Konu:Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:18
Tarih:23/12/2015


Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM MUSTAFA TURHAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündemimizde olan, görüşülmekte olan 11 sıra sayılı ve (1/318) numaralı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'yla ilgili Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce yüce heyetinizi en içten duygularımla saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tartışmakta olduğumuz konu -daha evvel konuşan hatiplerin de değerli konuşmacıların da ifade ettiği gibi- aslında bir süredir yürürlükte olan ve sermaye kazançlarıyla ilgili belli düzenlemeler yapan bir yasanın o zamanki hazırlanmasında yürürlük süresi 31 Aralık 2015 tarihinde sona ereceği için uzatılması ve yine bir de bununla yakından alakalı olarak 31 Aralık tarihinde geçerlilik süresi dolacak bazı başka kanunlarda da bu temdidin yapılmasıyla ilgilidir. Kuşkusuz, konuşulan konuların, başta sermaye kazançlarının vergilendirilmesi olmak üzere, çok daha kapsamlı bir şekilde ele alınıp değerlendirilmesinde yarar var. Nitekim, zaten Hükûmetimiz de bu durumun farkında ve Sayın Başbakanımızın kamuoyuyla paylaştığı 25 maddelik öncelikli dönüşüm programları içerisinde yer alan ve bir takvime de bağlanmış olan yapısal reformlar arasında birisi de bu Gelir Vergisi Kanunu. Tabii, bu Gelir Vergisi Kanunu görüşülürken bu konuları tekrar tafsilatıyla görüşmek imkânı bulacağız.

Tabii, malumları olduğu veçhile 1 Kasımda seçimler yapıldıktan sonra Hükûmetin kurulması, komisyonların teşekkül ve Meclisin çalışmaya başlaması için geçen süre zarfında bunu bir aciliyet olarak getirmek durumu hasıl oldu. Zira, bakınız, bahsettiğimiz şey -özellikle bu sermaye kazançlarının vergilendirilmesinden bahsediyorum- Türkiye'deki bütün bankacılık sistemini, bütün tasarruf sahiplerini, bireysel emeklilik sistemini ve Türkiye'de sermaye piyasalarına yatırım yapmış bütün bireysel ve kurumsal yatırımcıları ilgilendiren bir husus. Bankalar, denetim şirketleri bilişim sistemlerini bu varsayım üzerine kurmuşlar. Yani bir başka deyişle muhal farz biz şu anda bu temdidi yapmasak önümüzde kalan çok az bir süre içerisinde bütün bankacılık sisteminin, denetim şirketlerinin ve daha birçok belki yatırım kuruluşunun bilişim sistemlerini değiştirmesi gibi akılların almayacağı, kabul etmeyeceği bir durumla karşı karşıya kalmış oluruz. Yani dolayısıyla, şu anda en doğru karar bu sürenin uzatılması olacaktır. Bu, işin pratik yönü.

