Konu:CHP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:29
Tarih:19/01/2016


CHP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; basın-yayın mensupları ve kuruluşlarına yapılan saldırıların tüm yönleriyle araştırılması hususunda Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Sayın milletvekilleri, öncelikle, her gün gelen şehitleri yüreğine gömen aziz Türk milleti az önce Cizre'de yine bir Özel Harekât polisini kaybetti. Ruhu şad olsun. Onun vefat haberini, şehadet haberini, annesinin, babasının, eşinin gözlerine bakarak ifade etme sorumluluğunda olan görevlilerimize de Allah yardımcı olsun diyorum.

Memleketin içerisinde bulunduğu durum, olayların acaba objektiflerin, kameraların gerçekten gösterdiği şekliyle mi haber yapıldığı veya objektiflerin, kameraların istenildiği biçimde bir habere dönüştürüldüğü meselesi mi? Tüm mesele, burada haber mantığına bakışla alakalıdır. Âdeta bir çiğ et benzetmesi gibi, haberi ortaya koyduğunuzda isteyen onu hangi biçimde servis edecekse ona göre mi servis ediliyor?

Türkiye'de temel sorun basının özgürlükleriyle sadece gazetecilik, televizyonculuk yapması mı, yoksa basın-yayın, televizyon görüntüsü arka planında birtakım kendine ait iş ve işçi bulma veyahut da ticari anlamdaki işlerinin takibi mi? Bu soru çok sorulur. Fakat bunun daha ötesinde bir noktaya geldi bugün basın-yayın konusu. "5N 1K" sorgusu, nedenleri, nasılları, niçinleri olması gereken objektife göre mi, yoksa objektif sadece kameraların ve fotoğraf makinelerinin önündeki bir aparatın adı olarak mı kaldı? Subjektif olarak kameranın gerisinde belirlenmiş siyasal düşünceyi veyahut da tek merkezden gelen dayatmayı topluma kabul ettirme biçimine mi dönüştü? Asıl sorgulanması gereken problem bu.

Aynı haberin farklı basın-yayın kuruluşlarında birbirinden çok farklı servis edildiğini ve "bizim mahalle-sizin mahalle" kamplaşmasının basın üzerinden topluma yansıdığını görüyoruz. İşte toplumsal kamplaşma asıl medyanın dilinde; daha doğrusu, siyasetin egemen dilinin medyanın diline talimatlı dönüşmesiyle alakalı.

Yakın zaman dilimi içerisinde Milliyetçi Hareket Partisinin uyarılarıyla kamuoyu oluşturulmaya çalışılan pek çok konu görmezden gelinirken, uyarılırken, bugün belgeseller yapılarak âdeta havuz medyasında o meseleler yeni fark edilmiş gibi haber yapılıyor. Az önce Muğla Milletvekilimiz Mehmet Erdoğan Bey izlediği bir haberi dehşetle bizlerle paylaşırken "Biz Diyarbakır'daki ilgili emniyet müdürünün o dönem yaptığı hataları Meclis kürsüsünde haykırırken, Sayın Genel Başkanımız bu konularda Hükûmete uyarılar yaparken görmezden gelen basın-yayın ve iktidar yanlısı kuruluşlar, medya mensupları bunu haber dahi yapmazken bugün havuz medyasının bir tanesinde, belgesel niteliğinde, bu konular yeniymiş gibi millete dayattırılıyor." diyor.

İşte, biz burada, bir noktada uyarıda bulunuyoruz ve fikrî takip, doğruluk, tutarlılık, siyasette istikrar, ahlak, erdem, faziletle mümkün olur diyoruz. Konjonktüre göre siyasal söylemler değişebilir aziz milletvekilleri ama değişmeyen, varoluşunuzu ortaya koyan temel yaklaşımlarınız ilkelerinizle beraberdir ve sizi yarınlara taşır. Eğer, siz, muhafazakâr ve demokratlığı ilke kabul etmişseniz, adil olmayı ve kalkınmayı referans kabul etmişseniz, bu referanslarınızı her alanda göstermekle mükellefsiniz. Konjonktüre ve şartlara göre değişen ifadeler varlığınızı tamamen tartışma hâline getirebilecek; adaleti, hakkı, hukuku ve haber vermeyi tartışılır bir hâle getirebilmek bunun en bariz örneğidir.

Evet, "çözüm süreci" denilen, "millî birlik ve kardeşlik süreci" denilen, her ne kadar pozitif cümlelerle ifade edilse de bir türlü sonu getirilemeyen ve bizim tarafımızdan da büyük bir hata, böyle giderse ihanet dediğimiz sürecin birlikte yürütüldüğü dönemdeki haberlerin ve medyanın diline bakıyoruz, bugünkü medyanın diline bakıyoruz, bu aradaki çelişkileri tekrar tekrar aziz milletimize hatırlatmak istiyoruz.

