Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:34
Tarih:28/01/2016


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verilen önergenin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Grubum adına yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, burada özellikle iktidar partisinden ve diğer siyasi partilerden -Milliyetçi Hareket Partisi hariç- çıkan iyi niyetli olduğunu düşündüğümüz ama bilimsel bir hatayı da yaptıklarını da öngördüğümüz, bildiğimiz bir durum var. İşte "Türk'ü, Kürt'ü, Laz'ı, Çerkez'i" diyerek kurulan cümleler bilimin, sosyolojinin temel doğasına aykırı ifadeler. Evet, Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Laz, Çerkez kardeştir ama biz teklik içerisindeki çokluktan bahsediyoruz. Bunların hepsinin toplamının var olduğu manevi kuvvaya "Türklük" diyoruz. Bu Türklüğün içerisinde brakisefal, kan bağı, ırk aramıyoruz. Türklüğün bir sosyolojik terkip olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Bunu en özet ifadeyle, olayların en yoğun olduğu günlerde rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş Beyefendi "Kürtler ne kadar Kürt'se ben o kadar Kürt'üm; ben ne kadar Türk'sem onlar o kadar Türk'tür." sözleriyle sembol hâline getirmiştir. Aynı gelenekten devam eden Milliyetçi Hareket Partisi, bu yaklaşımı özellikle etnik kimliklerin siyasallaştırılma sürecine girildiği Ağustos 2009 sürecinde, her etnik kimliğe -elinde silah olup mücadele veren başta olmak üzere- kimlik tanımı ve hukuk oluşturarak devleti âdeta etnik cehenneme çevirme süreci içerisinde olunan dönemde Şanlıurfa'da bir kardeşlik mitingi yaptı ve adına da dedi ki: "Bin yılda karılmıştır bu ülkenin harcı, bizi ayrıştırmak kimin harcı?"

Şimdi, bu uyarıların hepsi bu Parlamentoda yapıldı, Türkiye kamuoyunda yapıldı. Bununla da yetmedi, bu süreç devam ederken memleketin 9 vilayetinde "Millî değerleri koru ve yaşat." temasıyla Türkiye kamuoyuna, aziz Türk milletine hatırlatmalar ve bu kapsamda da siyasi iradeye de "Kendine gel, bu meseleler böyle giderse büyük bir felakete gider ülke." diye uyarılar yaptı. İşte, o uyarıların hiçbirisine göz atmayan ve dikkate almayan siyasal iktidar, bugün "Ne oldu böyle de başımıza bu geldi?" demeye başladı.

Soba yakar; taş ağırdır, başınızı yarar; su, derine dalarsanız boğar; pozitif bilimdeki bu gerçeklik neyse siyasal anlamda Milliyetçi Hareket Partisinin uyardığı bilimsel temelli yaklaşımlar da buydu. Evet, buyurun, bugün başımızda ve karşımızda "Devlet terörü bölgede uygulanılıyor, devlet güçleri bölgede etnik temizlik yapıyor." gibi önergeler, ifadeler veriliyor. Bu konuşulmasın diye Milliyetçi Hareket Partisi burada uyarılar yapmaya devam ediyor ama ne hikmetse boğmaca olmuş gibi, iktidar mahfillerinden yine ses çıkmıyor ve o ilgili tezkereler, ilgili önergeler bu Parlamentoda yine konuşulabiliyor.

Oradan hareketle, devletin hukuktan aldığı meşru, hukuki düzeni tesis etme ve uluslararası anlamda da referanslarını bulduğu mücadeleyi, terörle mücadelesini siz bir temizlik harekâtı olarak gösteremezsiniz. Bunun gösterilmemesi konusunda siyasi iradenin ve Hükûmetin şu anda alması gereken tedbirler var. Sadece Silahlı Kuvvetler ve güvenlik güçlerimizin verdiği mücadelenin, siyaseten de arkasında ne kadar durulacağı belli olmayan bu problemin haricinde, algı yönetimini çok iyi bilen ve bildiğini düşündüğümüz iktidar, bu sürecin olgularını algıya çeviremiyor. Seçimlerde olguları algıya çok iyi çeviriyordunuz. Nedir bu bodrumdaki 24 yaralı meselesi? Bunu bir milletvekili olarak öğrenmek istiyoruz; Türkiye kamuoyu, Türk milleti bunu merak ediyor. Gerçekten masum 24 vatandaşa ambulans mı götürmekten âciziz, yoksa iddia edildiği gibi dağdan inen teröristler sıkıştırıldı, kıstırıldı, birtakım siyasal uzantıların ilgili vekilleri de onları korumak için, bu konuda propaganda yapmak için tezviratlar mı yapıyor, bilmiyoruz. Bu konuda lütfen bu algıları ortadan kaldırabilecek ve süreci sağlıklı yöneterek uluslararası hukuka da uluslararası çevrelerde de bu hoş olmayan görüntülerin sebeplerini çok iyi anlatan ifadeler kurun.