Tabii, bu konuda reform yapılmaz değil, mutlaka yeri geldiğinde bu tartışılacaktır ancak tabii ki bu reformu yaparken bu reformun zamanlamasına dikkat etmek gerekir. Çünkü eminim hepimiz hatırlayacağız, Türkiye'nin tarihinde, geçmişte bu sermaye kazançlarının vergilendirilmesiyle ilgili yanlış zamanlarda atılan yanlış adımların ciddi sıkıntılara yol açtığını ve bir süre sonra maalesef o adımlardan rücu edilmek gereğinin hasıl olduğunu da akılda tutmak gerekir diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, burada sermaye kazançlarının vergilendirilmesiyle ilgili konuşurken ben muhalefetin değerli temsilcilerinin sözlerini dikkatle dinledim fakat o sözleri dinlediğim zaman bende oluşan intiba, sanki Türkiye'de sermaye kazançları, sanki Türkiye'de faiz gelirleri, sanki Türkiye'de repo gelirleri, sanki Türkiye'de mevduat gelirleri vergilendirilmiyormuş gibi oldu. Bilmiyorum, belki ben yanlış bir intiba edinmiş olabilirim ama sözlerin geneline hâkim olan böyle bir hava vardı. Oysa, burada bir kere daha altını belki de çizmeliyiz ki Türkiye'de vergilendirilmeyen sermaye kazancı hemen hemen yok gibidir. Yani, tabii ki bunun seviyesi tartışılabilir, daha fazla vergilendirilmeli diye fikir savunulabilir ama şunu bir kere daha tekraren vurgulamakta yarar var: Bir kere tam mükellef kurumların tamamı bu gelirlerini beyan edip kurumlar vergisi matrahlarına dâhil ediyorlar ve vergi ödüyorlar. Yine, tam mükellef gerçek kişilerde, sadece Borsa İstanbul'da alım satım kazancı farkından -o da tek hisse senetleri için, yoksa menkul kıymet yatırım fonları için değil- tek hisse senetlerinin alım satım fiyat farkından doğan kazanç vergiden istisna ediliyor ki bu zaten dünyada da son derece yaygın bir uygulamadır. Çünkü takdir edersiniz ki zaten bu hisse senedi fiyatlarının yükselip alçalmasıyla oluşabilecek alım satım kazançlarının yani sürekli olarak vergi konusu yapılması sermaye piyasalarının gelişimi açısından da son derece menfi bir netice doğurur.

Peki, biz, sermaye kazançlarından, bir görüşe göre -yani bunun düşük olup olmadığı tabii ki tartışılır ama muhal farz kabul edelim ki bu oran düşüktür- düşük oranda vergi almakla acaba gerçekten sermayeye mi hizmet ediyoruz? Acaba gerçekten bir şeyden mi vazgeçiyoruz? Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, Türkiye'nin hedefi kişi başına millî gelirini 25 bin dolar seviyesine çıkarmaktır. Aynı zamanda, kişi başına geliri 25 bin dolar seviyesine çıkarmak hani sadece "zengin olalım, zenginleşelim" diye istediğimiz bir şey de değil çünkü, ancak böyle bir millî gelir düzeyine ulaşmak için, gayret ettiğimiz takdirde, her yıl iş gücü piyasamıza katılan 1 milyonun üzerinde gencimize iş imkânı sağlamak, toplumsal hareketliliğin yüksek olduğu Türkiye'de kırsal kesimden kentlere, kentlerde de daha çevreden merkeze doğru, daha nitelikli iş arayışı içindeki vatandaşlarımızın bu ihtiyaçlarını karşılamak mümkün olacaktır. İşte, bunun için muhakkak ki yatırımların yapılması gerekiyor. Peki, bu yatırımı ne şekilde finanse edeceğiz? Ha, burada karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: Yurt içi tasarruflarımız -bu yatırımları- sürdürülebilir potansiyel büyüme hızında ve ihtiyaç duyduğumuz istihdam imkânlarını sağlama noktasında Türkiye'nin beklentisini karşılamak için şu anda içinde bulunduğumuz dönem itibarıyla henüz yeterli değil. Peki, o zaman? O zaman tasarrufu teşvik etmemiz lazım.

Şimdi, yine değerli heyetinizin malumlarıdır ki devletin bir şeyi teşvik etmek, bir şeyin çoğalmasını, artmasını sağlamak istediği zaman yapacağı şey, bundan diğer faaliyetlere nispetle daha düşük vergi almaktır. Dolayısıyla, Türkiye'de sermaye kazançlarının vergilendirilmesinde tercih edilen rejimin temelinde yatan, aslında deminden beri burada tartışılan yurt içi tasarrufları da teşvik etmek amacını taşımaktadır. Tabii, bunun yanı sıra yurt içi tasarruflarımız istediğimiz düzeye gelinceye kadar Türkiye'nin küresel yatırımlar açısından bir cazibe merkezi olmak istemesinden daha doğal da bir şey yoktur.

