Konu:Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:20
Tarih:25/12/2015


Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11 sıra sayılı Yasa Tasarısı'nın 7'nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu söyleyeyim ki biraz önce, benden önce konuşan Halkların Demokratik Partisinin sayın milletvekili, Taybet Hanımefendi'nin cenazesinin yerde olduğunu söyledi ama son aldığımız bilgilere göre, yedi gün sonrasında cenaze kaldırılmış. Kendisine Allah'tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Üzücü olan şu arkadaşlar: Bu sokakta uzun zamandan beri bekleyen hanımefendinin cenazesi için ben de elimden geleni insani olarak, vicdani olarak, "Sokakta bir insan cenazesi var." diye yapmaya çalışırken sosyal medyadan birbirinden farklı o kadar tepki aldım ki, bu ülke kafalarda o kadar bölünmüş ki yani aldığım tepkilerden büyük bir üzüntü ve büyük bir korku duydum birlikte yaşama iradesiyle ilgili olarak. Şartlar ne olursa olsun bir kadının cenazesi ülkemizde bu kadar uzun süre beklememeliydi. Her kim ki buna sebep oluyorsa, her kim ki o günahsız kadının ölümüne sebep olmuşsa, umuyorum Allah ondan hesap soracaktır. Ben, kendi adıma, bir yurttaş olarak, o kadının ölmesine sebep olanlara, bu kararı verenlere ve uygulayanlara asla hakkımı helal etmeyeceğim.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz kanun maddesi kurumlar vergisinde bir istisna yaratılmasıyla alakalı.

Biliyorsunuz, devlet, bir taraftan hepimizden, herkesten vergi alır, diğer taraftan da bu vergileri harcar. Gelir mevzuatı vardır, harcama mevzuatı vardır. Aldığı vergileri doğru harcaması gerekiyor ve Türkiye'nin en önemli harcama mevzuatı kamu ihale mevzuatıdır.

Bu kamu ihale mevzuatı, hani "2002" diye bir milat koymuşsunuz ya, ondan önce çok kötüydü. Bir 2886 sayılı Kamu İhale Kanunu vardı, istisnalarıyla, uygulamalarıyla artık dayanılmaz bir hâle gelince o dönemin iktidarı "Yeter artık." dedi. Tabii, o dönemin iktidarına Avrupa Birliği, IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşların da hem baskısı hem tavsiyesi vardı ve yeni bir kanun yaptı. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu. İkisi de 2002 sonrasında yürürlüğe girdi.

Bu iki kanun temel anlamda ne getiriyordu? Öncelikle şeffaflık ve rekabeti getiriyordu. Şimdi, bu "şeffaflık" terimi o kadar çok kullanıldı ki artık kimse anlamını pek düşünmek istemiyor. "Şeffaflık" şu demek: Bir kurumda işlemler yapılırken bunun geniş halk yığınları tarafından, tüm ilgilileri tarafından bilinmesini sağlamaktır. Kamu ihalelerinde bunu niye yaparlar? Çünkü kamu ihalesi şeffaf olursa orada yolsuzluk yapmak çok zor olur. Çünkü yolsuzluk, doğası gereği karanlıkta yapılan, gizli yapılan bir şeydir. Eğer kamu ihaleleri şeffaf olursa burada yapılacak bütün bu -yetim hakkını yiyecek, devletin malını gasbedecek- işlemler görüleceği için, şeffaflık getirdiğinizde, görünürlük getirdiğinizde buralarda yolsuzluk yapmak zor olur. Onun için sadece bizim ülkemiz de değil, bütün dünya diyor ki: "Devletin hemen hemen bütün işlemleri, özellikle de kamu ihalesi gibi işlemleri şeffaf olsun."

