Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:26
Tarih:12/01/2016


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

NECATİ YILMAZ (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, HDP Grubunun, 10 Ekim 2015 tarihinde yaşadığımız, Ankara'da yapılan barış çağrısına yönelik katliama ilişkin olarak vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önergeye konu katliamda 100'den fazla -gerçek sayısı bile şüpheli kalan- yurttaşımız hayatını kaybetti, yüzlerce yurttaşımız yaralandı. Bu vahşi, insanlık dışı katliamı, bunun acısını ve bu katliamı önleyememiş olmanın utancını kendi payıma yaşamaya devam ediyorum. Yitirdiğimiz kardeşlerimizin ve yurttaşlarımızın beni affetmesi söz konusu olsa dahi ben kendi payıma kendimi affetmiyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, yitirdiğimiz canları bu vesileyle yüce Meclisin çatısı altında saygıyla, özlemle anıyorum. Onların en güzel mekânlarda, en güzel değerler içinde sonsuza kadar yaşayacaklarına da inanıyorum. Yaralı kardeşlerime tekrar şifa, sağlık ve yeniden mücadele azmi diliyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; araştırma önergesini yüce Mecliste görüşeceğimiz bugünün sabahında bu kez de İstanbul'da, İstanbul'un göbeği Sultanahmet'te aynı tür bir katliamla sarsılmış olmamız hem üzüntü verici hem de ders çıkarmamız gereken bir durumdur. Bu vesileyle, Sultanahmet katliamında yaşamını yitiren tüm insanların acısını yüreğimde taşıyorum, onlara da acil şifalar diliyorum.

Sevgili arkadaşlar, 10 Ekim barış katliamının hemen öncesinde bu topraklarda bir katliam daha yaşadık. Gencecik üniversiteli çocuklarımız ülkemizdeki yakıcı etkileri henüz bu denli büyümemiş olan, sınırlarımızın hemen ötesinde yaşanan katliamlara ilişkin olarak bir duyarlılık geliştirmek, bir hassasiyet göstermek, Orta Doğu halklarının ve yurttaşlarımızın barış talebini sahiplenmek adına gittikleri Suruç'ta benzer türde vahşi bir katliamla aramızdan koparılmışlardı. Suruç katliamının bugünlerin habercisi olduğunu gören partimiz, Suruç katliamının bir Meclis araştırması kapsamında araştırılmasını bu yüce çatının altında gündeme getirmişti. Ne yazık ki o önergemiz AKP ve MHP Grubunun oylarıyla reddedilmişti. Onun sonrasında yaşadığımız tüm katliamların, bu anlamda, Ankara ve Sultanahmet katliamlarının vicdani sorumluluğu ret oyu veren milletvekillerinin yüreğinde o ağır yükünü hep koruyacaktır. İnanmak istiyorum ki bu defa, İstanbul katliamının acılı ortamında Ankara katliamıyla ilgili araştırma önergesini ittifak hâlinde, tüm milletvekilleri kabul ederek gelecekte yaşanması muhtemel katliamların önlenmesi konusunda olumlu bir adım atmış olalım.

Sayın milletvekilleri, bu topraklar kadim topraklardır, kadim halklara ev sahipliği yapmış topraklardır. Onların kendi aralarındaki barış ve kardeşlik duygusuna, onun yarattığı iklime tanık olmuş topraklardır. Bu topraklar aynı zamanda, büyük iktidar kavgalarının yaşandığı ve zalim yöneticilerin halkları katliamlarıyla sürekli acılara boğduğu topraklardır. (CHP sıralarından alkışlar) Bu anlamda, üzerinde konuştuğumuz Ankara katliamının son katliam olmadığını İstanbul katliamıyla öğrendiğimiz gibi -dileğimiz bu olmakla beraber- İstanbul katliamının da yaşadığımız son katliam olmayacağını ne yazık ki biliyoruz. Çünkü yakın tarihimizde yaşadığımız katliamlardan Maraş katliamı aydınlanmadığı için Sivas, aydınlanmadığı için Malatya, aydınlanmadığı için Madımak, aydınlanmadığı için Başbağlar, aydınlanmadığı için Roboski, aydınlanmadığı için Suruç, aydınlanmadığı için Ankara ve yine, aydınlanmadığı için Sultanahmet katliamları gerçekleşmiştir. Üzerindeki karanlık perdenin kaldırılmadığı, sorumluların gün ışığına çıkarılmadığı her katliam yeni bir katliamın habercisi ve davetkârıdır.

Sayın milletvekilleri, yaşadığımız tüm bu katliamların tamamının sorumluluğu devlete aittir. Çünkü iyi biliyoruz ki bu katliamların kiminde devlet içerisinde kümelenmiş ve korunan, hatta Hükûmetlerin de üzerinde etki gücüne sahip olan derin, mafyatik örgütlenmelerin eli vardır. Bu anlamda, yaşadığımız katliamların ve faili meçhullerin, ülkede tırmanan şiddet ortamının tamamının sorumluluğu öncelikle devlete, devleti yönetebildiği ölçüde de Hükûmete aittir. Bu katliamı gerçekleştiren, bu şiddet ortamını tırmandıran bütün hukuk dışı ve illegal yapıların ve kişilerin, tetiği çekenlerin elbette ki bireysel anlamda hukuki sorumluluğu vardır ve bu yapılar elbette ki gün ışığına çıkarılmalıdır, elbette ki bunlarla etkili mücadele yapılmalıdır, elbette ki bu kişiler yargılanarak hak ettikleri cezayı görmelidir. Tüm bu yaşananlardan ders çıkararak yeni katliamların önü kesilmelidir. Tüm bunları yapacak olan devlet, ona nüfuz edebildiği ölçüde Hükûmettir. Bunları yapacak olan devletin ve Hükûmetin sorumluluğunu saptarken şunu görmemiz gerekiyor: Hükûmetin devleti yönetebilme ihtiyacını karşılaması gerekiyor sevgili arkadaşlar ancak geldiğimiz bugünlerde devletin bir parti devletine dönüştüğü diğer bir gerçektir. Bu anlamıyla AKP hükûmetleri döneminde sorumlu tektir, adı ha devlettir, ha hükûmettir.