Bu vergilendirmenin yöntemi tartışma konusu yapılabilir. Denilebilir ki: Stopajla vergilendirme yerine beyanname usulüyle vergilendirilse daha doğru değil mi? Değerli arkadaşlar, yine hepinizin malumlarıdır ki ülkemizde ücret gelirlerinin de önemli bir kısmı aslında stopaj usulüyle kaynaktan kesilerek vergilendirilmektedir. Zira, bu, belli avantajlar sağlayan, belli kolaylıklar sağlayan bir yöntemdir. Üstelik de bakın, şöyle bir an için düşünelim, kolay bir örnek olsun diye hazine bonolarından, devlet tahvillerinden bahsedelim. Şimdi, devlet tahvilinin vergilendirmesinde desek ki biz: Biz bunu daha yüksek oranla vergilendireceğiz ve stopaj yerine beyanname usulüyle vergilendireceğiz. Şimdi, peki, bildiğimiz gibi, kamu maliyemizin sıhhatli bir şekilde işlemesi veya kamu maliyesini de bir tarafa bırakın, devletlerin, sermaye piyasalarında etkin bir fiyatlama mekanizmasının oluşabilmesi için belli miktarda borçlanmaya ihtiyaçları vardır. Peki, siz borçlanacaksanız sizin için rasyonel olan şey, borçlanma maliyetinizi olabildiğince aşağıya çekmek değil midir? Siz kendi yapacağınız borçlanmadan hem de bu borçlanma araçları genellikle iskonto usulüyle satılıp yani bir başka deyişle, ödeyeceğiniz faiz peşin olarak ödenirken bundan ben yüksek oranlı vergi alacağım demeniz hâlinde, kuşkusuz, size borç veren, bu maliyetin çok önemli bir kısmını o fiyatın içerisine yedirecek ve aslında daha ileride tahsil edeceğiniz vergiyi, faizin bir kısmı olarak peşin olarak ödemeniz gibi bir durumla karşı karşıya kalacaksınız. Hele de bunu beyanname usulüyle yaparsanız peşin ödediğiniz faizin içindeki vergiyi bir sonraki tahsilat döneminde verilen beyannameyle almak gibi, yani aradaki zaman farkından dolayı da kayba uğramak gibi bir yanlışlığın ve yanılgının içine düşmüş olabilirsiniz.

Yine konuşmalar sırasında ifade edildiği için vurgulamakta yarar gördüğüm bir husus var, o da, ben, tabii ki Türkiye'de sermaye piyasalarının gelişmesini sermayeye hizmet etmek olarak düşünmüyorum. Çünkü, değerli arkadaşlar, sermaye piyasaları, aslında servetin tabana yayılmasını sağlayan çok önemli ve toplumsal işlevler gören de mekanizmalardır. Çünkü, takdir edersiniz ki vatandaşlarımızın hepsinin sahip oldukları küçük birikimlerle bir iş kurmak, girişimci olmak, ticaretle uğraşmak gibi mükellefiyetleri söz konusu olamaz. Şayet siz, dünyada ve Türkiye'de başarılı işler yapan bir şirketin hisselerini -hele de organize piyasada işlem görüyorsa bu şirketin hisseleri- satın almak suretiyle aslında yaptığınız o küçük tasarrufla hem ülke ekonomisine katkıda bulunmuş olursunuz hem de aynı zamanda kendi başınıza elde etmeniz mümkün olmayacak derecede yüksek bir gelirden istifade etme imkânı bulursunuz.

Dünyada, değerli arkadaşlar, hem kurumsal yönetişimin gelişmesi için hem servetin daha dengeli dağılması için sermaye piyasalarından daha etkili, daha doğru -hele de bunlar organize piyasalar olursa, şeffaf borsalar olursa- mekânlar, daha doğru alanlar yoktur.

Dolayısıyla ben, yüce Meclisimizin bundan sonra da yapacağı düzenlemelerde mutlak surette sermaye piyasalarının gelişmesini öncelikli bir amaç olarak göz önünde tutmasının, sadece ekonomik değil, toplumsal ve siyasi bir hedef olarak da önemli olduğunu düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, yine, muhalefetin değerli sözcüleri yaptıkları değerlendirmelerde beyanname vermeme konusundan bahsettiler. Burada, müsaade ederlerse, bir küçük tashihte bulunayım çünkü Türkiye'de stopaj sıfır bile olsa, stopaj usulü tatbik edildiği için vergi sorumlusunun yani bu işleme aracılık eden finansal kuruluşların müşterileriyle ilgili hem bilgi hem de beyanname verme mükellefiyetleri vardır. Dolayısıyla, o anlamda da sistemimizde herhangi bir zaaf ve eksiklik bulunduğunu ben açıkçası düşünmüyorum.

