Konu:Gelir Vergisi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:19
Tarih:24/12/2015


Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 4'üncü maddesi üzerine grubum ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, madde, Türkiye ekonomisini ilgilendiren, sessiz ve derinden yürüyen çok derin bir tehlikeyle ilgili. Vatanımızın geleceğini, halkımızın, milletimizin geleceğini karartabilecek, temel bir kavramla ilgili. Bu kavramın adı "yabancılaşma"; yabancılaşma, millî servetimizin yabancıların eline geçmesi, stratejik kurumlarımızın yabancıların eline geçmesi, vatanımızın küresel sermaye tarafından gizlice işgal edilmesi anlamına geliyor değerli arkadaşlar. Peki, bu yabancılaşma nasıl oluyor, size kısaca, teknik bilgi vermeye çalışayım.

Değerli arkadaşlar, her ülkenin ekonomisi vardır. Bu ülke ekonomileri de diğer ülke ekonomileriyle ticaret yaparlar; mal alırlar, mal satarlar, hizmet alırlar, hizmet satarlar ve bunun karşılığında bir ülke ya döviz kazandırıcı işlem yapar, yani ihracat yapar, turizm gelirleri vardır, hizmet gelirleri vardır ya da döviz ödemesi gerektiren işlemler yapar, mesela ithalat yapar, borçlarının faizini öder. İşte, bu döviz kazandırıcı işlemleri döviz ödemesi gereken işlemlerinden azsa, kabaca, "cari açık" dediğimiz şey oluşur ve bu cari açık, aslında, bir ülkenin insanlarının başka ülkelerin insanlarının tasarrufunu tüketmesi demektir, kabaca, onlara borçlanması demektir.

Makroiktisat açısından cari açık her zaman olumsuz değildir. Velev ki, o cari açık dönemsel olursa, bir büyüme kapasitesi yaratırsa ve bu ülkenin -veya herhangi bir ülkenin- uzun dönemde cari açık kapasitesini düşürecek şekilde ise buna çoğu zaman karşı çıkılmaz. Ama cari açık kalıcıysa -özellikle tüketim harcamaları dolayısıyla- yani daha çok tüketmek için bir ulus başka bir ulustan borçlanıyorsa işte onun sonu felakettir değerli arkadaşlar.

Bu cari açık nasıl finanse edilir? Bir ülkenin başına cari açık belası geldi bu şekilde, nasıl finanse edilir? İki şekli vardır değerli arkadaşlar: Biri borçlanmadır, gider başka memleketlerden borç alırsınız; bir diğeri de varlık satışıdır, kabaca baktığımızda. Bir ülkenin millî servetinin elinden çıkışı, sömürgeleşmesi, yabancıların eline düşmesi de işte tam bu şekilde olur.

Değerli arkadaşlar, bu söylediklerimi rakamlarla görebilirsiniz, bunu ödemeler bilançosunda yıllık olarak görebilirsiniz. Bütün yılların birleşmiş hâliyle, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının ürettiği "Uluslararası Yatırım Pozisyonu" diye bir tablo var. Aslında, bütün halkın, bütün milletin muhasebesinin tek sayfaya indirildiği bir tablodur, bunu bu Uluslararası Yatırım Pozisyonu tablosunda görebilirsiniz. Bunun en üstünde net pozisyon vardır, bir varlıklar kısmı vardır, bir de yükümlülükler. Varlıklar dediğiniz, bütün halkımızın, devletimizin, şirketlerimizin başka ülkelerdeki varlıklarıdır; yükümlülükler de yine bütün halkımızın, milletimizin, devletimizin, hepimizin bu ülkelere yükümlülüklerini ifade eder.

Şimdi, size bir rakam vereyim değerli arkadaşlar. 2002 yılında Türkiye'nin bütün varlıkları 62 milyar dolarmış, 2015 yılına geldiğimizde varlıklarımız 239 milyar dolara çıkmış, yani 177 milyar dolar varlıklarımızda artış olmuş. Yükümlülüklerimize baktığınızda -sürekli hakaret edilen, eleştirilen 2002 yılı var ya- 2002 yılında yükümlülüklerimiz 147 milyar dolarken, bugün yükümlülüklerimiz 617 milyar dolara gelmiş. Tam 470 milyar dolar artmış. Net pozisyonumuz, yani varlıklarımızdan yükümlülüklerimizi düştüğünüzde bu ülkenin, Türkiye'nin bütün insanlarının, devletinin, milletinin 85 milyar dolar net olarak dışarıya yükümlülüğü varken, bugün yükümlülük 379 milyar dolara çıkmış. Yani AKP iktidarı döneminde, Türkiye'nin devletinin, milletinin diğer halklara, diğer uluslara, küresel şirketlere yükümlülüğü 294 milyar dolar artmış.

