Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:26
Tarih:12/01/2016


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ÖMER SERDAR (Elâzığ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubunun Ankara katliamıyla alakalı verdiği araştırma önergesi aleyhine parti grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün İstanbul'da gerçekleşen terör katliamında hayatını kaybedenler başta olmak üzere, Ankara katliamında, Suruç katliamında, Diyarbakır katliamında hayatını kaybetmiş insanlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum.

Terörün hedefi belli, terörün ne yapmak istediği de belli; bugün de ortaya çıktığı gibi, terör Türkiye'de bir, kaos ortamı oluşturmak; iki, Türkiye'yi bu kaosla birlikte yönetilemez hâle getirmek; üç, bu yönetilemezlikle birlikte Türkiye'nin dış politikasına ayar vermek üzere yapılıyor. Bu gerçeği bilelim, ona göre hareket edelim.

Bakın, bugün çevremize baktığımızda, çevre ülkelere baktığımızda, yönetilemez durumda olan ülkelere baktığımızda, neokolonyal güçlerin nasıl bir parselasyon çalışması içerisinde olduğunu görmeniz gerekiyor. Burada yapılan parselasyon çalışmaları içerisinde, Türkiye'yi bunun uzağında tutmak, bölge hakkında karar verici noktada olmaması için bu terör eylemi gerçekleştiriliyor. Bugün gerçekleştirilen terörün de amacı buydu, dün Ankara katliamında, daha öncesinde Suruç'ta, daha öncesinde Diyarbakır'da gerçekleştirilen terörün amacı da buydu.

İki tanesinin ayrıksı yanı var, bunu da vurgulamak istiyorum. Özellikle Diyarbakır katliamına baktığınızda, 7 Haziran öncesinde, bir iç politika dizaynı da görürsünüz burada. Ankara katliamına baktığınızda ise burada çok net olarak yine bir iç politika dizaynını görmeniz mümkün. Bu terör eylemlerine baktığınızda karakteristikleri aynı, hedefleri aynı; amaç Türkiye'nin birliğini, beraberliğini bozmak ve bölgesinde söz sahibi olmasının önüne geçmektir, bunun başka izahı yok.

Evet, şimdi, ben HDP'nin önergesinden hareketle Ankara katliamını değerlendirmek istiyorum.

Önergenin gerekçe kısmında şöyle bir ifade var: "IŞİD -yani DAEŞ- tarafından intihar saldırısı şeklinde gerçekleştirilen katliam öncesinde ve sonrasında yaşanan gelişmeler, katliamın AK PARTİ iktidarının bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleştiği yönünde güçlü kuşkular oluşturmaktadır."

Şimdi, burada böyle bir yargı ortaya konuluyor, böyle bir tespit ortaya konuluyor, ondan sonra yanlış olan bu tespitin üzerine birtakım hükümler bina ediliyor, maalesef, HDP Grubunun yaptığı da hep budur; yapmış olduğu yanlış tespitler üzerine hükümler bina etmek ve toplumu manipüle etmek.

Bakın, bu olaylar başka ülkelerde de gerçekleştirildi. Fransa'da DAEŞ terör eylemi gerçekleştirdiğinde ırkçı Le Pen'in gösterdiği tavrı gösteremediniz, Sarkozy'nin gösterdiği tavrı gösteremediniz. Onlar o gün devletinin yanında yer aldılar. Oysa Ankara katliamı gerçekleştiğinde, daha beş on dakika sonra hemen eş başkanlarınızdan birisinin açıklaması oldu, devleti töhmet altında bırakan, devleti zan altında bırakan açıklamaları oldu. Bu mudur yaklaşım, bu mudur teröre yaklaşım, bu mudur milletin menfaatine olan?

Bakın, hemen şunu söyleyeyim: Eğer Ankara katliamında Sayın Başbakanın bütün muhalefet liderlerine yaptığı o çağrı dikkate alınsaydı, teröre karşı ortak bir deklarasyon yayınlansaydı ve Türkiye sivil toplum kuruluşlarıyla, siyasi partileriyle, muhalefetiyle iktidarıyla bir saf olsaydı, belki bugün İstanbul'da bu terörü gerçekleştirenler veya bu terörün arkasında olan güçler bu cesareti bulamayacaklardı. İşte bu yaklaşım içerisinde olmak lazım.

Değerli milletvekilleri, peki, biz buraya niye geldik? Önemli soru bu. AK PARTİ iktidarları Türkiye'yi devraldığı zaman kaos içerisinde, ekonomisi çökmüş, sosyal alanları tahribata uğramış bir ülke devraldı ve bu alanda iyileştirmelere gitti. Toplumun en önemli sorunu, Cumhuriyet tarihinin belki en önemli sorunu olan Kürt meselesine farklı bir bakış getirdi. Neydi o farklı bakış? O güne kadar, o saate kadar olan o güvenlikçi bakışı farklı bir perspektife çevirdi.

Evet, bir mesele var. Bu meselenin altında sorun başlıkları var. Sorunlardan biri terör sorunu. Terörle her demokratik ülkenin yapması gereken mücadeleyi asayiş güçleriyle, kendi güvenlik kuvvetleriyle yaptı.

