Konu:Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Romanya Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:25
Tarih:07/01/2016


Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; hem bizim hem de Avrupa'nın, hatta dünyanın karşılaştığı en büyük krizlerden biriyle karşı karşıyayız. Bu sorun, hepinizin bildiği gibi, mülteci meselesi. Bu mülteci meselesinin en büyük kısmını da Suriye'den gelen göçmenler oluşturuyor. Maalesef, en çok da bizim izlediğimiz politikalar sonucunda Suriye nüfusunun tamamına yakını yer değiştirdi. 23 milyonluk Suriye'de 6 milyona yakın insan maalesef başka ülkelere göç etti, bir o kadarı da hâlâ kaçmaya çalışıyor ve nüfusun yaklaşık üçte 1'i yani 6 milyonu ise Suriye içerisinde yer değiştirdi. Türkiye'de yaklaşık 2 milyon 200 bin Suriyeli mülteci bulunmakta. Değerli arkadaşlar, bunların yüzde 55'i 18 yaş altı çocuk ve gençlerden oluşmakta, yaklaşık 1 milyon 123 bin genç ve çocuk Suriyeli göçmen bulunmakta. Bunların 663 bini okul çağında ve maalesef 400 bine yakın çocuk okula gidemiyor, okul hizmetlerinden faydalanamıyor, eğitim hakkı ellerinden alınıyor.

Tabii, sadece çocukların değil, gelen bütün Suriyeli göçmenlerin yaşamış olduğu birçok problem var. Dil problemi var, ötekileştirilme var, beslenme var, yaşam hakkı problemi var, iş problemi var. Yani, Suriyeli mültecilerin Türkiye'deki durumları, maalesef, ülkelerinden çok farklı değil.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'deki Suriyeli sığınmacıların yaşadığı 25 kampta 260 bin mülteci yaşamakta. Bu kamplarda kalanların oranı toplam mültecilerin sadece yüzde 13'ü yani gelen mültecilerin yüzde 87'si kamp dışında yaşıyor. En çok da Urfa, İstanbul, Adana, Hatay gibi illerimizde Suriyeli nüfus yaşamaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu sorun bütün Türkiye'yi o kadar yakından ilgilendirmektedir ki 7 veya 8 il hariç Türkiye'deki bütün illerimizde Suriyeli mülteci var. Tabii, Suriyelilerin buraya gelmesindeki en büyük sebeplerden birinin bizim izlemiş olduğumuz Suriye politikası olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bu politika sonucunda cumhuriyet tarihinde yaşamış olduğumuz en büyük mülteci akınını yaşadık. Bakınız, cumhuriyet tarihinde aldığımız toplam göç 2 milyon ve bu gelenlerin tamamına yakını Türkçe biliyor, tamamına yakını nitelikli göçmen ama son dört yılda aldığımız göçmen sayısı 2,5 milyona yakın. Yani yaklaşık doksan beş yılda aldığımız göçmen sayısı 2 milyon, son dört yılda aldığımız göçmen sayısı 2,5 milyon. Tabii, Hükûmet, Suriye politikası izlerken, orada Esad'ı devirme hevesleri güderken göçün bu kadar olacağını ve bu kadar uzun süre kalacağını bilemiyordu. Biliyorsunuz, hemen Emevi Camisi'nde cuma namazı kılma hesaplarını yapıyordu ama maalesef, Suriyeliler Türkiye'de cuma namazı kılmaya başladı.

Değerli arkadaşlar, bütün araştırmalar gösteriyor ki iki yıl ve daha fazla kalan mülteciler, göçmenler başka ülkelerden kendi ülkelerine gitmiyorlar, orada kalıcı oluyorlar ve değerli milletvekilleri, AKP sayesinde Suriyelilerin döneceği bir toprak da bir ülke de artık yok.