Evet, bugün, devlet politikası olarak, dün dağda mücadele verilen teröristlerin şehre inmesine zemin hazırlayan o politik acziyetin sonrasında kendilerine gelerek, gerçekten terörü ve teröristi şehirlerden ayıklayarak, bölge halkını kardeşlik hukukunu tesis ederek ciddi anlamda huzura kavuşturmak isteyen her türlü politikanın yanındayız. Ama beraberinde de şu endişeyi taşımıyor değiliz: Biz, bu desteği sürdürülebilir ve bir tek terörist kalmayıncaya kadar, silahlar sadece gömülünceye değil, imha edilip yok edilinceye kadar desteklerken buzdolabında bekletilen açılım sürecini tekrar piyasaya sürmenin, tekrar uluslararası konjonktürlerle, perde arkası görüşmelerle memlekette yeni birtakım projeleri ortaya koyabilmenin de tedirginliğini yaşıyoruz. İşte, hakkı, hukuku, doğruyu ifade etme noktasında gerçekten istikrarlı yapılan işlerde devlet politikalarının her zaman Milliyetçi Hareket Partisi yanındadır.

Basın-yayın kuruluşlarıyla ilgili şiddete maruz kalan veyahut da öldürülen gazetecileri elbette rahmetle anarız, minnetle anarız, toprağı bol olsun deriz. Dinine, inancına göre düşündüğü için, yazdığı için, ürettiği için bu insanların öldürülmesini şiddetle kınarız. Ama bu kişiler sadece yazdıkları sütunlar çok kişi tarafından okunuyor diye, sadece bu kişiler birtakım odaklar tarafından meşhur edilmişler diye isimleri çok ön planda tutulurken adları bile anılmayan, devrin kızıl komünistleri tarafından şehadet şerbetini içen, PKK'lı teröristler tarafından seçim çalışmaları yaparken şehadet şerbetini içen gazeteci şehit İlhan Egemen Darendelioğlu, Ertuğrul Hançerlioğlu, İsmail Gerçeksöz, Kemal Fedai Coşkuner ve Cengiz Akyıldız ağabeylerimizi de bu kürsüden rahmet ve minnetle anıyorum.

Tirajlarına göre ilgi gören, pozisyonlarına göre şekil alan itibarın âdeta temsil etmiş oldukları fikrin ahlaki, erdemli ve insani boyutuyla değil de sadece ve sadece müktesebatları, ait oldukları mahallenin çıkarttığı ses nispetine göre anılmasından çok, onların fikrî anlamdaki ifadelerine göre saygı duyulmasını istiyoruz.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, cumhuriyetin temel ilkelerine, millî güvenliğine ve kamu düzenine aykırı olmamak üzere, basın-yayın ve diğer iletişim araçları üzerinde kısıtlama konulmaması, bunların sansür edilmemesi ve hür olması gerektiğine inanıyoruz bu hürlük, bu ifade özgürlüğü bu şartlar altında olduğu takdirde ve memlekete, millete, devlete zeval getirebilecek ifadeleri ifade özgürlüğü kapsamında görmüyor, aydın bildirgesi olarak ifade edilen imzaları atanları da bu kürsüden tekrar biz de kınıyoruz, telin ediyoruz, entelektüel haysiyete davet ediyoruz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Öte yandan, bu belgelere imza atan bu insanların içerisinde, beraber yürüdükleri yollarda akillik yapan zevatların da var olduğunu Hükûmet çevresine tekrar hatırlatmak istiyoruz. İşte, diyoruz ki istikrarlı olmak, kiminle, nerede, nasıl yola çıktığınıza dikkat etmekle doğru orantılıdır. Her şey bir dönem sadece iktidar olmak için, muktedir kalabilmek için değil; tarihin sizleri yazacağı sayfalarda onurlu, haysiyetli ve duruşu olan siyasetçi olabilmek, duruşu olan siyasal parti olabilmek, bunların en başından bir tanesi olarak kendisini ifade eder.

İşte böyle şanlı şerefli bir siyasi maziye sahip bir partinin, kırk yedi yıllık hafızası olan bir partinin milletvekili olarak bu onuru, bu gururu yaşıyor, ne zaman ne söylediyse söylediklerinin arkasında her şartta durabilen bir genel başkana sahip olmanın da ayrı bir gururunu taşıyor, huzurunuzdan saygıyla ayrılıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)