Konu:Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:25
Tarih:07/01/2016


Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Osman arkadaşıma teşekkür ediyorum. Dedim ki arkadaşlar oy kullandıktan sonra gitmesin bir zahmet, ilk defa konuşacağım. Teşekkür ederim Osman Bey.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Hayırlı olsun. Sağ ol kaptan.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Sağ olun.

Bugün sizlerle Balkan coğrafyasıyla ilgili yaşanmış ve çok acı tecrübelerle şahit olunmuş bir iki olayı paylaşmak istiyorum. Bu anlatacağım olaylar, belki bizlere günümüzde ülkemizde yaşanan ve yaşatılmak istenen kaos ortamıyla ilgili bir fikir verebilir ve daha hassas düşünmemizi sağlayabilir.

Benim atalarım, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Konya Karaman bölgesinden şu andaki Sancak bölgesine göç ettirilmiş, Türklüğümüzü ve Müslümanlığımızı hem yaşamak için hem de Türk'ün ve Müslüman'ın adaletini oralarda göstermek için oraya gönderilmiştir. Oradaki soyadımız "Smailagiç"tir yani Türkçesi "İsmailoğulları". Tabii, İsmailoğulları, hepinizin bildiği gibi, Osmanlı, Balkanlardan çekilmeye başladıktan sonra, Anadolu coğrafyasına çekildikten sonra, bizler, Türkler orada kaldıktan sonra büyük eziyet çektik ve büyük baskı altında kaldık. Özellikle, benim doğmuş olduğum Sancak bölgesinde -eski ismi Yugoslavya olan- bize Türklüğümüzü ve Müslümanlığımızı yaşatmamak için ellerinden geleni yaptılar. Tabii, o dönemlerde yapılan baskılar sonucunda Türkiye Cumhuriyeti, soydaşlarına sahip çıkarak, kendi soydaşlarının ana vatana gelmesi noktasında anlaşma yaparak Yugoslavya'yı ikna etmiştir. Tabii, bu anlaşma yapılırken Yugoslavya'nın 2 tane şartı var. Birincisi, kişilerin herhangi bir mahkemelik durumunun olmaması. İkincisi, tüm mal varlıklarını satmak zorunda olmaları, yani, "Evet, ana vatana gidebilirsiniz ama üzerinizde hiçbir mal varlığı olmayacak."

Tabii, yüz binlerce Türk var orada ana vatana gelmek isteyen. Herkes, malını mülkünü satışa çıkarıyor ama alan olmadığı için de satamıyorlar. Rahmetli babama ben "Bu işi nasıl çözdünüz?" diye sorduğumda, dedi ki: "Evladım, kalan komşularımız vardı, bütün mal varlığımızı komşuların üzerine yaptık, hatta tapu masraflarını da cebimizden ödedik ve cebimizde 1 lira olmadan ana vatana geldik." Ben çocuktum, 2,5 yaşındaydım ana vatana geldiğimizde. Biraz büyüdükten sonra rahmetli babama sordum, dedim ki: "Baba, İsmailoğulları, Balkanların en büyük ailelerinin başında gelen bir ailedir. Biz o kadar malı mülkü, o kadar toprağı, o kadar araziyi nasıl bırakıp geldik, niye geldik?" Dedi ki: "Evladım, mal mülk her zaman alınır, her zaman kazanılır ama bize Türklüğümüzü ve Müslümanlığımızı yaşatmadıkları için biz, her şeyimizi bıraktık, özgür bir vatana, toprağımıza, al bayrağımızın altına ve ezan sesinin altına geldik. Onun için, hiç merak etme çok yakın bir zamanda gün gelir mal, mülk gene kazanılır."

Bunları niye anlattım size? Birazdan Yugoslavya'nın nasıl dağıldığını anlatacağım da... Ben orada doğdum, hâlâ şu anda o bölgede, kanımı taşıyan, soy ismimi taşıyan, "Smailagiç" soy ismiyle yaşayan 10 binin üzerinde akrabalarım var. Bu olayları yaşadık, bir yerden okuyup da anlatmıyorum.

