Konu:Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:21
Tarih:29/12/2015


Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ LALE KARABIYIK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, önce, bir kavram kargaşası var, onu düzeltmek istiyorum. Bu arada, belirteyim ki ben yirmi yedi yıl akademisyendim ve on dört yılı idari görevlerle geçti. Bu nedenle, kamuoyunun yanlış bilgilenmemesi açısından buradaki konuşmalarda, sosyal medyada ve televizyon programlarında söylenen yanlış ifadelerden birkaç tanesinin düzeltilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Şimdi, efendim, öncelikle, ilgili madde, bütün devlet üniversitelerinde çalışan öğretim üyelerini değil, sadece yeni kurulan devlet üniversitelerinde çalışan öğretim üyelerinin 67 yaş sınırını 72'ye çıkarıyor.

İkincisi: Bu maddede adı geçen, "öğretim üyeleri"dir, "öğretim görevlileri" değildir çünkü ikisi farklı kavramlardır. Öğretim görevlileri zaten 65 yaşa kadar devam edebiliyorlar. Burada adı geçen, öğretim üyeleridir, yardımcı doçent, doçent ve profesör unvanında olanlardır. Onun için bunun altını çizmek istedim çünkü sosyal medyada sanki hepsi uzatılıyormuş gibi bir yanlış anlama var.

Şimdi, önce, şu anda devlet üniversitelerinde 67 yaşını doldurmuş öğretim üyelerinin ne yaptıklarını ifade edeyim. 67 yaşını dolduran bir öğretim üyesi, eğer tekrar ders vermeye devam etmek istiyorsa gerçek uygulamada, bütün devlet üniversitelerinde, 31'inci maddeye göre, SGK'yla ücretlendirilerek tekrar derse girebilmekte ancak bunun için de bölümün olumlu karar vermesi lazım ki bu noktada da genç öğretim üyeleri, bu konuda tercih etmiyorlar kendilerine ders kalsın isteği sebebiyle. Peki, başka ne yapar 67 yaşını doldurmuş bir öğretim üyesi? Eğer bulunduğu ilde vakıf üniversitesi varsa orada ders verir ya da 67 yaşını dolduran öğretim üyesi, uygulamada işte adı geçen gelişmekte olan, yeni kurulan üniversitelere geçerek orada öğretim üyeliğine 72 yaşına kadar devam eder.

Şimdi, konuyu başka bir açıdan alalım. Bu madde neden getiriliyor? Yeni üniversitelerin akademisyen ihtiyacını karşılayabilmek için ama "ÖYP" diye bir kavram var, Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı. Bakın, bu program özellikle yeni üniversitelere öğretim üyesi yetiştirmek için açıldı ve 15 kadro tahsis edildi. Burada, yeni kurulan devlet üniversitelerinde, takdir edersiniz ki öğretim üyesi yetersizliğinden dolayı yüksek lisans ve doktora programı yapılamamaktadır. ÖYP'yle bu araştırma görevlilerinin kadroları verilir yeni kurulan devlet üniversitelerine ama -kontenjan dediğimiz çok teknik ayrıntıya girmeyeyim- eğitimleri büyük üniversitede yaptırılır, daha sonra da o büyük üniversitede, gelişmiş üniversitede doktorasını bitirenler gelişmekte olan üniversitelerin kadrolarına yerleştirilir, iade edilir. Şu anda gelinen noktada ÖYP programı feshedilmiş durumda, bitmiş durumda ancak şu ana kadar yetişenlerin de gittikleri illerdeki üniversitelerde kadroları yok. ÖYP çok karışık bir şekilde şu ana kadar geldi, çok mağdur verdi. Bir taraftan ÖYP'nin ne olacağı belli değil. Geçen hafta "ÖYP kaldırıldı." dendi, ondan sonra bir beş gün geçti aradan, dendi ki: "ÖYP'yle tekrar devam ediyoruz." "Bir açıktan atama" dendi, sonra tekrar ÖYP'ye geçildi. Şu anda üniversitede enstitüde öğretim gören "50/d asistanı" var, "33" dediğimiz kadro var, ÖYP var. Demek istiyorum ki aslında "bir dekan, bir mekân" anlayışıyla kurulan bu üniversitelerde öğretim üyesinin daha nasıl yetiştirileceği bile bir planlama dâhilinde değil. Şu anda bir sonraki sene nasıl öğretim üyesi alacağını, hangi yolla asistan istihdam edeceğini üniversiteler bilmiyorlar. İşte bu konuda bir politikaya ihtiyaç var, belirsizlik burada. Oysa vatandaş, çocuğunu üniversiteye gönderiyor ama bu üniversitelerin henüz öğretim üyesi ihtiyacını nasıl karşılayacağı dahi belli değil.

Son olarak şunu ifade etmek isterim ki, lütfen, burada kalıcı, sürdürülebilir bir politika geliştirmek lazım. Bunun gereğinin altını çizmekte fayda buluyorum. İkincisi, tüm eğitim kurumları, başta üniversiteler olmak üzere asla siyasetin arka bahçesi olmamalıdır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)