Konu:Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:44
Tarih:25/02/2016


Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZCAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Bangladeş Halk Cumhuriyeti Hükûmeti arasındaki gümrük anlaşmasıyla ilgili konuşma almış bulunuyorum.

Elbette, uluslararası ilişkilerimizi geliştirmemiz gerekir, ticaretimizi geliştirmemiz gerekir, ekonomimizi geliştirmemiz gerekir ama bütün bunlardan önce, bu sözleşmelerden önce en önemlisi ülkemize huzuru, barışı ve istikrarı getirmek gerekir. Bugün, baktığımız zaman, bizim ülkemizde huzur, barış, istikrar var mı? 1 Kasım seçimlerine giderken bu memlekete huzur getirmek için, istikrarı getirmek için, terörü durdurmak için propaganda yaptınız, oylarınızı artırdınız ama bugün ülkede huzur yok, doğu ve güneydoğu ateş içinde ve memlekette istikrar yok. Bunun gibi yüz tane anlaşma da yapsanız ticaret bitmiştir, ekonomi iflas etmiştir ve ülkemizde artık ticaret adamları yarınlarını görememektedir. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir atasözü vardır: "Benim oğlum bina okur, döner döner yine bina okur." Bu "bina"yı da ben ekliyorum. Ben de bu memlekete barış gelene kadar, bu doğu ile batı arasındaki algı, ortak düşünce, kardeşlik ve insan hakları, özgürlük gelinceye kadar bu kürsüde "Barış, barış, barış!" diye haykıracağım. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Bugünün meselesi değil ki bu. 1990'lı yıllarda faili belli cinayetler oldu; yakınlarımızı kaybettik, insanlarımızı kaybettik, yazarları kaybettik, sendikacıları kaybettik, gazetecileri kaybettik. O gazetecilerin yakınları burada, şimdi bu kürsüde, bu Mecliste. Devlet adına cinayet işledik, o devlet adına cinayet işleyenler sonuçta cezalarını gördüler. Onun için, devlet cinayet işlemez, devlet adına da kimse cinayet işlemesin. Eninde sonunda -biraz önce arkadaşımızın dediği gibi- Lahey'de yargılanmak diye bir şey söz konusudur.

Gazi olaylarını mı söyleyelim, Maraş'ı mı söyleyelim, Sivas'ı mı söyleyelim, en son Suruç'u mu söyleyelim, Diyarbakır'ı mı söyleyelim, Ankara'yı bir kez, bir kez daha mı söyleyelim, İstanbul'u mu söyleyelim? Biz bütün bunları konuşamıyorsak, kendi aramızda bir ortak mutabakat sağlayamıyorsak, bu halk zaten bizden bunu beklerken Mecliste neleri konuşuyoruz? Yüzlerce, belki de daha fazla ülkelerle ticari sözleşmeyi konuşuyoruz. Eğer binalara, yüksek binalara, bölünmüş yollara önem verdiğiniz kadar insanlığa önem vermiş olsaydınız, insan hak ve özgürlüklerine önem vermiş olsaydınız ve bu savaşın durması için burada Cumhurbaşkanı dâhil "Barış, barış!" diye seslenmiş olsaydınız biz bugün bu duruma gelmeyecektik.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Barış dediğimiz zaman da başka şeyler söylüyordunuz siz, öyle değil mi?

ALİ ÖZCAN (Devamla) - Uluslararası güç odaklarının bu bölgede uyguladıkları politikaların bir parçası olduk. Bunun sebebi icra hükûmetidir, bunun sebebi AKP iktidarının Hükûmetidir ama daha sonra dengeler değişti; o bölgelerde enerji politikası var, petrol politikası var ve orada bu politikalardan dolayı dengeler değişince Orta Doğu'nun ağabeyi, lideri olmak iddiasında olan Sayın Cumhurbaşkanının bugün o memlekette hiçbir şekilde kıymeti kalmamış, hiçbir memleketle, Suudi Arabistan dâhil, hiçbir memleketle ilişkisi yoktur. Ve bu değişen politikalara dahi ayak uyduramadınız ve sonunda, Rusya ile Amerika ittifak yaptılar ve açıkta kaldık.

Suriye politikasının yanlışlığı... Emevi Camisi'nde Cuma namazını kılacaktık, şimdi sınırdan öteye gidemiyoruz ve Orta Doğu politikası şu anda bir bataklığa sürüklenmiştir, Orta Doğu politikasında bir çıkmaza girmiş durumdayız. Orta Doğu'yla ilgili şimdi özgün ve belirgin bir politikamız yok maalesef, varsa yoksa ajandanızda tek bir şey var: "Recep Tayyip Erdoğan'ı nasıl başkan yapacağız?"