Değerli arkadaşlar, Batı ne diyor? "Açın doğuyu, kapatın batıyı." diyor. İşin aslı, Avrupa Birliğinin bize söylediği şey bu: "Açın doğuyu, kapatın batıyı."

Değerli arkadaşlar, mültecilere sahip çıkmak, onlara insani yaşam koşulları hazırlamak bizim görevimiz, bunu yapmamız gerekiyor ancak bu mülteci meselesi sadece Türkiye'nin sorunu değil. Bu sorun aynı zamanda Avrupa'nın da sorunudur. Nasıl ki "Avrupa'yla ortak geçmişimiz var." diyorsak, nasıl ki Avrupa Birliği "Ortak geleceğimiz var." diyorsa Avrupa'ya ortak sorumluluğumuz olduğunu da hatırlatmamız gerekiyor. Avrupa bu sorundan kaçamaz, kaçmamalıdır.

Değerli arkadaşlar, bu sorunu bütün yakıcılığıyla bütün dünya hissederken ve Aylan bebeğin o cansız bedeniyle bütün dünya duyarken Türkiye yanlış bir iş yaptı. 29 Kasımda Sayın Başbakanın Avrupa Birliği görüşmesinde, Avrupa Birliğinin Türkiye'ye 3 milyar euro vereceğine ilişkin bir müzakere yapıldı. Değerli arkadaşlar, bunun anlamı çok kötü. Türkiye, bu 3 milyar euroyla Avrupa Birliğinin, maalesef, mülteci kampı olmuştur ve maalesef, değerli arkadaşlar, 3 milyar euro karşılığında Türkiye bekçi olmuştur, bekçi, Avrupa Birliğinin bekçisi konumuna düşürülmüştür. Bu, kabul edilemez; bu sorumluluk sadece bizim sorumluluğumuz değil, bu bütün dünyanın sorumluluğudur. 3 milyar euroyla, parayla bu hesap edilemez değerli arkadaşlar ve bizim kaldırabileceğimiz bir mesele de değildir bu mesele.

Değerli arkadaşlar, tabii, bu mesele konuşulurken en çok da Suriye'nin bu hâle gelmesinden sorumlu insanları da konuşmak gerekir, sorumlu politikaları söylemek gerekir. Bir taraftan doğuda savaşı körükleyeceksiniz, bir diğer taraftan sahillerde insanların ölüme gönderilmesinde göz yumacaksınız; bu, kabul edilemez. Maalesef doğuda sınır güvenliğimiz yok, batıda hiç yok.

Değerli arkadaşlar, insan kaçakçılarının cirit attığı bir ülke konumuna geldik. Artık Türkiye, tam olarak bütün Asya'nın, Afrika'nın insan kaçakçılığının merkezi olmuş durumda. Bu gerçekle hep beraber yüzleşmeliyiz değerli milletvekilleri. Mesele sadece tabii, Suriye'den gelen göçmen meselesi değil, artık bu mesele Suriyelilerle sınırlı bir mesele de değil. İnsan kaçakçılığının merkezi olan Türkiye'de artık Pakistanlı, Afganistanlı, Iraklı, Afrika ülkelerinden gelen milyonlarca mülteci bulunmakta.

Değerli arkadaşlar, bu mülteci meselesinin birkaç tane can yakıcı yanı var. Bunların en önemlisi ve başlangıcı, insanların topraklarından koparılmak zorunda bırakılmasıdır. İnsanlar günlerce süren çabalarla bazen yalın ayak yürüyerek, bazen kamyon kasalarında gizlenerek, saklanarak ülkelerinden kaçarak Türkiye'ye sığınmaya çalışıyor.

