Konu:Hdp Grubu Önerisi Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:31
Tarih:21/01/2016


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ VURAL KAVUNCU (Kütahya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kamu düzenini ve güvenini sağlamak bir devletin en doğal hakkı ve en doğal görevidir. Bugün ülkemiz hakikaten istenmeyen olaylar karşısında gerçekten zor durumda ve bir Orta Doğu coğrafyası, belki de tarihe not düşecek özellikte önemli hadiseler cereyan ediyor ve böyle bir olayda, güvenlik kuvvetlerimizin buradaki düzeni ve güveni sağlamak, halkımızın daha rahat, güvenli bir şekilde yaşamasını sağlamak için şu anda hepimizin bildiği birtakım operasyonları orada devam ediyor. Bu operasyonları halkların arasındaki bir savaş gibi göstermek, sanki orada bir halka karşı tamamen oluşturulan bir hadise gibi göstermek tamamen bir terör propagandasıdır. Bunu şiddetle reddediyoruz.

Bakın, elbette barış sözde kalmamalı, elbette çocuklar ölmemeli, elbette oradaki halkımız da güven içinde yaşamalı. Ama bunun yolu olarak eğer bizlere çukurları gösterirseniz, eğer bizlere sözde yönetimleri, bizlere kanton modellerini gösterirseniz bizim bunları kabul etmemiz elbette mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak, buradaki bir ferdi diğer bir ferdin üstünde hiçbir şekilde ötekileştirmeyen, herhangi bir ayrıma tabi tutmayan bir anlayışın ve siyasetin sahibi olarak biz, burada, bütün halkımızla birlikte, binlerce yıllık medeniyetin ve ortak kültürün verdiği değerlerle birlikte yaşamak arzusu ve isteği içerisindeyiz.

Bakın, burada oluşan olumsuz olaylar bütün halkı etkiliyor, sağlık çalışanlarını da etkiliyor. Ben, bu noktada, burada, fedakârca görev yapan bütün sağlık personeline şükran ve minnet duygularımı ifade etmek istiyorum. Burada, aslında, sağlık çalışanlarının mağdur olduğu hadise buradaki sokağa çıkma yasağı değil, daha çok sokağa çıkma yasağını gerektiren oradaki terör faaliyetleridir ve bundan sağlık çalışanlarımız derin bir şekilde etkilenmektedir.

Bakın, sadece son bir sene içerisinde bizim orada kaybettiğimiz pek çok görev şehidi sağlık personelimiz oldu. Tabii, her şeyden söz edilmiyor. Mesela Doktor Abdullah Biroğul'dan burada hiç söz edilmiyor. Katledildikten sonra meslektaşımız, sözüm ona terör örgütü sözcüleri kendilerince özür dilediler, "Yanlışlıkla oldu, kazayla oldu, kusura bakmasın." dediler. Dedikleri kişi de bir işçi çocuğu, bir Kürt vatandaşımız, Diyarbakır Dicle'den gelmiş, zor koşullar altında eğitimini tamamlamış, "Ben bölgemde insanlara hizmet etmek için buraya gideceğim." diyen bir meslektaşımızdı.

Gene niceleri... Sağlık memuru Eyüp Ergen. Evet, bir ambulansla bir olay yerine giderken yolu kesiliyor, o da katlediliyor, yetmiyor, içindeki 2 personel de terör örgütü tarafından kaçırılıyor.

Aslında çok uzun listelerimiz var. Ben gene de bunlardan birkaç tanesini sizlere anlatmak istiyorum. Ambulanslarımıza ve sağlık personelimize silahlı saldırılar var. Ağustos ayında Mardin Nusaybin'de Acil Sağlık Hizmetlerine ait ambulansa, eylül ayında Diyarbakır'da 9 No.lu Acil Sağlık Hizmetlerindeki ambulansımıza, eylül ayında Şırnak Merkez 1 No.lu Sağlık Hizmetlerine ait, yine eylül ayında Şırnak Beytüşşebap'ta biraz evvel bahsettiğim ambulansa, kasım ayında Mardin Derik'te, aralık ayında Şırnak Cizre Köprüsü'nde ambulansımıza, Cizre 1 No.lu Sağlık Ocağındaki ambulansımıza, Şırnak 112'ye ait ambulansımıza, aralık ayında Şırnak Merkez 1 No.lu ambulansımıza, yine ocak ayında -daha yeni olan- Şırnak 112 Kontrol Merkezindeki ambulansımıza silahlı saldırılarda bulunuldu. Ambulanslarımıza sadece silahlı saldırılar değil taşlar, molotoflar, roketatarlar... Mardin Artuklu Acil Sağlık Hizmetlerindeki ambulansımız, Van Özalp'te, Şırnak Cizre'de, Diyarbakır'da, Van İpekyolu'nda, Mardin Mazıdağı'nda, Şırnak'ta, Gaziantep'te, Şemdinli'de ambulanslarımızın tamamı saldırı altında. Cizre Devlet Hastanesinde görev yapan personelimize tam 20 tane roketatar atıldı.