Sevgili arkadaşlar, devletin en önemli varlık gerekçesi yaşatmaktır, yurttaşlarını yaşatmaktır. Devletin varlık nedeni de, birincil görevi de budur. Yurttaşların yaşam hakkının bizzat devlet veya onun göz yumması veya âcizliği nedeniyle bir başkası tarafından elinden alındığı bir yerde devlet de yoktur, hükûmet de yoktur. Bu durumun olağanlaştığı, sıradanlaştığı, kanıksandığı, istendiği, maruz görüldüğü yerde geleceğe güven de yoktur. Bu koşullarda devleti yönetmeyi marifet sayan bir hükûmete de ihtiyaç yoktur.

Sevgili milletvekilleri, bu nedenle, devletin varlığını en iyi şekilde hissettirmesi, hükûmetin devleti en iyi şekilde yönettiğini göstermesi yurttaşına sağladığı güven ortamıyla ölçülür. Dolayısıyla, yurttaşının yaşam hakkını güvence altına almış, buna zarar verenlerin -idareciler de dâhil olmak üzere- hukuken hesabının sorulduğu bir hükûmeti istemek, beklemek tüm yurttaşlarımızın hakkıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; böylesine büyük sorumluluklarla yönetilmesi gereken devlet aygıtının ve kurumunun bu sorumluluğu taşıyabilecek birikimli, basiretli, aklıselim ve sorumluluk sahibi yöneticilere ihtiyaç vardır. Yaşadığımız katliamlardan belki daha acı olanı, ülkemizin, içerisinde olduğu dönemde böyle bir yönetim iradesinden yoksun yöneticiler tarafından yönetiliyor olmasıdır.

Sayın milletvekilleri, on üç yıllık AKP iktidarı insanlığın en büyük birikimi olan ahlaki değerlerde yarattığı çürümenin yanı sıra, yüz yıllık demokrasi deneyimimizin ortaya çıkardığı birikimleri de tahrip etmiştir. Cumhuriyetimizin tüm birikimleri yara almıştır. Kimlik üzerinden yürütülen ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı siyaset iç siyasetimizde, dış politikada ve komşuluk ilişkilerimizde temel argüman ve ölçü hâline gelmiştir. Ülkemiz açısından, yaşadığımız katliamlardan öte en büyük talihsizlik, dış politikamızda ve ülke yönetiminde yüz yıllık birikimimizi ve kurumlarımızı yok sayarak ülkeyi yönetmeye çalışan bir iradenin kendisini tüm kurumlarımıza ve bölgemize dayatmasıdır. Kurumsal işleyişi Parlamento iradesini, toplumsal uzlaşmayı ve ortak aklı reddeden, kendi iradesini her şeyin üstünde gören bu saplantılı irade ülkemiz için mevcut ve gelecekteki en büyük tehlikedir. Bu hastalıklı ve eleştiriye, katkıya kapalı zihniyet iki yıl önce Emevi Camisi'nde namaz hayali kurarken ne yazık ki bugün bizlere yaşadığımız katliamlar nedeniyle sürekli camilerimizde ve cemevlerimizde cenaze namazları kıldırmaktadır. Kurumsal katkıyı reddeden, muhalefet katkısını, entelektüel katkıyı reddeden bu anlayış, kardeşi Esad'ın söylediği "Radikal İslam ideoloji gibi toplumu yakan bir alevdir, bu alev genişler, yarın Türkiye'yi de kâfirlerden temizlemek için cihat başlatır. Yani Suriye yanarken Türkiye rahat edemez, sınırlarını bu teröristlere açmanın bedelini ağır öder." uyarısını ne yazık ki haklı hâle getirmiştir.

Sevgili milletvekilleri, biz bu önergeye evet diyeceğiz. Evet diyerek, Türkiye'de yeni katliamların yaşanması için işleyen bu karanlık sürece dur demek istiyoruz. Evet diyerek, Ankara katliamının sadece bedenini patlatan tetikçilerini değil, katliamı tezgâhlayan karanlık güçlerin kim olduğunu öğrenmek istiyoruz. Evet diyerek, partimizin Adıyaman IŞİD raporunda isimleri saptanmış, raporumuzda yer almış, kamuoyuna açıklanmış ve yetkililere iletilmiş bu bombacıların Hükûmet tarafından korunup korunmadığını öğrenmek istiyoruz. Bu kişilerin başkentin göbeğinde bu eylemi gerçekleştirirken Hükûmetin tartışmasız olan sorumluluğunun ihmal ve zaafiyet boyutunda kalıp kalmadığını, kolaylaştırıcı ve onun ötesinde bir tutumunun olup olmadığını öğrenmek istiyoruz.

Evet diyerek, 7 Haziran seçimleri sonrasında Suruç'ta başlayan, Ceylânpınar'daki polislerimizin şehit edilmesiyle devam eden ve her gün yaşanan şehit ve sivil yurttaş ölümlerinde yaratılan korkunun, 1 Kasım seçimleri öncesinde yurttaşlarımızın iradesini baskılayan AKP'nin seçim kampanyasının bir aracı veya argümanı olarak kullanılıp kullanılmadığının gün ışığına çıkmasını istiyoruz.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)