Yugoslavya nasıl dağıldı? 1970'li yılların ortalarında Yugoslavya'da çok güçlü bir lider var, hatırlayanlarımız var tabii, Tito. Ülkede diğer komünist ülkelere göre refah seviyesi yüksek, iyi yaşayan bir ülke. 75'li, 76'lı, 77'li yıllarda halkın arasında bir konuşma başlıyor. Bu konuşma ne? O dönemde Yugoslavya'da 7 tane etnik grup var: Boşnaklar var, Hırvatlar var, Sırplar var, Slovenler var, Makedonlar var. Bunlar ne konuşmaya başlıyor biliyor musunuz sayın milletvekili arkadaşlarım: "Bizler, evet, iyi yaşıyoruz ama bizim daha iyi yaşamak için bazı isteklerimiz olacak. Nedir bunlar? Biz ana dilimizde de kendi eğitimimizi yapalım, bayrağın yanına başka bir bayrak da koyalım, ne olacak ki, zaten huzur içinde yaşayan bir ülkeyiz. Hatta daha da mutlu oluruz bunları yaparsanız." Tabii, bu konuşuluyor, konuşuluyor, zaman geçince Tito'nun danışmanları, yardımcıları kendisine gidip halktan böyle bir istek olduğunu söylüyor. Kendisi de diyor ki: "Peki, ne yapalım? O zaman, bir referandum yapalım." Ve referandum yapılıyor, yüzde 90'ın üzerinde "evet" oyu çıkıyor ve bütün etnik gruplar kendi ana dillerinde istedikleri gibi eğitim, bayrağın yanına başka bir bayrak daha koyarak hayatlarını mutlu bir şekilde devam ettiriyorlar. İlk birkaç sene bir problem yok ama Tito öldükten birkaç sene sonra, 90'ın başında, Yugoslavya, 18 milyon nüfusu olan Yugoslavya, 7 parçaya bölünüp ülke 7 tane küçücük ülkeler hâline geliyor. Ve şu anda hepimiz yaşıyoruz bu 7 tane ülke ne hâlde, ne durumda.

Tabii, bu kirli senaryolar, hem dış güçlerin hem bilmem kimlerin bu senaryoları Türkiye Cumhuriyeti'nde de uygulanmak isteniyor arkadaşlar. Bizim, burada milletvekilleri olarak, halkımızı temsil eden milletvekilleri olarak çok uyanık olmamız gerekiyor. Tabii, bir ülkeyi bu hâle getirmek istiyorsan, önce millî, manevi değerlerinin yıpratılması ve bu konuda ciddi bir çalışma yapılması gerekiyor. Kimse üzerine alınmasın, kimseyi suçlamak için söylemiyorum, buraya herhangi bir polemik için de çıkmadım, hiç tarzım da değil ama bazı gerçekleri, bu son yıllarda yaşanan bazı gerçekleri de burada konuşmak istiyorum arkadaşlar.

Son yıllarda millî, manevi değerlerimiz ciddi manada yıpranmış vaziyette. Bundan on yıl önce konuşmaya bile korktuğumuz, düşünmeye bile çekindiğimiz olaylar, maalesef normal hâle gelmeye başlamıştır arkadaşlar. Birkaç tane örnek vermek istiyorum. Son yıllarda, özellikle, çok hassas olduğumuz "Türk" kelimesi, Anayasa'dan çıkarılmak istenmektedir. Türk Bayrağı, tahrik unsuru olarak görülmeye başlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti tabelaları birçok yerden kaldırılmıştır. İstiklal Marşı okunurken ayağa kalkmayarak saygısızlık gösterilmiştir. Andımız, okullarda yasaklanmıştır ve kaldırılmıştır. "Bayrak" şiiri, aynı şekilde, okullardaki kitaplardan çıkarılmıştır. Bu ülkenin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün büstleri yıkılmaya başlanmıştır. Camilerimiz maalesef ve maalesef propaganda malzemesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, çeşitli, uydurulmuş davalarla prestiji ve önemi ciddi manada sarsılmıştır.

Bundan birkaç sene önce Balkanlarda bir ülkeye gittiğimde, oranın Millî İstihbarat Teşkilatı ayarındaki adamını tanıyorum ben, arkadaşım; sohbet ettiğimizde -ülkenin ismini vermeyeyim, şey olmasın diye- bana dedi ki: "Saffet kardeş, ben Amerika'da on beş gün Beyaz Sarayda ağırlanan tek resmî adamım bu ülkenin tarihinde." "Tebrik ederim, ne yaptınız orada?" dedim, "On beş gün, ülkemizin sorunlarını, geleceğini konuştuk ve dünyayı konuştuk." dedi. "Sonra ne yaptınız?" dedim, "Sonra ülkeme gelir gelmez 2.500 kişiyi tutukladım." "Peki, niye tutukladın?" dedim, "Hükûmeti devirmek, ülkenin düzenini bozmak istedikleri için tutukladım." dedi. "Peki, kimlerdi bunlar? Meslek grupları nedir?" dedim, dedi ki: "Asker var, polis var, gazeteci var, iş adamı var." ve birkaç tane daha meslek saydı. Bu anlattığım hikâye, birkaç yıl öncesini hatırlatıyor mu sevgili arkadaşlar size? Yani birileri bir yerde bir oyun oynamaya başladı mı, onu da tutturdukları zaman bunu ülke ülke devam ettiriyorlar. İşte, bizim burada uyanık olmamız gerekiyor.