Şimdi, tabii, bizim medya gücümüz yok, bizim sesimizi duyurma imkânımız yok, benim bu konuşmamı kimse izlemiyor, çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi Televizyonu da kapalı, ama sizin her dediğinizi anlatıyorlar ya. Hani siz "Merkez Bankasında çil çil paralarımız var, 119 milyar dolar döviz rezervimiz var." diyorsunuz ya, borcunuz çok olduğunda rezerviniz çok oluyor zaten. Bu, borcunuz çok olduğu için sizin rezervlerinizin çok olduğu anlamına geliyor. Sizin 617 milyar dolar yükümlülüğünüz 1,2 trilyon dolar olsaydı, bu rezerviniz de 200 milyar dolar olurdu. Tabii, bizim bunu halka anlatacak bir kanalımız olmadığı için, burada, Mecliste anlatmak durumunda kalıyoruz.

Şimdi, bu 617 milyar doları biraz daha somutlaştıralım. Türkiye'nin 617 milyar dolar yükümlülüğü ne kadar bir tutar ediyor? 617 milyar dolarla Forbes dergisinin 2014 yılı verilerine göre -şirketlerin borsa değeri üzerinden- tam 60 tane Koç Holding ediyor. Hani, Türkiye'nin en zengin ailesi diyoruz ya onların bütün şirketlerinin toplamının 60 katı değeri ediyor. TÜRK TELEKOM var ya bizim en stratejik sektörümüz, bu şekilde yabancılara geçen sektörümüz, 62 tane TÜRK TELEKOM kadar yükümlülüğümüz var, 62 tane TÜRK TELEKOM kurmanız gerekiyor. 62 tane İş Bankası -bütün varlıklarıyla birlikte şirket değeri olarak baktığınızda- 76 tane Sabancı şirketi, 128 tane Vakıfbank ediyor bu yükümlülüğümüz. 143 tane Türk Hava Yolları firması kurabiliyorsunuz. Bu 617 milyar dolar yükümlülükle 143 tane o çok övünülen Türk Hava Yollarından kurulabiliyor. Mesela 228 tane Marmaray yapabiliyorsunuz. Yani Avrupa yakasından girin ta Kars'tan bile çıkarabilirsiniz Marmaray'ı. Üçüncü havalimanı var ya bizim ormanlarımızı katleden, ondan 56 tane yapabiliyorsunuz. Kuzey Marmara Otoyolu ve üçüncü köprü dâhil olmak üzere 213 tane yapabiliyorsunuz, bütün Boğaz'ın üzerini kapatabiliyorsunuz mesela köprüyle baktığınızda. Gebze-Orhangazi Körfez geçişinden 98 tane yapabiliyorsunuz. Beştepe'deki kaçak saraya 3 milyar dolar desek 206 tane yani Türkiye'nin 81 vilayetine ve dünyanın 120 ülkesine kaçak saray yapıp rahat rahat saraylarda yaşayabiliyorsunuz.

Bu 617 milyar dolar yükümlülük ne demek biliyor musunuz? Türkiye'de kabaca 15 milyon aile olduğunu düşünürsek, her bir aileye kabaca 41 bin dolar yükümlülük bindirmişsiniz demektir. 41 bin dolar insanların bilmediği yükümlülük var. Bir de yoksul aileleri bunun içinden çıkarıp ödeme gücü olan aileleri koyarsanız bu rakam 2, 3 katına çıkıyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, bu yükümlülüklere baktığınızda ne görüyorsunuz? 156 milyar doları doğrudan yatırımlar... Bu doğrudan yatırımlar eğer yeni bir kapasite yaratıyorsa, yeni bir teknoloji getiriyorsa amenna, başımız üstüne ama hep kurulu tesislerimizin, özellikle stratejik sektörlerimizin satışı anlamında kullanılmıştır. Özellikle bu yağma tipi özelleştirmeler var ya ondan sonra Türkiye halkının tamamının para ödemek zorunda kaldığı stratejik sektörlerimiz, fatura ödediğimiz stratejik sektörlerimiz bu kapsamda yabancıların eline geçti arkadaşlar. Mesela TEKEL. Bu ülkede sigara ve alkol içen bütün insanlarımızın ödediği TEKEL şirketi var ya, şu an itibarıyla yüzde 90'a yakın yabancıların eline geçmiştir. Sigara şirketleri, alkol şirketleri... Hatta şöyle geçmiştir: 290 milyon dolara alan yandaş iş adamı dokuz ay sonra 1 milyar dolara satmıştır yabancılara bunu; bu kadar da dolandırarak geçmiştir, Türkiye'yi dolandırarak geçmiştir.