Şimdi, şu anda, biraz evvel Cizre'de bir vatandaşımıza ambulansın ulaşamadığından bahsedildi. "Helin" adlı bir vatandaşımıza ambulans ulaşamıyor; doğrudur. Niye ulaşamıyor? Önünde hendekler var, hendek üstüne hendek var... Hasta yakınları aranıyor, hasta yakını cevap vermiyor. Muhtemeldir ki yine terör örgütü mensuplarının tehditleri altında cevap verilmiyor çünkü senaryo hazır: O cevap vermeyecek, ambulans yaralıya ulaşamayacak ve bunun da siyasi istismarı ve propagandası yapılacak. Hadise bundan ibarettir.

HASAN TURAN (İstanbul) - Ağzına sağlık!

VURAL KAVUNCU (Devamla) - Bakın, alıkonulma olaylarından bahsedelim: Şimdi, bunları da devlet mi yapıyor? Kendi ambulansımızı çevireceğiz, kurşunlayacağız, içindeki sağlık personelini alacağız, gasbedeceğiz bir yere götüreceğiz; böyle bir şey var mı?

Erzurum Tekman'da ambulans ve ekibi alıkonuldu, yine temmuzda Diyarbakır merkezde, ağustosta Hakkâri 112 ambulansı, ağustosta Diyarbakır Lice ambulansı; Şırnak'ta, Bitlis'te, Diyarbakır'da ambulanslarımız alıkonuluyor, gasbediliyor ve bunların bir kısmının da, personelin... Bakın, 2 Aralıkta Hakkâri'de 112 ambulansımız ve ekibi terör örgütü üyeleri tarafından durduruluyor, personelin cep telefonları gasbediliyor ve ambulans kaçırılıyor. Kaçırılan ambulans 4 Aralıkta içindeki tıbbi malzemeler gasbedilmiş hâlde teslim alınıyor. Aralıkta Şırnak 112'ye ait ambulansımız gene terör örgütü üyeleri tarafından kaçırılıyor, ekip yolda indiriliyor, ambulans hâlâ terör örgütünün elinde. 10 Ocak 2016 tarihinde Mardin Nusaybin 112'ye ait ambulansımız terör örgütü üyeleri tarafından kaçırılıyor, ambulans içerisinden tıbbi malzemeler alınıyor, ambulans yol kenarına bırakılıyor. Tehditler, şantajlar diz boyu. Bu noktada, biz, buraya sağlık ekiplerimizle birlikte etkili bir sağlık hizmeti götürmekte önemli ölçüde zorlanıyoruz. Ekiplerimizi korkutmak, çeşitli şekilde psikolojik baskıya uğratmak ve bu noktada bu hizmetin aksamasıyla aslında terör örgütü bizzat kendi halkına, kendinin orada onları temsil ettiğini ve haklarını koruduğunu söylediği halka ciddi derecede zulmediyor.

İşte, biz diyoruz ki eğer barışla ilgili bir konu varsa biz orada sağlık personelinin terör olaylarını değil de sağlık mensuplarının özlük haklarını konuşalım; sağlık mensuplarının daha iyi koşullarda çalışması, daha iyi koşullarda hizmet vermesi için gerekli olan koşulları konuşalım. Biz Edirne'den, İstanbul'dan Diyarbakır'a, Hakkâri'ye kadar yurdun her bir köşesinde sağlık hizmetlerinin en nitelikli bir şekilde verilmesi için gereken gayret içerisindeyiz. Buradaki tesislerimizi orada kuruyoruz, burada ne varsa oralarda da o hizmetlere ulaşılması için bütün tedbirleri alıyoruz; gelin, bunları konuşalım. Diyarbakır'da Hevsel Bahçelerinin kenarlarını kana ve şiddete bulamayın. Biz oralarda, bütün ülke vatandaşları bir, eşit birey olarak halkımızla birlikte barış ve kardeşlik içinde yaşayacağız.

Bakın, burada pek çok Kürt milletvekili de var; burada AK PARTİ Grubunun içinde de, diğer bütün grupların içerisinde de milletvekili kardeşlerimiz var. Bir günden bir güne biz kimin Kürt, kimin Türk, kimin bir başka etnik temele ait olduğunu merak etmedik, sorgulamadık. Bunları ancak kendi aramızdaki sohbetlere konu olabilecek kendi aramızdaki bir zenginlik olarak değerlendiriyoruz.

Bu noktada, doğuda ve güneydoğuda sağlık çalışanlarıyla ilişkili olan, bizzat sağlık çalışanlarına yönelik terörü lanetliyoruz, tasvip etmiyoruz. Burada hizmetin engellenmesi yönündeki terör olayları çözülünceye kadar da, burada sağlık personelimizin emniyetli, güvenli bir şekilde gerekli görevleri yapabilmesi için imkân tanınıncaya kadar da devletimiz buradaki çalışmalarına devam edecektir.

Bu noktada bu önergeyi de kabul edemeyeceğimizi söylüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)