CİHAN PEKTAŞ (Gümüşhane) - Aslanlar gibi yapacağız!

ALİ ÖZCAN (Devamla) - Yaparsın.

CİHAN PEKTAŞ (Gümüşhane) - Yapacağız, yapacağız.

ALİ ÖZCAN (Devamla) - Yaparsın ama memleketi de başkanlık uğruna ikiye bölersin...

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Bal gibi yapacağız!

ALİ ÖZCAN (Devamla) - ...kan revan içerisinde bırakırsın. Bugünkü durumda sizlerin vicdanı huzur içerisinde mi? Vicdanen düşünmüyor musunuz? Evinize gittiğiniz zaman, yatağa kafanızı koyduğunuz zaman bu durumdan memnun musunuz?

SUAT ÖNAL (Osmaniye) - Bu millet nasıl Başbakan yaptıysa, nasıl Cumhurbaşkanı yaptıysa öyle de başkan yapar.

ALİ ÖZCAN (Devamla) - Ben Cumhurbaşkanına buradan bir kez daha sesleniyorum: Her gün her yerde konuşuyor, bir gün de "Barış." de, "Barış."; ağzından bir barış çıksın, bu savaşın durması için ağzından "barış" kelimesi çıksın. Ve ben buradan yine sesleniyorum -1994'te belediye başkanıyken ben SHP'nin il başkanıydım, hukukum var kendisiyle, siz daha o zaman tanımazdınız bile- diyorum ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a: Gel, ne zaman istersen Nusaybin'e gidelim, Şırnak'a gidelim, orada birlikte barış türküsünü söyleyelim, bak o zaman Türkiye'de savaş nasıl durur.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - O türküleri biz söylerken siz neredeydiniz?

SUAT ÖNAL (Osmaniye) - CHP olarak Kürt milletvekillerini bu Meclisten, bu kürsüden attığınız günleri unuttun mu?

ALİ ÖZCAN (Devamla) - Ben sizinle ilgili bir şey söylesem bu kadar tepki vermiyorsunuz ama Cumhurbaşkanıyla ilgili bir şey söylediğim zaman hepinizin ayranı kabarıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Ahmet Davutoğlu danışmanken stratejik dönüşüm tezleri vardı...

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Türkiye'nin Başbakanından bahsediyorsun biraz daha seçkin bir dil kullanmayı tercih et, Türkiye'nin Başbakanından bahsediyorsun.

ALİ ÖZCAN (Devamla) - ...iflas etti. Sıfır sorun, sıfır ilişkiye döndü; vay, vay, vay! Bugün dünyada ekonomik, stratejik konjonktür olarak gerçekleşen dönüşümü iyi okuyamadınız ve şu anda diplomatik bir enkaz var ve dış politikada köklü bir değişikliğe ihtiyaç var.

Terör iki şeyden kaynaklanır, bir mezhepten, bir de etnik kökenden; bunu asla silahla bitiremezsiniz, ideolojiyle olan şeyleri minimize edebilirsiniz ama bunu asla bitiremezsiniz. Bunu Özel Harekât timleriyle bitirme şansınız yoktur, bunun masada halledilmesi lazım.

İstihbaratınız sıfırdır. İstihbarat, merhalelerden yükselmiş adamlar başında olduğu zaman verimli olur; akıl ister, beceri ister, güç ister ama siz ne yaptınız? Yargıyı ve istihbaratı teslim ettiğiniz, sonra "paralel" adını verdiğiniz eski ortağınızla 17-25 skandalı sonrası yollarınızı ayırırken onların yerlerine, liyakati olmayan insanları getirdiniz. İstihbarat önemli ama ondan önemlisi istihbarat doğru uygulanacak, sonuç alınacak; işte, zayıf halka budur. Onun için MİT Müsteşarı istifa etsin veya şimdi, bugün aldığınız bir kararla bir yere gönderin, bir yere gönderin arkadaşı büyükelçi yapın, bir an evvel ülke MİT'in başındaki bu insandan kurtulsun.

Bu dünyada, tarih önünde er geç ve Allah'ın huzurunda, öbür dünyada hesap vereceksiniz, hesap vereceksiniz, bunu aklınızdan çıkarmayın. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Bu meselenin her zaman iddia ettiğimiz gibi Mecliste ve siyasi partilerin bir araya gelerek ve toplumsal bir uzlaşmayla ancak çözülebileceğini söylüyorum. Tüm partilere buradan çağrı yapıyorum: Araştırma komisyonlarından, falan filan onlardan vazgeçin. Gelin, hep beraber bu yaraya merhem olalım, merhem olalım. Halk bizden merhem olmamızı istiyor. (CHP sıralarından alkışlar) Burada gece gündüz bizi avara kasnak konuşturmayın ve sabahlara kadar da meşgul etmeyin.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)