Telekomünikasyon en stratejik sektörlerimizden biri. Hepimiz cep telefonlarına, ev telefonlarına, İnternet'e fatura ödüyoruz. Değerli arkadaşlar, neredeyse tamamı yabancıların eline geçti.

Bakın, 3 tane temel cep telefonu şirketi var: Birisi Vodafone, İngilizlerde; ikincisi Telekom, Avea, Araplarda; üçüncüsü Turkcell, Ruslarda mı, Finlerde mi, onu dahi bilmiyoruz. 3 şirketimiz ağırlıklı yabancıların eline geçmiştir değerli arkadaşlar.

Havalimanlarımız... İstanbul, Ankara, İzmir, Bodrum gibi temel havalimanlarını işleten TAV şirketi Fransızlara geçti; İstanbul Endonezyalılara geçti; Antalya Fraport üzerinden Almanların eline geçti.

Perakendecilik sektörü; bütün halkın gidip alışveriş yaptığı, üreticiden çok ucuza alıp halka pahalıya satan temel sektör perakendecilik. Migros İngilizlerin, CarrefourSA Fransız, Metro Grup Alman, Tesco Kipa İngiliz. Bütün halkımız parasını yabancılara kaptırmaktadır bu varlık satışı yüzünden, bu vatan satışı yüzünden.

İlaç, eczacılık sektörü yabancıların eline geçti. Artık ağrı kesici yapacak bir Türk firması bile elimizde kalmadı değerli arkadaşlar.

Otomotiv sektörü yabancılarda. Bir yerli araba rüyası vardı, SAAB'ın çakma modeliyle çıktınız karşımıza, yerli araba falan filan da ortada yok.

Değerli arkadaşlar, en yürek yakıcı şey bankalar. Bir ekonominin diferansiyeli -gücünü tekerleklere aktaran- bankalar. Halkımıza verdiği tüketici kredisinden, konut kredisinden faizle, enflasyonun çok üzerinde, tefeci faizi alan, dosya parasıyla halkımızı sömüren bu bankalar ağırlıklı yabancıların eline geçti değerli arkadaşlar. Halkımız artık yabancılara faiz ödemektedir. Garanti Bankası İspanyollarda, Yapı Kredi İtalyanlarda. Finansbank Yunan'dı -yabancıdan yabancıya satış başladı artık, alacak Türkiyeli kalmadı- Katarlılara geçti, Denizbank Belçika'daydı Rus oldu. Şekerbank Kazak, ING Bank Hollandalı, HSBC Bank İngiliz.

Değerli arkadaşlar, vatanın satışı sadece şirketlerimizde olmadı, bir de toprak satışı başladı. Memleketin toprakları yabancılara satılıyor. Ve 5782 sayılı bir yasa getirdiniz. Bu yasanın 35'inci maddesiyle, eskiden il yüz ölçümünün binde 5'inden fazlası yabancılara satılamıyordu, bugün bu alan yüzde 10'una çıktı. Zaten ilçenin verimli topraklarını, dağlarını, kayalarını çıkardığınızda yüzde 20-25'tir. Bütün vatan topraklarının satılmasının önünü açtı bu. 30 hektardı kişi başına alınabilecek miktar, şimdi onu bir de 60 hektara çıkardılar, daha önce daha düşüktü. Vatan topraklarının satışının önü açıldı. Eskiden sadece gerçek kişiler alabiliyordu, şimdi tüzel kişiler de almaya başladı. Bir de üstüne madenleri yirmi dokuz yıllık, kırk dokuz yıllık kiralamalarla ülkenin toprakları satılıyor. Trakya'da, Ege'de, İç Anadolu'da en verimli tarım topraklarımız, çiftçimizin alın teri, İsrail'e, İngiltere'ye, Hollanda'ya, Fransa'ya satılmaktadır değerli arkadaşlar.

