıkarlarının savunulmasında çok himaye edici bir siyasi lider olması mı? Peki, bu hareketin oradaki iz düşümleri ne yapıyorlar? Kürdistan'ı bölmeye çalışıyorlar. Evet, Irak Kürdistanı'nı bugün, bu hareket bölmeye çalışıyor ama Türkiye orada birlikçi bir politika izliyor. Bu mudur yani Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın günahı? Kürt kimliğinin önündeki engelleri kaldırması mıdır? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İnkâr sürecini bitiren politikalara imza atması mıdır?

Çözüm sürecini -evet, muhasebesini de hep birlikte yapalım tabii- başlatan ve Türkiye'de Kürt meselesiyle ilgili birçok tabuyu sona erdiren, özellikle muhafazakâr, demokrat kesimin ciddi bir zihinsel değişim yaşamasına yol açan fikirleriyle Recep Tayyip Erdoğan'ın acaba Kürtlere ne zararı oldu da bu arkadaşlarımız her sözünü ettiklerinde mutlaka bir kuşatma, bir itibarsızlaştırma söylemiyle karşımıza çıkıyorlar?

Bugün, burada ikinci bir hadise yaşandı ve ben bu hadiseyi bir linç girişimi olarak düşünüyorum. Evet, İbrahim Kalın arkadaşımız, bir statü sahibidir, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri değildir ama Sayın Gök, sözcüsüdür ve bir sözcü olarak bu ülkede Anayasa'yla ilgili, başka meselelerle ilgili fikirlerini paylaşma özgürlüğüne en az burada bulunan herkes gibi, toplumda bulunan herkes gibi hakkı olan birisidir. Ne demiş? Yani, demin grup başkan vekilimiz de ifade etti, o söylenen metnin içinden bir şey çıkarıp sanki bir erken seçim olmayacak gibi bir karar çıkarmış tek başına ve bu kararın altına imza atmış gibi bir hava yaratıldı burada. Bu bir linç girişimidir.

Sayın MHP grup başkan vekilinin ifade ettiği sözleri ben dinlerken doğrusu çok üzüldüm. Yani "Kalın gelir." ne demek? Bu Meclise yakışıyor mu böyle bir şey ama kalın...

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Meclis Başkanı söylerken de üzüldün mü? Aynısını Meclis Başkanı söyledi, ona da üzüldün mü?

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Bir saniye... Bir saniye... Bir saniye...

OKTAY VURAL (İzmir) - Bu sözler sana hakaret be!

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Bir dakika arkadaşlar...

Sizin bir kongre gerilimi içinde olduğunuzu anlayabiliriz (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) - Millet düşmanı olduğunu millet biliyor. PKK'ya "Terör örgütü değildir." diyen kimdi! Alkışlıyorsunuz bir de.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Ama, bu gerilimi tutup başkalarına yönelik, hiç hak edilmeyen...

OKTAY VURAL (İzmir) - Bir de alkışlıyorsunuz!

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Biraz nefes alın, biraz nefes alın, biraz nefes alın!

OKTAY VURAL (İzmir) - Bir de alkışlıyorsunuz. PKK'ya "Terör örgütü değildir." diyen kimdi?

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Biraz nefes alın, biraz nefes alın.

BAŞKAN - Sayın Vural, yerinize oturun lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) - Yerimizdeyiz, yerimizde.

BAŞKAN - Müdahale etmeyin. Lütfen, müdahale etmeyin. Mehabeti bozmayın.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, siz bozmayın.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Miroğlu.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Neyse... Bugün bu gerilim devam edecek.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Miroğlu.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, Meclisin mehabetini bozuyorsunuz.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - İnşallah, arkadaşlarımız kongrelerini yaparlar ve Meclise bu gerilimi taşımazlar.

Değerli arkadaşlar, biz bir savaş bütçesi yapmıyoruz. Bu kavramlar, hakikaten 70'li, 80'li yıllara ait kavramlar. Biz demokratik süreçle birlikte Türkiye'de...

Değerli arkadaşlar, Sayın Baluken, demin, üstüne basa basa, sürekli "savaş bütçesi" dedi, "savaş mantığıyla hazırlanmış bir bütçe" dedi. Asla böyle bir şey yok. Savaş bütçesi yapmıyoruz biz. Bedirhanilerin ve Mem û Zin'in yaşadığı şehir olan Cizre'yi yakıp yıktınız, yeniden inşa ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Nusaybin'i, beş bin yıllık Nusaybin'i yine yakıp yıktınız, desteklediğiniz hareket yakıp yıktı. Nusaybin'in beş bin yıllık tarihini iade edeceğiz, Nusaybin'i de inşallah yeniden inşa edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sur'u, dokuz bin yıllık tarihe sahip Sur'u ne hâle getirdiniz. Gerçekten de ibret verici bir durumdur.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Kim getirdi?