Bir başka sorun bölgesel geri kalmışlık meselesiydi. Oraya da kamu kurumlarının yapması gereken, bugüne kadar eksik bırakılan, hatta ondan sonra pozitif ayrımcılık yaparak bölgeye bir sürü yatırımı götürdü.

Bunun yanında bir sorun daha vardı, etnik kimlik ve kültürel sorun. Ret, inkâr ve asimilasyon politikasıyla o güne kadar gelen devlet aklını değiştirdi, bu noktada büyük bir birlik oluşturdu. Açılım süreçleri takip etti bunu, Akil İnsanlar Heyeti'yle toplum büyük bir barışa doğru yol almaya başladı.

Çözüm sürecine geldiğimizde ne oldu, biliyor musunuz? Hani, 6-8 Ekim olaylarını hatırlıyor musunuz? İşte, çözüm sürecinin ilk zehirlendiği an o andır. Hani, o gün sokaklara çağrı yapmıştınız ya, sokaklar terörize edilmişti ya, o zaman terör örgütü o bölgede, o coğrafya dediğiniz yerde sosyopolitik, etnik temizlik yapmaya kalkıştı. Bunu hatırlıyorsunuz, değil mi? Hani, Yasin Börü'ler 3'üncü, 4'üncü katlardan atılmıştı. O zaman "benim Kürt'üm, senin Kürt'ün" ortaya çıkmıştı. Bunu hatırlıyorsunuz, değil mi? İşte o süreçte Sayın Başbakanımızın dile getirdiği önemli bir konu vardı: "Kamu düzeni sağlanmadan bu sürece devam etmemiz mümkün değil." Kamu otoritesini oradaki insanların güvenliği açısından da, oradaki insanların huzuru açısından da temin etmek zorundaydık.

Bu süreç böyle devam ederken, sonrasında geliyoruz 7 Haziran seçimlerine. 7 Haziran seçimlerinde tozpembe tablolarla bir yürüyüşünüz oldu. Bu yürüyüşe o Cihangir'in beyaz Türkleri de destek verdi. Bunlar sizi çok sevdiği için vermedi. Sadece birilerine karşı düşmanlığından, AK PARTİ iktidarını zayıflatmak adına verdi. O tabloda siz cici çocuktunuz ve Türkiye partisi olacaktınız. Terörle ilişkinizi veya PKK'yla ilişkinizi sadece aynı sosyolojiden gelmek olarak açıklıyordunuz. Ama 7 Hazirandan sonra elinin altında silahlı gücü olan derebeyi gibi hareket etmeye başladınız. Bu mudur sizin bu ülkeye yaklaşımınız?

Bizim, 7 Hazirandan sonra özellikle üç büyük terör örgütüyle ciddi mücadelemiz oldu: DAEŞ, PKK ve DHKP-C. Bunları harekete geçiren enerji neydi? Bunlar kimin taşeronluğunu yapıyordu, bunu göremiyor musunuz? Bölgede haritalar yeniden tanzim ediliyor, bunu göremiyor musunuz? Bugün hendek siyasetiyle de yapılmaya çalışılan ve sizin bu siyasetin arkasında duruşunuzla ülkeye verdiğiniz zararın boyutları daha sonra ortaya çıkacak.

Bu kürsü doğruların, hakikatlerin konuşulması gereken kürsü. Burada tarihe not düşeceksiniz; burada geleceğe perspektif kuracaksınız; burada, Diyarbakır'da, Sur'da, Cizre'de, Nusaybin'de hayalleri olan o çocukların hayallerini o hendeklere gömmeyeceksiniz. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Lan, ortada çocuk mu bıraktınız!

ÖMER SERDAR (Devamla) - Değerli milletvekilleri, evet, bu terör bugün Türkiye'nin başının belası. Türkiye, bölgesinde güç olmaya çalışırken, Türkiye, gönül coğrafyasında umut olmaya çalışırken, Türkiye, Kürt'üyle, Türk'üyle, 77 rengiyle bir olmaya çalışırken, güç olmaya çalışırken, maalesef, terör örgütleri, birtakım küresel aktörlerin de taşeronluğunu yaparak, Türkiye'de kaos oluşturmaya çalışıyorlar.

Hiç tereddüdünüz olmasın, AK PARTİ iktidarı olarak, bu milletten aldığımız güçle, bu milletten aldığımız güvenle...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER SERDAR (Devamla) - ...bu milletin yararına olan bütün düzenlemeleri sonuna kadar yapacağız.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Katliamlara devam!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Önergeye oyunuz nedir, onu açıklayın.

ÖMER SERDAR (Devamla) - Bu milletin mücadelesini sonuna kadar vereceğiz.

Bakın, o masa kurulacak. O masanın etrafında 78 milyon bu millet olacak ama o masanın etrafında terör seviciler olmayacak, teröre destek verenler olmayacak!

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Serdar.

ÖMER SERDAR (Devamla) - Arkasına terörü alanlar hiç olmayacak! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)