Evet, 2000'li yıllarda Ankara'nın şerri olarak gördüğünüz resmî ideoloji ve Kemalist ideolojiden kurtulmak için Brüksel'in, Washington'ın şefaatine sığınıyoruz diyerek turlar attığınız dönemdeki heyecanınız neyse, bugün de burada yapılan mücadelenin haklılığını anlatmak için ilgili çevrelerde mücadele vermek de Hükûmetin boynunun borcudur. Bu mesele sadece yeri geldiğinde millî romantizm coşkusuyla "Bu memleketin içerisinden etnik kimlikli bir devlet çıkartmasına izin vermeyiz." diyerek, arka planda da kayıt dışı görüşmelerle de acaba bir adım sonra başkanlık sistemi ve federasyon ikiz kardeşliğini denkleştirebilmek için bu kürsüde yeniden meşruiyet alanları oluşturmaya mı kalkacağız? Bu sabahki bir toplantıda Sayın Cumhurbaşkanının ifadeleri, henüz daha Mecliste görüşmeye ve gündeme alınmamış Anayasa Komisyonunun toplantısından önce, "Başkanlık sistemi içerisinde yoksa bu olmaz." ifadeleriyle gölgelenerek başlatılmak isteniyor. Bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını da Türkiye Büyük Millet Meclisinin haysiyetine, gücüne, kuvvetine, kudretine sahip çıkmaya davet ediyoruz.

Bugün itibarıyla hayat hakkını savunduğunu iddia eden odaklar ve terörle bir türlü arasına mesafe koyamadığı için flu görünen odaklar bugün itibarıyla tek taraflı, devlet güçlerini ötekileştirip, PKK'lı teröristlere "Çekilin buradan, defolun gidin." demesini beceremediği için siyasal parti olup olmadığı tartışılır bir zemindedir. Böyle giderse ve Türkiye'de etnik kimliklerin siyasallaştırma süreci ve Türklük tanımının 1924 Anayasası'nda "Kendisini vatandaşlık hukukuyla bu devletin bir vatandaşı olarak gören ve kabul edilen herkesin (Türk) ıtlak olunur." ifadesi bugün itibarıyla Anayasa'nın 66'ncı maddesinde, vatandaşlık bağıyla bu topraklarda bu memlekete bağlı herkesi Türk kabul etmek o kuruluş anlayışının gelişimidir. Bu tek tipçilik değildir, bu farklılıkların birlikteliğinden kaynaklı ortak ahlak ve ortak akıl anlayışının tezahürüyle siyasal anlamda bir vatandaşlık hukukudur. Gelişmiş demokrasiler, insan hakları, evrensel hukuk ve dünyadaki modern devletlerin referans aldığı noktadır. Bu noktaya gelmek ve bu noktada samimi olarak yol yürümek hepimizin vazifesidir. Özellikle siyasal iktidar bu konuda samimi bir şekilde mücadele ettiğini ispat edecekse bu konuda da istikrarlı olmalı. "İstikrar" diyorlar ya, bir türlü olmayan istikrar, en azından burada istikrarlı olsunlar ve bu konuda mücadele verilsin.

Evet, 7 Haziran ile 1 Kasım arasında uluslararası güçler girdi, geldi, memleketi patlattı, kaos oluştu, bir korku tüneli, "Siz bize oy verin, sizi kurtaralım." denildi. Tamam, iyi, güzel, ne oldu 1 Kasımdan bu tarafa? Soruyorum size aziz milletvekilleri.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Daha da azdırıldı, daha da azdırıldı.

RUHİ ERSOY (Devamla) - Milletin 41 evladı şehadetimiz, şehidimiz var. Bu bilinen, görünen...

ERKAN AKÇAY (Manisa) - İki aydır Sur'da bir hâkimiyet sağlayamadılar.

RUHİ ERSOY (Devamla) - Huzursuzluk akıl almaz düzeyde. Şehirlere giren şehir terörleri had safhada. Haydi, buyurun, gelin o zaman, buraya nereden geldik? Bu sorulara cevap verin. İstirhamımız, ricamız sizlere: Bu konuda istikrarla mücadele veren güvenlik güçlerinin yanında olun. Onların yaralılarının tamponlarını, onların yaralılarının tedavilerini, güvenlik güçlerinin moral ve motivasyonunu... Çok fazla detaya girerek, "Önce ülkem" anlayışından hareket ettiğimiz için detay vermek istemediğim bize gelen bilgileri sizlere özelde vermek isteriz. Zira, yanındaymış gibi gözüküp "Alına, beyazına kurbanım vatanın çocukları, vurun!" dediğiniz çocukların, evlatlarının ne kadar yanındasınız? Onların verdiği şerefli mücadelede onların hak ve hukuklarının neresindesiniz, bunları da sormak istiyorum. Sonuna kadar arkasında olduğunuzu gösterecek samimiyeti... Bize gelen şikâyetleri gelip almanız ve gereğini yapmanız konusunda bu kadarlığıyla yetinmek istiyorum.

Ve Kur'an-ı Kerim'in içerisine tuzak kurarak insan patlatan canilerin bir an önce bu memleketten defolması için el birliğiyle mücadeleye ve "Sonuna kadar devlet, sonuna kadar millet." demeye Milliyetçi Hareket Partisi Grubu devam edecektir. Bu geleneğin köklü temsilcisi henüz son sözünü söylememiştir. Allah'ın izniyle de, hukukun içerisinde vereceği mücadeleyle de son nefes ve son neferine kadar ve onlar kalmasa kalmayacağına inandığı güçle millet için, devlet için, Allah için mücadeleye devam edecektir diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)