Yine, tartışmalar sırasında ne kadarlık bir vergiden vazgeçildiği hususu sık sık dile geldi. Bu, değerli milletvekilleri, Plan ve Bütçe Komisyonunda da gündeme gelmişti. Şimdi, burada, tabii, ikiye ayırmak gerekiyor konuyu: Birincisi, bu sermaye piyasası varlıklarının, özellikle de tahvillerin ve bonoların ilk ihraç edilmesinde ilk satın alanların elde ettikleri faiz geliri ya da bunu vade sonuna kadar portföylerinde tutanların elde ettikleri faiz gelirlerinin zaten vergilendirildiğini söylemiştik. Yani burada herhangi bir vergilendirilmeme durumu söz konusu değil. Alım satım farklarından doğan kazançların vergilendirilmesi ise, şimdi, hesaplanması son derece müşkül olan bir şey. Çünkü, bakın, işlem hacminin tek başına bir anlamı ve değeri yok değerli milletvekilleri. Siz, söz gelimi, 100 liraya aldığınız bir sermaye piyasası varlığından, diyelim ki tahvilden, 110 liraya satarsanız ancak yani faizler düşerse piyasada bir kazanç elde edersiniz ve o 10 liralık kazanç vergiye konu olabilir. Dolayısıyla, faizlerin, sermaye piyasası varlıklarının fiyatlarının böylesine değiştiği bir ortamda bununla ilgili tam ve kesin hesaplama yapmak kuşkusuz kolay değil. Ama, ben, yine de, buradan birkaç kere ifade edildiği için bunu söylemiş olayım: Benim hesaplarıma göre bu yöntemle bizim vazgeçtiğimiz verginin miktarı sıfırdır. Yani hiçbir vergi kaybı olduğunu düşünmüyorum ben. Zira, biz bu işlemlere diğer yükselen piyasa ekonomilerinde olduğu gibi vergi muafiyeti sağlamasak değerli milletvekilleri, bu kadar akışkan olan ve küresel piyasaların bu kadar bütünleşik bir şekilde işlediği dünyada inanınız ki bu fonlar başka ülkelere gider, başka piyasalara gider, başka araçlara gider ve herhangi bir işlem olmadığı için zaten vergi tahsilatı da söz konusu olamaz.

Tıpkı, değerli milletvekilleri, geçmişte çok tartışılan bir husus vardı hatırlarsanız, bu Hükûmetimize yönelik eleştirilerden birisi elmastan vergi alınmaması konusuydu. Bu konu benim de Borsa İstanbul yönetiminde yer aldığım dönemde üzerinde yoğun çalıştığım bir konuydu. Bizde, ne yazık ki geçmiş dönemde ham elmastan özel tüketim vergisi almak gibi bir garabet vardı. Biz bu uygulamayı yürürlükte tuttuğumuz için bizim gibi elmas madenleri olmayan Hindistan her yıl 1 milyar dolarlık ham elması ithal ediyor, 300 bin kişiyi istihdam ettiği elmas kesim sektöründe bunu işleyip pırlanta hâline getiriyor ve 17 milyar dolara dünyaya satarken biz bu piyasadan hiç pay alamıyorduk ve yaptığımız düzenlemede -son derece doğru bir kararla, geçtiğimiz yasama döneminde- ham elmastan özel tüketim vergisi almaktan vazgeçip yerine olması gerektiği gibi katma değer vergisi alma uygulamasını geçirdik çünkü malumları olduğu üzere, katma değer vergisi, üretimde sonraki aşamalara devredilebilen sadece eklediğiniz, olması gerektiği gibi, katma değerin vergilendirildiği bir sistemdir. Ama ne yazık ki bu konudaki kafa karışıklığının, yanlış anlamanın ve bunu yanlış yansıtmanın devam ettiğini görüyoruz.