Arkadaşlar, geçen yüzyılda vatan işgal edilmek için, vatanlar işgal edilmek için konvansiyonel ordular gelirdi. Fransızlar gelirdi, ordusuyla çökerdi, Zonguldak madenini alırdı. İngilizler gelir, işgal ederdi, demir yollarınızı alırdı. Artık küresel sermayelerin işgal dönemi başladı, artık asker göndermek zorunda kalmıyorlar. Arkadaşlar sürekli şunu diyor: "Toprak satılınca ne olacak ki canım, sırtına alıp götürecek mi?" Aynı kafa işgal kuvvetlerine de turizm geliri olarak bakarlar, gelecek işgal kuvvetlerine de turist olarak bakarlar. Vatan topraklarının satılması ağır bir şeydir, hepimizin yüreğinin sızlaması gereken bir şeydir.

Şimdi, vatanımız küresel şirketlerin eline düşmüş ve önümdeki madde, üzerinde konuştuğum madde, yüzde 80'e yakını yabancıların eline geçen sigorta şirketlerine bir vergi avantajı getiren bir madde, bunu getiriyorsunuz değerli arkadaşlar. Sigorta şirketimiz de yabancıların eline geçti. Bütün vergi istisnalarınız...

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) - Aykut Bey, siz yüksek lisansı nerede bitirdiniz? (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler)

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Beyefendi, bakın, bu gülünecek bir konu değil ki, bu çok üzücü bir konu. Sizin de ızdırap çekmeniz... Beraber ızdırap çekelim diye anlatıyorum. Bu gerçekten ızdırap verici, bu bir vatan işgali diye anlatıyorum.

Bakın, bu sigorta şirketleri bugün ne yapıyorlar, prim geliri toplayıp hasar ödemesinde halkımıza sırtlarını dönüyorlar. Son trafik sigortası primlerinin ne kadar yükseltildiğini ve halkımızın bu trafik sigortaları şirketleri üzerinden, bireysel emeklilik üzerinden nasıl yabancı şirketlere kanadığını gözlerimizle görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu Hükûmet, muhaliflerini ezmek üzere iktidara geldi. Geldiklerinde laik, demokratik cumhuriyeti dönüştürme iddialarıyla geldiler. Bunun için bir ekonomik refah algısı yaratmaları gerekiyordu. Bunun için iki şey yaptılar: Bir, varlıklarımızı yani bir vatanı vatan yapan... Bir vatan sadece kuru toprak parçası değildir, sadece hava sahası değildir; vatan imtiyazlarınızdır, TELEKOM'unuz vatandır, bankalarınız vatandır, stratejik şirketleriniz vatandır. Bütün bu vatanın millî varlıklarını sattılar, ikinci gelir kaynağı olarak da bu ülkedeki bütün yurttaşlar aşırı borçlandırıldı. Şimdi, sürekli, gelir üzerinden bir öykü anlatıyorlar ya, işte gelirin artmasını sağlayan altyapıya da baktığınızda bu varlık satışlarını ve bu borçlanmaları görmektesiniz. Oysa ne yaptılar? Gelecekte çocuklarımıza, torunlarımıza bırakacağımız mal varlığını -tıpkı savaşlarda kazanarak bize bıraktığı, Anadolu halklarının bize bıraktığı mal varlıkları vardı ya bizim de torunlarımıza arttırarak bırakmamız gereken- millî varlıklarımızın tamamını erittiler, bunları sattılar. Sahte bir refah algısıyla, sahte bir büyüme algısıyla bu rejim dönüşümüne çalıştılar ama şu an geldiğimiz noktada bu başarılamadığı gibi, vatanın bütün stratejik sektörleri elimizden çıkmıştır. Bugün iç savaş çıkardığınız vatanınız elimizden gitmektedir. Gerçek bir yurtseverlik, gerçek bir milliyetçilik, gerçek bir halk adamlığı, gerçek bir devrimcilik işte burada o küresel sermaye ve onun bu yerli iş birlikçilerine karşı çıkmayı gerektirmektedir. Hep beraber vatanımızın millî servetini, bu Anadolu halklarının mal varlığını savunmalıyız ve bu yabancı iş birlikçilerden bu vatanı kurtarmalıyız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)