Konu:CHP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:41
Tarih:18/02/2016


CHP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Terörle yatıp terörle kalkmadığımız ve kan akmayan bir günü hasretle bekliyoruz, o günler acaba gelir mi diyoruz. Yeni gelecek günler cemrenin düşmesiyle birlikte havayı güzelleştirebilir mi, bahar güzel gelir mi Ankara'ya acaba diye düşünüyoruz, Türkiye'ye acaba diye düşünüyoruz. Ama baharın çok daha kanlı geçeceğinin tehditlerini yollayanlara ve huzursuz bir Türkiye için yanıp tutuşanlara da buradan lanet ediyor, lanet etmenin ve kınamanın ötesinde de üzerinde sorumluluğu olanların, siyaseten yapması gereken işleri sağlıklı bir şekilde, devlet adamı gibi yapması gerekenlerin görevlerini hakkıyla yerine getirmeleri gerektiği hususunda da hatırlatma yapmak istiyoruz.

Dün akşam bu yüce mabet içerisinde mesai esnasındayken sarsıldık, duymadık, sarsıldık, hissettik, hemdert olduk. Bizim kültürümüzde empati değil, hemdert olmak vardır. Empatide mış gibi yapmak vardır ama hemdert olmak yaşamak ve hissetmektir. Biz dertleri, bu topraklarda yaşayanlar olarak birbiriyle dertleşmeyi hemdert olarak düşünürüz. İşte, o kapsamda, bu sarsıntıyı hisseden Ankara Milletvekilimiz Erkan Haberal Bey derhâl Başkent Üniversitesi Hastanesini teyakkuza geçirerek hastanede olası yardımlar için diğer birimlerinden takviye hekimleri ve teknik tertibatları aldırmak için bölgeye gitti. Şimdi de yine heyetimiz gerek hasta ziyaretleri gerekse ilgili resmî çalışmaları takiple görevliler ve bir başka heyetimiz de şehit cenazesinde. "Milliyetçi Hareket Partisi Grubu neden bugün daha az?" diye konuşulup düşünüldüğünde bu görevlerle meşgul olduğunu bu vesileyle hatırlatmak isterim.

Şimdi, değerli milletvekilleri, değerli yüce Türk milleti; bugün tartıştığımız bu konu "Bir adım sonra nereye gidecek?" ve "Ne olacak?" sorularını da beraberinde getiriyor. Burada memleketin maceraya hiçbir şekilde sürüklenmemesi gerektiğini uyaran bir Milliyetçi Hareket Partisi var, hangi olayı ne zaman yapmanız gerektiği konusunda da sürekli üzerine düşen sorumluluğu hatırlatan bir Milliyetçi Hareket Partisi Grubu var. Düne kadar yapılması gereken sınır ötesi operasyonlara sonuna kadar destek veren, özellikle Ekim 2008, Ağustos 2011 ve Haziran 2015'te terörle mücadele konusunda, sınır ötesi harekâtlar konusunda iktidarı uyaran ve gerekirse Kandil'e Türk Bayrağı'nın dikilmesi gerektiğini söyleyen Milliyetçi Hareket Partisi lideri Sayın Devlet Bahçeli Bey, bugün itibarıyla Birleşik Arap Emirlikleri ve arka planında sınırlı sayıda bir ülkeyle Suriye müdahalesinin başımıza nasıl bir iş öreceğinin uyarılarını yapmakta ve bu meselenin sadece ve sadece bölgedeki PKK, PYD ve YPG güçleriyle sınırlı kalmayarak başka bir savaşa yani Medvedev'in ifadesiyle üçüncü dünya savaşına doğru bizi götürebilecek birtakım olayları getirebileceğini söylemekte.

Elbette ki devlet aklı bütün bunların hepsini düşünüyordur, biz düşündüğüne inanmak istiyoruz en azından ama beraberinde, terörle mücadele konsepti konusunda müzakereyi yapanlarla bugün mücadeleyi yapan aktörlerin de aynı aktörler olduğunu görmek, doğrusu bizi düşündürüyor. Dün akşam, olaylar esnasında Sayın Efkan Ala "Bu akşam Ankara'da yaşanan terör saldırılarını şiddetle kınıyorum. Bu, ülkemize yapılan bir terör saldırısıdır." diyor. Evet, doğrudur ama malumun ilamı konusunda, bir sorunu çözme makamında olan bir insan bari sussa ve bunları hiç konuşmasa.

Bir zihin bulanıklığı gözüküyor sayın milletvekilleri. Bu zihin bulanıklığının, tepeden tırnağa, mücadele noktasında netleşmesi gerekiyor. Yani Londra'dan Mardin hattına yeni bir açılım süreciyle pazarlık aşamalarına mı gidiliyor, yeni tehditlere karşı taviz mi verilecek? Buradaki siyasetimizi, biz, eğer sıcak-soğuk ikilemindeki gibi ani geçişlerle, hem dış politik gelişmeleri hem terörle mücadelemizi ani geçişler üzerinden yaparsak gerek kamuoyunun gerekse güvenlik güçlerinin motivasyonunu bozarız. Buradaki tutumu, Dostoyevski'nin "Suç ve ceza" romanında Raskolnikov karakteri vardır; Oradaki çifte şahsiyetin tutum ve davranışı gibi siyasetin iç ve dış politikalardaki tutumu, birbiri arasında, çelişkilerle dolu.

