Konu: Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:38
Tarih:11/02/2016


Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; AR-GE üzerine yapılan bu tartışmayı hayırlı bir çalışma olarak buluyoruz öncelikle. Bu konuda da olumlu görüşümüz olmakla beraber, birtakım tavsiyelerimiz olacak, bunlara dikkat edilmesi tarafımızca, grubumuz tarafından da önemle istirham edilir.

Özellikle, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız, TÜBİTAK Başkanımız buradalar, "Türkiye'deki bilim politikası eşittir pozitif bilimler ve teknoloji" olarak algılayan anlayıştan bir kere kurtulmak gerekiyor. Bilim, aynı zamanda sosyal bilimdir. 19'uncu yüzyılın pozitivizm anlayışında ortaya çıkan seküler aklıyla pozitif bilimler çok gelişmiş ama sosyal bilimler metodoloji olarak pozitif bilimlerin taklidinde kaldığı için kendine ait bir üslup geliştirememiş. Türkiye'de, Türk üniversitelerinde bugün çok hatırlı, güzel bölümler var fakat bölümler tezlerini, akademik çalışmalarını ve çıktılarını "Toplumun hangi sorununa çözüm üretti acaba?" diye istatistik çalışma yaptığımızda sağlıklı cevaplar alamıyoruz. İlim, hikmet olup raflarda sınırlı kalıyor, akademik çalışma ve bilimsel çalışma yapanlara unvan veriyor ama hizmet olup eyleme dönme noktasında büyük bir problem yaşıyor. Dolayısıyla, bugün itibarıyla Bilim ve Teknoloji Bakanımıza ve TÜBİTAK Başkanımıza pozitif bilimlerle eş zamanlı olarak sosyal bilimlerin de bilim programı içerisinde toplumsal sorunlara ve taleplere çözüm üretebilir bir hâle gelebilmesini, tartışmasını teklif ediyoruz. Bu konuda gelişmiş ülkelerin yaptıkları işlere bakarsanız -çeşitli vesilelerle oralarda çalışan sosyal bilimci arkadaşlarımız var- yani dünya politikalarını, emperyal politikalarını belirlemek için antropolojiyi, folkloru, Türkoloji'yi nasıl kullandıklarını ve beraberinde nasıl bir kültür programı yaptıklarını görürler.

Bir başka husus, bilim için zeminin, ortamın ve bilim adamı profilinin ortaya çıkması için toplumda genel anlamda adanmış insan hikâyeleri profilleri sorunumuz var. Dün, Sayın Cumhurbaşkanı öğretmen atamalarında, adanmış insan hikâyelerinin olması için göreve giden arkadaşların bölgede kalmasını tavsiye ediyor ama uygulanan siyasi program ve Hükûmet politikası köşe dönmece ve kısa süreçte müteahhitleşmeyi teşvik ettiği ve akademik anlamda çalışma yapanların dahi çalışmasını bırakıp zengin olma mücadelesine girdikleri bir ortamı da beraberinde getiriyor. Yani Hükûmet olarak ortaya koyduğunuz çalışmalarda değer üretmiş bilim, sanat insanlarının, değer üretmiş fikir insanlarının çocuklarını siyaseten listelerinize alıp Meclise taşımanız yetmiyor, onların ürettikleri bilimsel çalışmaları, sanat ve felsefe tartışmalarını politik dile dönüştürebilecek fikir hürriyetini tartışabilecek bir programa getirmek gerekiyor.

Evet, sosyal bilim liselerinin açılmasını, sosyal bilim merkezli bir üniversitenin kurulmasını hayırlı işler olarak gördük onlara verilen isimlendirmeler dâhil. Ama, ne oldu? Bu ülkede bir sosyal bilim üniversitesi vardı. Sosyal bilim liselerinin akıbeti ne oldu? Bu ülkenin zeki, çalışkan, dereceli çocuklarının tamamı fen lisesi tercih edebilir noktadaydı. Şimdi, biz aynı zamanda bu Parlamento grafiğinde de ve Türk siyasetinde de, devlet aklında da sosyal bilimde zeki çocukların okuması ve disiplinler arası yaklaşımlarla konulara yaklaşmasının ülkemizin sorunlarını çözme noktasında çok daha hayırlı işler yapacağını düşünüyoruz ve özellikle bu yasada yedi yıldan üç yıla çekilmesi meselesini genç bilim insanlarını teşvik olarak, iyi bir çalışma olarak görüyoruz. Fakat üniversitelerde var olan 50/d sorunuyla ilgili iyileştirme girişimlerinin devamını sadece üniversite yönetimlerine bırakmayarak inisiyatifi üniversite yönetimlerinden alıp akademik çalışma yapan 50/d'li öğrencilere kadro imkânlarının da -kendilerine- temin edilebileceğini ifade etmemiz lazım.

Bir de çekinmeyelim, bendendir değildir ayrımını yapmayalım, bilimsel birikimi olan, özellikle sosyal bilimsel birikimi olan, değer üreten insanları -sizden olmasa da görüşleriyle- ortamlara davet edip onlardan istifade edelim. Başka Türkiye olmadığını, Türk kültürünün ve Türk-İslam medeniyetinin bu manada estetik ve ince işçiliğini yapan çok değerli milliyetçi entelektüellerin varlığını hatırlatır, bu kapsamdaki çalışmaları yaparken bu birikimi işe koşma noktasında taassup sahibi olmadan millete hizmette Milliyetçi Hareket Partisi her zaman için hazırdır fakat bunları siyasal alanda istismar malzemesi yapmanın da çok ötesinde düşünmektedir diyor, huzurunuzdan saygıyla ayrılıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)