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Evet, biz Sur'u da inşa edeceğiz. Bu bir savaş bütçesi değil; bu bir inşa bütçesidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Değişen ne AK PARTİ'dir -çözüm sürecinin tarihine giderek söylemek istiyorum- ne de Sayın Cumhurbaşkanıdır ama değişen sizsiniz, dönüp kendinize bakınız.

Arkadaşlar, ya, ortada bir strateji var. "Devrimci halk savaşı stratejisi" dediniz ve kendi programınızı unuttunuz. Benim bildiğim ve hatırladığım kadarıyla HDP'nin programında "öz yönetim" falan değil, "demokratik özerklik" ifadesi kullanılırdı. Demokratik Toplum Örgütünün de aynı şekilde programlarında bu geçiyor. Peki, bu öz yönetim nereden çıktı? Bu öz yönetim, evet, KCK sisteminin Türkiye'de Kürtlerin yaşadığı bölgeye öngördüğü bir sistemdir. Peki, ne oldu da bu sistemi tekrar hayata geçirmek için bu kadar kanlı bir çatışmayı göz önüne, şeye aldınız?

Değerli arkadaşlar, hep şunu söylüyorlar bize: "Yani, Suriye önemliydi, Suriye'de Kürtlerin bir statüsü var, Türkiye bu statüyü tanımadı." Asla böyle bir durum söz konusu değil. Türkiye Orta Doğu'da, Kürtler demokratik haklarını nerede kullanıyor olurlarsa olsunlar, o demokratik hakların kullanılmasına her zaman saygı duydu ama peki, PYD'ye dönüp baktığımızda Suriye Kürtlerini ne kadar temsil ediyor bu örgüt?

AHMET YILDIRIM (Muş) - Yüzde 100.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Hareketin liderinin kardeşinin yani Salih Müslim'in kardeşinin gözüyle PYD'nin Suriye'de Kürt temsiliyeti sadece yüzde 10'dur, belki yüzde 15, belki yüzde 20 ama bu gücü kim verdi PYD'ye? Rojava bölgesini kim teslim etti PYD'ye? Esad rejimi teslim etti. Şimdi, siz tutup Recep Tayyip Erdoğan'a karşı bu kadar söylem geliştiriyorsunuz ama Orta Doğu'da ilişki kurduğunuz güçler, evet, Baasçılardır. O Baasçılar ki Irak'ta bütün Kürtlerin katliamında imzası olan güçlerdir, Suriye'de de Baba Esad'dan başlayarak bu katliamlar dizisine devam eden güçlerdir.

Değerli arkadaşlar, PKK ve PYD'nin bugün aynı merkezden yönetiliyor olması büyük bir sorundur ama sadece Türkiye için değil, bölgede yaşayan bütün Kürt halkı için büyük bir sorundur. Bu örgüt Irak'ta bölücülük yapıyor, Süleymaniye ve Erbil arasındaki merkezî ilişkileri kesinlikle bu örgüt ve bağlaşıkları...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - ...Celal Talabani'nin liderliğini yaptığı...

BAŞKAN - Lütfen, toparlar mısınız Sayın Miroğlu bir dakika içinde.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Peki efendim, teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bütçenin özellikle doğu, güneydoğudaki inşa sürecine katkıda bulunacağına yürekten inanıyorum.

HDP'li dostlarımıza da şunu tavsiye ediyorum: Siz eğer tekrar müzakere masasına dönülmesini istiyorsanız, muhatabınızı müzakere masasına dönmesin diye zayıflatmak için başvurduğunuz şiddet ve terör eylemlerinden bir an önce vazgeçiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çok basit bir yol var bunun için. PKK'ye çağrı yapmak yetmiyor; gideceksiniz, Diyarbakır'da, Mardin'de halkınızla toplantı yapacaksınız ve tıpkı Kızıltepe halkının aldığı karar gibi, hendek politikalarını sona erdirdiğinizi, bu politikaları desteklemeyeceğinizi, siyasi özgürlüğünüzü ve özerkliğinizi PKK'nin bu stratejisine heba etmeyeceğinizi söyleyeceksiniz; bu kadar basittir. O zaman, evet, her şey konuşulabilir, bu Meclis çatısı altında da konuşulur, başka mekânlarda, başka oturumlarda da konuşulur.

Bütçenin, özellikle, halka, bütün Türkiye'ye hayırlı olmasını diliyorum. Bir inşa bütçesi yapıyoruz, herkese hayırlı olmasını diliyorum.

Saygılarla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)