Yani, bunu, çoğu zaman çoğu milletvekili, Adalet ve Kalkınma Partisinin çeşitli dönemlerde yaptıkları ile uyguladıkları arasındaki tezatlıkları ifade etti. Salih Müslim'i getirdiniz, burada misafir ettiniz; PYD'yi meşru, hukuki bir siyasi parti gibi görmeye çalıştınız. Buradan giden Salih Müslim, verdiği bir röportajda "Bana çok güzel muameleler yapıldı, Türk devletine teşekkür ediyorum. Biz Kürdistan'ı Türklerle beraber kuracağız." söylemlerini geliştirdi. Bunlar çok yakında oldu, çok, daha dün denilecek günlerde oldu. PYD ve YPG sıfatlı PKK'lı teröristleri tedavi ettik. İnsan olarak biz, cephede düşman askerine dahi yardım ederiz ama buradaki uygulamaların arka planı, terörü ve teröristi güçlendirecek siyasal zafiyetlerse buna da çok ciddi anlamda dikkat etmek gerekiyor.

Şimdi, burada, son tahlilde hatırlatılması ve uyarılması gereken bir husus var. İktidarda çok nobran bir milliyetçi söylem görüyoruz. Bakın, milliyetçi bir partinin, milliyetçi, ülkücü geleneğinden yetişmiş bir insan olarak söylüyorum: İktidardaki nobran milliyetçi dilin tehditleri etnik fitne terörünü tetikleyecek noktaya doğru gitmektedir. Kastettiğimiz şudur: Sağlıklı milliyetçiliğin temeli kültüre dayandığı için, bu, bir medeniyet tasavvuru olarak olur; etnisiteyi, etnik kimlikleri, etnik kimliklerin siyasallaşmasını ve ırkçılığı reddeder, sağlıklı olan budur. Diğer tarafta, sağlıklı milliyetçilik demokrasiye ve halka dayandığı için totaliter sistemleri, otoriter sistemleri reddeder.

Bugünkü uygulamalarla vatan, millet, bayrak, heyecan, coşku ve beraberinde "Haydi çocuklar!" diyerek, bu patlamaları dahi siyasal malzemeye dönüştürerek "Biz PYD'ye, PKK'ya, YPG'ye haddini bildireceğiz, Suriye'ye gireceğiz bu yüzden." diyerek kamuoyu oluşturma gerekçesine referans yaparsanız bu memleketi bir üçüncü dünya savaşının eşiğine getirirsiniz. Bu konuda da Milliyetçi Hareket Partisi yüksek bir sesle zatıalilerini, devletlülerini ve yüce heyeti uyarmakla meşgul.

Bir başka ayrımcılık: Milliyetçi düşüncede din bir bütün olarak algılanır ve dinin içerisindeki mezhep ayrımları hiçbir zaman hesaba katılmaz. Sünni taraftarı olup Alevi karşıtlığının veyahut da mezhep taraftarlığının bir siyasi partinin ideolojisi hâline dönüştürülmesine asla müsaade edilmez ama bu konuda siyasi partilerin referans noktalarını ifade ederken, olayları tasvir ederken "Şu kadar Sünni vatandaş öldürüldü." veyahut da "Şu kadar şu oldu." "Falanca partinin genel başkanı Alevi değil mi?" gibi söylemler çok büyük tehlikeyi de beraberinde getiriyor.

Şimdi, üçüncü dünya savaş senaryoları kuranlar ve 100'üncü yılını, 100 yaşını yaşayan yeni Sykes-Picotların cetvellerle harita çizme sevdalıları bu konuları çok şiddetli bir şekilde kaşımaya ve tahrik etmeye başlıyor.

İşte bu kapsamda hepimize düşen vazife: Hepimiz bu kapsamda tutum ve davranışlarımızı belirlerken yarınımıza, çocuklarımıza olan sorumluluğumuzu hesaba katarak ifade etmek zorundayız. Bir kere parti içerisindeki ayrışmalar, düşünceler, farklılıklar, bunların hepsi kendi içerisinde tartışılmalı, zenginlik olarak görülebilmeli. İktidar partisi olarak size bu ifadelerimi söylüyorum: Millî bekayla ve mücadeleyle ilgili konuda terörle mücadele etme kararlılığında olan insanları görevlere getirin ve milletin ve güvenlik güçlerinin bir daha zaafa dönüşecek hareketlerin içerisine asla girmeme konusunda lütfen kararlı olun. Yani, artık biz şunları duymak istemiyoruz: "Ey Fransa, senin Paris'inde bu bomba patlarken senin istihbaratın ne yapıyordu?" diye konuşan bir devlet büyüğü, bugün itibarıyla bize de... "Bizim istihbarat kaynaklarımız acaba parti içi problemleri normalleştirmek için mi meşgullerdi? Devletin mahallesinde bu bombalar patlarken, bugün İdil'de bu çocuklar can verirken, kan dökerken neredeydi bu devletiali?" diyoruz ve devletialiyi devlet gibi milletle bütünleşerek mücadele etmeye davet ediyor ve bunu da Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak çok yakın takip ettiğimizi ve sahada dinamik bir siyasetle Milliyetçi Hareket Partisinin, canlı ve gür biçimde takipçiniz, tavsiyeciniz ve bu konuda gördüğü hataların uyarıcısı olduğunu ifade ediyor -yüce Meclisimizi- vatanın birliği ve bütünlüğü, devletin bekası noktasında hizmetlerinizin hayırlara vesile olmasını diliyor, huzurunuzdan saygıyla ayrılıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)