İkinci getirdiği ilke "rekabet" ilkesi. "Rekabet" ilkesi şu demek: Bir malın onlarca, yüzlerce satıcısı var. Bu ülkede mesela yaklaşık 300 bin tane inşaat firması var. "Rekabetçi olursa bütün bu firmalar şeffaflık sayesinde ihaleleri öğrenir ve rekabetçi olduğu takdirde hepsi teklif verir. Bu sayede devlet en iyi hizmeti, en iyi inşaatı, en iyi malı, en düşük fiyatlarla, en kalitesini alır" diyor. Peki bundan kim kazanıyor, bu "şeffaflık ve rekabetçilik" ilkesinden? Vergi verenler; işte bu kurumlar vergisini, gelir vergisini, KDV'yi ödeyen bütün halkımız kazanıyor. Peki, bundan rahatsız olan kim olur? Bundan yolsuzluk yapmak isteyen rahatsız olur. Yolsuzluğu kim yapar? Yolsuzluğu bürokratla birlikte tacir yapar. Kendi aralarında bir araya gelirler, dolandıracakları tek yer vardır, halkı dolandırmak isterler. Bunun da bilinmemesini istedikleri için de önce şeffaflığı, peşinden de rekabeti ortadan kaldırırlar. İşte bu 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, Avrupa Birliğinin 17 ve 18 no.lu direktiflerine de paralel olarak bu şeffaflık ve rekabeti getirdi. Birçok süreci de -sözleşme hazırlanması, imzalanması, şikâyet edilmesi gibi- standart bir hâle getirdi; "Kurumların her biri, bilirler bilmezler, yanlış uygulama olmasın, standart uygulama olsun." diye de birçok süreci standart hâle getirdi. Ve kanun çıkarken de şöyle bir şey dendi, dediler ki: "Bu kanun devletin bütün genel idare hizmetlerine yönelik olsun ama enerji, ulaştırma gibi bazı alanlarda özel bir usul gerekmektedir, onların ihale usulü biraz daha farklı olabilir. Biz bir kanun daha yapacağız." O kanun şimdiye kadar yapılmadı. O kanun şimdiye kadar yapılmadığı için de bütün bu milyarlarca liralık -toplandığında belki 100 milyar lirayı aşan- harcamanın kanuni dayanağı olmadan kurumların kendi çıkardıkları mevzuatlarla bu ihaleler yapıldı. Peki, burada eksiklik ne? Eksiklik şu: Bir kurum hem mevzuatını düzenliyor hem de işlemi yapıyorsa orada bir kontrol zafiyeti olur. Şöyle düşünün: Bir idare eğer ki ihaleyi yaptıktan sonra mevzuatı da kendi yapma hakkı varsa sıkıştığı her noktada mevzuatı değiştirme şansına sahiptir, buna "kontrol zafiyeti" diyorlar. Kontrol zafiyeti olan yerlerde de yolsuzluk olur.

Dedim ya, bu kanun yolsuzlukları bitirmek için çıkarıldı. Hep 2002'ye "Kötü." deniliyor ya, 2002'nin en iyi şeylerinden biridir, 2002 denildiği kadar kötü değildir.

Bir de, bu 2002'ye bir parantez açmak istiyorum. Değerli arkadaşlar, bilmiyorum aranızda kaç kişi ameliyat oldu, 2002 karşılaştırmasını yapmak -ameliyat sonrası gün var ya- ameliyat sonrası gün ile sonraki hayatınızdaki herhangi bir günü karşılaştırmak demektir. Ameliyat sonrasında başınız döner, kusma olur, ağrı çekersiniz; ondan sonraki her gününüz ondan iyidir. Sizin burada konuşmanız gereken, gerçekten nitelikli konuşmacıların yapması gereken şudur: 2002'ye hangi sürecin getirdiğine, o otuz yıllık, belki ondan önceki elli yıllık sürece bakarsanız anlamlı bir şey olur. Çünkü 2002 yılında artık hastalıktan çökmüş bir vücuda bir operasyon yapılmıştı. Siz, şimdi, kendinizi sürekli ameliyat sonrası o günle karşılaştırıyorsunuz, bu haklı bir şey değil. Ben 2002'de yapılan her şeyi onaylamıyorum, karşı çıktığım bir sürü yasal düzenleme var, Tütün Yasası'ndan tutun özelleştirmeye kadar bir sürü yasal düzenlemeye kişisel karşıyım ama 2002 karşılaştırması sağlıklı bir iktidar için doğru bir yöntem değildir. Şimdiye kadar hep bu karşılaştırmayı yaptınız.