Burada şunu da ifade edeyim: Sayın Maliye Bakanımız o dönemde müsteşardı; sağ olsun, eksik olmasın çok desteklerini gördük bu konuda, kendisiyle yaptığımız konuşmada da şunu söyledim, dedim ki: Lütfen, bu kararı alırken bakalım ne kadarlık bir vergiden vazgeçiyormuşuz? Sıfır. Neden? Çünkü siz ham elmas ithalatına özel tüketim vergisi uygulamak gibi aklın kabul etmeyeceği bir şeyi yaparsanız hiç işlem olmaz, hiç işlem olmadığı zaman vergi tahsilatı da olmaz. Oysa şu anda katma değer vergisi tahsilatı var. Aynı zamanda burada bir piyasa oluşması suretiyle bir gelir de elde ediliyor, tıpkı sermaye piyasasında olduğu gibi.

Dolayısıyla, burada, biz, bu sistemi uygulamakla, değerli milletvekilleri, herhangi bir vergiden vazgeçmediğimiz gibi -benim naçizane kanaatim odur ki- bir vergi geliri de doğuruyoruz çünkü bu rejim sayesinde Türkiye'ye bu sermaye geliyor, bu sermaye yatırıma dönüşüyor ya da tüketime dönüşüyor ve ondan elde edilen kazancı da biz vergilendiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, önümüzdeki dönem bu konu tartışılacağı için bu hususu da dikkatlerinize arz edip sözlerime son vermek istiyorum. Bildiğiniz gibi, yine, Hükûmetimizin 25 öncelikli dönüşüm programından birisi olarak İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Projemiz var. Bu, gerçekten, sadece İstanbul'un, sadece Türkiye'nin değil, içinde bulunduğumuz yakın coğrafyanın tamamının kaderini etkileyecek bir şey çünkü yaşayarak görüyoruz ki umudunu kaybetmiş bir insandan daha tehlikeli hiçbir şey yoktur. İnsanların umut sahibi olabilmesi için, bölgemizin bu kadar acil ihtiyaç duyduğu huzura, refaha, barışa ve istikrara kavuşabilmesi için İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Projesi hayati bir önem taşımaktadır. Bu projenin önemli unsurlarından bir tanesi de küresel piyasalarda faaliyet gösteren dünyaca tanınmış fonların sadece Türkiye'ye yatırım yapmaları değil ama yönetim merkezlerini de Türkiye'ye taşımalarını bizim sağlamamızdır. Bu anlamda da yine, uygulamakta olduğumuz vergi rejiminin son derece önemli olduğunu düşünüyorum çünkü hepinizin malumları olduğu üzere, iktisadi faaliyette bulunacak işletmeler kendileri açısından avantajlı olacak yerlerde bu faaliyeti yürütmeyi tercih ederler. Bu kararımızın doğruluğu Dünya Bankasının özel sektör reel yatırımlarını finanse eden IFC gibi ya da dünyanın hem yaptığı yatırımlarla adından söz ettiren hem de yaptığı yatırımlar diğer başka yatırımcılar açısından da bir gösterge teşkil eden Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası EBRD gibi kuruluşların merkezleri dışındaki ilk ofislerini İstanbul'da açmalarının, bence, dikkate alınması gerekir. Yaptığımız işin, gittiğimiz istikametin ne kadar doğru olduğunu bence bu açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, hiç endişe etmeye gerek yok, Türkiye, özellikle Sayın Başbakanımızın ilan ettiği yapısal reformları hayata geçirmek suretiyle önümüzdeki dönemde emin adımlarla 21'inci yüzyılın çağdaş uygarlık düzeyindeki önde gelen ekonomilerinden biri olma ve...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM MUSTAFA TURHAN (Devamla) - 2023, 2053, 2071 hedeflerini gerçekleştirme yolunda sağlıklı bir şekilde ilerleyecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle söz konusu yasa tasarısını destekleyeceğinize olan inancımı bir kere daha ifade ediyor, Genel Kurulunuzu en içten dileklerimle, saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)