Tabii, bütün bunları anlattım, daha önce ana vatandan Balkanlara göç edip vatan kaybeden bir kardeşiniz, daha sonra da tekrar Balkanlardan ana vatana dönerken bir vatan daha kaybetmiş yani iki defa vatan kaybetmiş bir milletvekili arkadaşınız olarak konuşuyorum ve buradan sesleniyorum bir Türk evladı olarak: Benim artık kaybedecek başka bir vatanım kalmamıştır, benim gidecek başka bir vatanım da kalmamıştır. Son yıllarda Suriye'den gelen birçok insanı biz istihdam ettik, bakıyoruz, ediyoruz çünkü biz Türk milletiyiz, biz zor durumda olan insanlara bakarız, evimizi açarız, cebimizdeki son paramızı da veririz ama bizler eğer Türkiye'de, Allah korusun, bu duruma, bir sıkıntıya gelecek bir durum olursa ben biraz evvel dedim ya benim gidecek yerim yok, kaybedecek vatanım yok, sizlerin de yok arkadaşlar. Hiç birimizin ne kaybedecek bir vatanı var ne de gidecek yerimiz. Bizi kimse kabul etmez.

Ulu Önder Atatürk'ün kurtuluş savaşı vererek bize emanet etmiş olduğu bu Türkiye Cumhuriyeti bizim sahip çıkmamız gereken en önemli noktadır. Bunu herkes çok iyi bilsin ki Türkiye Cumhuriyeti bölünmez bir bütündür. Bunu herkes bilsin ki Türkiye Cumhuriyeti'nin 1 santimetrekaresini kimseye vermeyiz. Bunu herkes çok iyi bilsin ki şehitlerimizin kanından ilham alan Türk Bayrağı'nı gönderden indirtmeyiz, yanına da başka bayrak koydurtmayız. Bunu herkes çok iyi bilsin ki semalarda yükselen ezan sesini kimsenin susturmasına müsaade etmeyiz.

Saygıdeğer milletvekilleri, yüzyıllardır bu coğrafyada "Hristiyan dininin haçı mı, yoksa İslam dininin sembolü hilal mi?" savaşı yaşanmaktadır. Bunun kavgası yüzyıllardır vardır. Tabii, bizler İslam dininin sembolü olan hilalin etrafında toplanmış bulunuyoruz ve bu mücadeleden galip çıkmak için elimizden geleni yapıyoruz.

Tabii, Balkanlarla ilgili son bir iki örnek daha vererek konuşmamı bitireceğim. Dakikam...

BAŞKAN - Var, süreniz var.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Beş dakika hediye edeceğim, alacağım olsun.

Balkanlar denince, özellikle Bosna denince akla Aliya İzzetbegoviç gelir, Srebrenitsa katliamı gelir, soykırım gelir ve eli kanlı diktatör Miloseviç gelir. Miloseviç, Sırpların lideri, Boşnak tepelerini bombalarken tepeden aşağı bakarak söylediği "Türklerden intikamımızı aldık." sözünü de hiçbir zaman unutmadık ve unutmayacağız. Bu, bizim hep aklımıza gelir.

Balkanlara tabii ki çok seyahatleriniz olmuştur. Bugün, Bosna'da ve Sancak bölgesinde kahve içtiğimiz fincanların neden kulpsuz olduğunu biliyor muyuz arkadaşlar? Nedenini söyleyeyim, bilenlerimiz mutlaka vardır. Sırpların Çetnik selamı dedikleri, başparmak, işaret parmağı ve orta parmakla yaptıkları işaret Çetnik işaretidir.

KAMİL AYDIN (Erzurum) - Gösterir misin.

ERKAN HABERAL (Ankara) - Göster, göster.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Göstermeyeyim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Gösterme, görsetme.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Saffet Bey, istavroz dedikleri şey o, Çetnik işareti değil. Bakın, şu şekilde kulpu tutmaması için. İstavroz çekerler, ondandır.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Teşekkür ederim, müsaade ederseniz devamını getireceğim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Ya, bir laf atma artık, dinle yahu, Allah rızası için bir dinle.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Müsaade ederseniz...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Sancaklı.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Teşekkür ederim, bilmediğimiz konuları öğrenmekten de mutlu oluyoruz.