Gelelim kamu ihalesi meselesine. Bu Kamu İhale Kanunu gerçekten yolsuzlukları engelliyordu ve ilk yapıldığında 5 tane istisnası vardı. İstisna şu demek: Bu 5 maddede sayılan kurumlar bu kanuna tabi değil demek. Bu kanunun özelliği neydi? Rekabetçiydi, şeffaftı, yolsuzlukları engelliyordu. Ve arkadaşlar, 100'ün üzerinde -biz tam sayamıyoruz, 150, 160, 170, 180 olabilir- bu kanun değiştirildi. En çok ne değiştirildi biliyor musunuz? En çok değiştirilen madde bu istisna maddesi oldu. Çünkü bu kanunun getirdiği şeffaflıktan kurtulmak isteyen her kurum kendisini istisna maddesine yazdı. İlk çıktığında 5 maddesi vardı, (e) maddesine kadar. Bugün alfabenin sonuna geldi, (u) veya (y) maddesinde. Alfabe bitmesin diye, anladığım kadarıyla da, kanunun dışından buraya istisna getiriliyor. Yani, normalde bu kanun hükmü diyor ki: "Bu kanunla ilgili bütün değişiklikler bu kanunun içinde yapılmalıdır." Kanun koyucunun buradaki amacı ne? "Ya, bu ihale mevzuatı derli toplu bir şeydir. Dışarıdan buraya müdahale edilmesin, ne yapılacaksa bunun içinde yapılsın." deniliyor. Ama alfabenin sonuna gelindiği için, sürekli istisna getirildiği için artık dışarıdan maddelerle, kendi kanununa aykırı maddelerle yapılıyor. Mesela, nasıl bir istisna getiriliyor biliyor musunuz? Ben Hazine Müsteşarlığındaydım. Kömür yolsuzluğu ortaya çıktı, çok ciddi bir yolsuzluktu; bütün kalbimle, samimiyetimle ve teknik bilgiyle söylüyorum ki kamuyu zarara uğratan çok ciddi bir yolsuzluktu. Ve o istisna maddesine bir (r) maddesi konuldu, şu söylendi: "Fakir ailelere kömür dağıtımı projesi kapsamında yapılan alımlar bu kanun kapsamında değildir." Eskiden o kanun kapsamındaydı, yolsuzluk ortaya çıktı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gitti, çok sağlam delilleri vardı. Bir af maddesi gibi, bir istisna hükmü getirilerek o kanun dışına çıkarılmış oldu.

Şimdi, bu daha başlangıcı, biraz sonra bunun devamını anlatmaya devam edeceğim çünkü en önemli harcama mevzuatı. Peki, bunlar olunca ne oluyor biliyor musunuz? İşte, bunlar olunca siz bu kürsüye geliyorsunuz, sürekli darbe yapıldığını iddia ediyorsunuz. Size kimin ne yaptığını bilmiyoruz çünkü siz eski ortaktınız ne derseniz deyin, gerçekten bilmiyoruz ama biz şunu biliyoruz: Bu süreci siz hazırladınız. Bu Kamu İhale Kanunu'nu bu hâle siz getirerek yolsuzlukların önünü açtınız. Sayıştayı kör ederek siz bu konulara yer verdiniz. Eğer bizim uyarımızı dinlemiş olsaydınız böyle bir açık olmayacaktı. Belki sizler de kandırıldınız ama siz o kandırılmanın önünü açmış oldunuz. Biz size defalarca bu uyarıları yaptık, hâlâ da yapıyoruz. Diyoruz ki mevcut Kamu İhale Kanunu Türkiye'deki yolsuzlukların önünü açmaktadır. Hatta, Avrupa Birliğine de verilmiş bir söz vardır: Enerji, ulaştırma gibi sektörlerle ilgili de bir yasa çıkarılacak. Gelin, bu Kamu ihale Kanunu... Biz çok iyi niyetliyiz. Bütün gücümüzle...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Sayın Başkanım, ben de tamamlayabilir miyim.

BAŞKAN - Tabii ki.

Bir dakika...

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Bu arada süremi sizin için kullanacağım, kamu ihaleleri hakkında sonra kullanırım.

Öncelikle, görevinizi çok başarıyla yaptığınızı düşünüyorum. Bu Meclise başladığınız günden itibaren gerginliğin azaldığını, buradaki bir dakikalık, on beş saniyelik jestlerle bir sürü gerginliği aldığınızı düşünüyorum. Bu yüzden, bu demokratik yönetiminiz dolayısıyla ve bir kadın Başkan Vekilinin bu ülkede bu koltuğa oturmasından duyduğum gurur dolayısıyla sizlere teşekkür ediyorum.

Konuşmamı bir dahaki konuşmada neticelendireceğim.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)