Öncelikle bir şeyi söylemek gerekiyor değerli arkadaşlar; bizim komisyonun tespitini de, bizim düşüncemizi de buradan söylemek gerekiyor. Allah kimseyi mülteci yapmasın, Allah kimseyi topraklarından koparmasın. Dünyanın en zor şeyi herhâlde insanların topraklarından koparılmasıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu sorun sadece AKP'nin sorunu da değildir ve AKP'ye bırakılmayacak kadar da ciddi bir sorundur. Bu nedenle, bu meseleye bütün siyasi partiler dikkatlerini çevirmek zorundadır, bu meseleye bütün siyasi partilerin ortak yaklaşması gerekmektedir. Biz parti olarak, değerli arkadaşlar, Genel Başkanımızın talimatıyla bir komisyon oluşturduk. Komisyonumuz Çeşme'de, Edirne'de, Urfa'da, Yozgat'ta, Muğla'da saha çalışması yaptı. Bu saha çalışmalarında bu konunun ne kadar önem taşıdığını yerinde gördük değerli arkadaşlar.

Ülkelerinden kaçarak Türkiye'ye insanlar geliyor ve buradan Avrupa'ya kaçmaya çalışıyorlar. Bu kaçma çalışmaları sırasında evlerini, yurtlarını terk eden insanlar bütün birikimlerini ve canlarını insan kaçakçılarına emanet ediyorlar. Birçoğu dolandırılıyor, birçoğu umuda yolculukta hedeflerine yaklaşamadan ölüyor, boğuluyor. Günlerden beri dünyanın gözü önünde insanların, çocukların, bebeklerin bedenleri cansız bir şekilde sahile vuruyor.

Değerli arkadaşlar, tabii ki -biraz önce söyledim- bu sorun sadece Türkiye'nin meselesi değildir, bu sorun Avrupa'nın, hatta dünyanın meselesidir ancak bu çocuklar ölüyorsa, bu çocuklar bizim sahillerimizde göz göre göre boğuluyorsa buna müdahale etmek de bizim görevimizdir; AKP'nin de görevidir, Hükûmetin de görevidir, Meclisin de görevidir.

Değerli arkadaşlar, bakın, her gün sadece üzülmekten başka bir şey yapmıyoruz. Sizin çocuklarınız var, bizim çocuklarımız var. 5 yaşında, 7 yaşında çocuklar kendi yaptıkları o şişme botlarda, şişme yeleklerde can veriyor. Suriyeliler yapmış oldukları o yelekleri maalesef kaçak olarak yapıyorlar, kendileri içlerine moloz doldurtuyorlar.

Değerli arkadaşlar, bu meselenin mutlaka Meclisin gündemine gelmesi gerekiyor ve artık üzülerek, "Yazık oldu." diyerek, sadece Avrupa'yı suçlayarak da bu sorun çözülmüyor. Bu sorun artık Türkiye'nin bir meselesidir. Bu soruna, bu mülteci meselesine hep beraber, ortak yaklaşarak bu ölümlerin durdurulması gerekiyor, bebeklerin ölmemesi gerekiyor; insanların Çeşme'de, Dikili'de, Ayvalık'ta, Bodrum'da başıboş bırakılıp orada ölüme terk edilmemesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, maalesef, Türkiye'nin izlemiş olduğu sadece bu politikalar neticesinde bölgede bu bir mesele hâline geldi. IŞİD'in işgal ettiği Telafer'den, Tuzhurmatu'dan kaçan Türkmenlerin birçoğu Kerkük'te açlık sınırıyla karşı karşıya. Yine, belki biliyorsunuz belki bilmiyorsunuz, Ankara'nın göbeğinde açlıkla, yoklukla, soğukla karşı karşıya kalan, IŞİD'den kaçan Türkmenler var, insanlar var.

Bu konuda herkesin duyarlı olması gerekiyor ve bu meseleye Meclisin de bir an önce el atması gerekiyor. Önümüzdeki günlerde partimiz de bu meseleyle ilgili bir genel görüşme talep edecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) - Ve derhâl bir göç bakanlığı kurulması gerekiyor. Sayın Mahmut Tanal bugün o teklifi verdi, bu teklifin de değerlendirilmesini dikkatinize sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)