Bunu aynı zamanda istavroz çıkardıkları zaman yapıyorlar. Şimdi, tabii, bunu yaparken bizim Müslüman Türk kardeşlerimiz de... Kahveyi hepimiz içerken üç parmakla kulpundan tutup içiyoruz. Bosna Savaşı sırasında yüzük parmağını ve küçük parmağını kestiler Müslümanların, Türklerin orada, sadece o Çetnik selamını bize uygulatmak için. O yüzdendir ki Bosna'daki ve Sancak'taki bizim Müslüman kardeşlerimiz, Türk kardeşlerimiz kulpunu kırmıştır ve şöyle içerek hilal yapmıştır arkadaşlar. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Fincanın altında da bayrak vardır, yıldız vardır.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Teşekkür ederim.

Tabii, bunları niye anlatıyorum? Bir ajitasyon diye anlatmıyorum ama Balkanlarda bizim temsilcilerimiz, bizim oradaki kardeşlerimiz zor durumdadır. Sahip çıkmamız gerektiği noktasında anlatıyorum.

Tabii, oradaki Müslümanlara şöyle söyleniyor: İsterse Boşnak olsun isterse Makedon olsun veya Karadağlı veya Sırbistanlı, fark etmez, onları Türk olarak kabul ediyorlar. İslam diniyle şereflendirilmiş olanlara, Balkan coğrafyasında dinini değiştirmiş Müslümanlara, Türkleşmiş, Türk olmuş denmektedir ve denilmeye de devam edecektir. Durum böyleyken Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti olarak Balkanlarda yaşayan kardeşlerimizi, "Biz Türk'üz, evladıfatihanız, Osmanlı'nın son sancağı biziz." diyen bu kardeşlerimizi bir an olsun yalnız bırakmamalıyız. Buradan sesleniyorum, Milliyetçi Hareket Partisi olarak kırk yedi yıldır dünyadaki bütün Türklerle ilgimiz, alakamız ve gözümüz nasılsa, Balkanlardaki Türk soydaşlarımızın da yanında olduğumuzun, onları hiçbir zaman yalnız bırakmayacağımızın sözünü buradan yüce Türk milleti önünde veriyorum.

Son olarak, Bosna Savaşı sırasında, Hırvatların Mostar şehrinin hâkim tepesi olan Hum Tepesi'ne devasa bir haç heykeli dikildi arkadaşlar. Bu heykel, 1992 yılında yapılan bu katliamın, Avrupa'nın ortasında yapılan bu zulmün bir simgesi olmuştur. Bu heykel dikildikten sonra, Hırvat komutan, cennetmekân Aliya İzzetbegoviç'e heykeli göstererek "Bak, biz bu haçı sizin topraklarınıza nasıl diktik. Şimdi, sizin hilalden daha yukarıda bir haçımız var, bunu kaldırmaya gücünüz yetecek mi?" diye sorar. Aliya İzzetbegoviç de şöyle der: "Hele bir gece olsun, cevabımı akşam vereyim." Akşam karanlığı çöktüğünde komutanı çağırarak "Gel komutanım, cevabını vereyim." der Hırvat komutana ve işaret parmağını, şehadet parmağını göğe kaldırarak tüyleri diken diken eden şu sözleri söyler: "Sayın komutan, şimdi sen de bir semaya bakıver. Şu hilali ve yıldızı görüyor musun, senin onları yok etmeye gücün yeter mi? Ne kadar yükseklere haç dikseniz de onu geçemezsiniz ve asla onu oradan indiremezsiniz. Onlar semada olduğu müddetçe biz de inşallah varlığımızı devam ettireceğiz." der, efsane bir cevap verir. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu cümleden olarak da ben de Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır diyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, sözlerimi bitiriyorum.

Bizler halk tarafından seçilmiş milletvekilleri olarak partilerimizin adına burada bulunuyoruz, temsil ediyoruz. Elbette ki partilerimizi kollayacağız, elbette ki savunacağız. Oy oranlarımızı artırmak için elimizden geleni yapacağız ve bunun için de büyük çaba göstereceğiz ama unutmamamız gereken en önemli konu şudur: Önce vatan, önce vatan, önce vatan. Bu cennet vatan özgür olmaz ise ne partilerin bir anlamı kalır ne de bizim milletvekilliğimizin; herkesin dilinde olan bu ceylan derisi koltuklar da bir işe yaramaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)