Konu: Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:38
Tarih:11/02/2016


Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakanım, kabul etseydiniz keşke daha iyi olurdu çünkü biliyorsunuz, yüksek lisans iki yıldır, doktora da üç yıldır. Yani, yurt dışındakilerle özellikle...

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Biz sadece derslerle ilgili bölümü aldık.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - Derslerle ilgili bölümü çıkarıp da hani zaten gelir vergisinden muafiyet meselesi var ya onunla bağlantılı olarak...

AR-GE'de en iyi araştırmayı yapacak olan yüksek lisans ve doktoradır çünkü yeni şeyler ortaya koyarlar. Dolayısıyla, bu konuda daha iyi netice almak için aslında normalde, kurallarda yüksek lisans ve doktorada olduğu gibi iki ve üç yılların kabulü çok yerinde olacaktı.

Değerli arkadaşlar, "AR-GE" diyoruz, araştırma geliştirme. Şimdi, her şeyden önce şunu özellikle belirteyim: Bir ülkenin lokomotifidir araştırma ve geliştirmeler, yeni buluşlar ve ülkeye yön verecek birtakım yeni tespitler muhakkak ki ülkenin gelişmesinde son derece büyük önem taşır. Bunun için bu alanda payların artırılması gerekir ki bizim gayrisafi millî hasılamız yüzde 1 mertebesindeyken diğer Dünya Bankası verilerine göre 2013 yılında bu oran Çin'de 2,01, Almanya'da yüzde 2,85, Japonya'da 3,47, Güney Kore'de 4,15'tir.

Şimdi, her şeyden önce şunu da özellikle belirteyim: Bir ülkenin demokrasisinin yerleşmesi için muhakkak ki bilen insanların yani cehaletin ortadan kalkması gerekir. Bunun için, biraz önce söylediğim gibi, lokomotif görevini görecek olan entelektüel insanlardır ve araştırmacılardır. Araştırmacılara yeterli değeri verdiğiniz takdirde, liyakate yeterli derecede önem verdiğiniz takdirde demokrasiyi yerleştirebilirsiniz. Cahil insanla bir yere çıkamazsınız yani siz istediğiniz kanunu çıkarın, o kanunu uygulayacak ciddi insanlar belli yerlerde, makamlarda yer almadığı veya ona uyan bir topluluk olmadığı takdirde her zaman başınız belaya girer.

Şimdi, eline silah almış insanlar eğer kanuna uymuyorlarsa ve devlete başkaldırmışlarsa devletin de bunlarla mücadele etme hakkı vardır. Sonuç olarak yani "demokrasi" dediğimiz husus kişiseldir, ferdîdir ve kişilere verilecek hak ve hürriyetler aslında ülkenin tümüne şamil olacağı için de bu çerçeve içerisinde yürür.

Dediğim gibi, liyakat son derece önemli. Osmanlı Devleti'nde Fatih Sultan Mehmet bile liyakatle ilgili bir yasa çıkarmış. Hangi görevlere kimlerin hangi görevlerden geleceği belirlenmiş. Yani, siz Başbakanlık Müsteşarlığına üniversitede hiç devlet görevinde bulunmamış birini tak diye getirirseniz, orada bocalar ve devletin çarkını bilmediği için orada birtakım yanlış işler de yapar. Hâlbuki, o işi bilen insanlar yer alacak olursa o zaman bu iş daha kolay yürür. Size bir örnek vereyim: 1700-1850 yılları arasında merkez idarede, Osmanlı Devleti'nde, yani Divan-ı Hümayuna bir başvuru hâlinde yüz elli senelik periyot içerisinde en kısa sürede cevaplama 0,7 gündür. En uzun cevaplama süresiyse, neticelendirme süresiyse 13,5 gündür. Ortalama, yüz elli yılın ortalaması merkez bürokrasisinde 5,3'tür. Şimdi, düşünün, iletişim ağının olmadığı bir dönemde bile böylesine bürokrasiyi iyi yürüten bir devlet. Sebebi? Liyakat sahibi insanları layık olduğu yere getirmesinden kaynaklanmıştır.

Dolayısıyla, ben şunu söylemek istiyorum: Biz, eğer, bizim ülkemizde birtakım yeni araştırmalar yapan insanları desteklemeyecek olursak işte o zaman liyakat sahibi insanı da yerleştirmemiz ve layık olduğu yere getirmemiz mümkün olmaz. Siz bilimsel kuruluşların başına yandaş veyahut da siyasi ve ideolojik görüşlü insan getiremezsiniz. Yani bilim adamı sıfatını taşıyanlar da ideoloji içerisinde olamazlar. İdeoloji içerisinde olamazlar, oldukları takdirde yanlış karar verirler, devletin yasalarını bir tarafa bırakarak meselelere farklı yönde bakmaya başlarlar. Yani sayınızın 1.200 olması hiçbir şeyi ifade etmez. Dolayısıyla, burada sizin ortaya koyduğunuz bilgiler, devletin kuralları çerçevesinde hareket edip etmediğinizdir. Bilim adamıysanız objektif olacaksınız ve herhangi bir ideoloji içerisinde bulunmayacaksınız.

Burada bir şeyi daha söylemek istiyorum. Araştırma görevlilerinden sözleşmeli yani 50/d olanlar, bunlar doktorasını bitirdikten sonra işlerine son veriliyor. Rektöre bırakmamak lazım. Yetişmiş elemana zaten ihtiyaç varsa -ki bazı rektörler ideolojik sebeplerle kabul etmiyorlar- bu 50/d'yi kaldırıp bu istihdamı yapmak lazım. Aksi takdirde şu yapılabilir: İllaki gelişen üniversitelere yapıyorsak, gelişen üniversitelerin kadrolarından bu doktorayı gelişmiş üniversitelere yaptırabiliriz ve yaptıktan sonra dönebilirler. Bu 50/d çok can yakıcı bir durumdadır, bunun düzeltilmesi gerekir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)