Konu:CHP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:18
Tarih:23/12/2015


CHP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MARKAR ESEYAN (İstanbul) - Yüce Divan, kıymetli milletvekilleri; öncelikle, biraz evvel MHP'li grup başkan vekilinin ifade ettiği ve bizim sabahtan beri haberimizin zaten olduğu -on beş dakika önce gerçekleşmedi çünkü olay- Sur'daki uzman çavuşumuzun şehadetini buradan tekrardan üzüntüyle karşıladığımızı ifade etmek istiyorum. Allah rahmet eylesin. Bu olayda aynı zamanda 6 askerimiz daha yaralandı ve 1 sivil de yaralı. Bunlar, tabii, bizi çok üzüyor, biraz sonra bu konuya gireceğim. Ben partimin grubu adına CHP önerisinin aleyhinde konuşma yapacağım.

Şimdi, öncelikle, ilk defa konuşmam hasebiyle, sizi selamladıktan sonra dün itibarıyla idrak edilen Hazreti Muhammed'in, Peygamber'imizin, Peygamber'in Kutlu Doğum Haftası'nı ve Mevlit Kandili'ni kutluyorum. Umuyorum ki ülkemize ve dünyamıza barış getirir. Aynı zamanda, bir güzel tevafuk, yarın ve öbür gün ve 6 Ocakta da Hristiyan âlemi kendi peygamberlerinin doğum gününü ve bayramını kutlayacaklar. Bu semavi dinler, tek tanrılı dinler gerçekten birbirine çok yakın ahlak önerileriyle dünyanın bugün ihtiyacı olan barış ve değerler sistemini, oldukça çürümüş olan değerler sistemini üretme kapasitesine sahip. Bu anlamda, ben bu özel günlerin dün olduğu gibi bugün de bizlere yeni bir soluk getirmesini diliyorum.

Şimdi, yine, Hazreti Mevlâna'nın 742'nci doğum yıl dönümü idrak ediliyor. Hazreti Mevlâna'nın Mesnevi'sinden çok güzel sözleri var ve bunların içerisinde en güzeli "Ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım." sözüdür; benim çok hoşuma gider, sizler de bilirsiniz, tüm dünya da bilir. Bunun üzerinde, biraz önce Grup Başkan Vekili Sayın Gök'ün de ifade ettiği üzere üslupta bağlayıcı bir şey buldum ben. Bu konu üzerinde düşündüğümde, bu sözler üzerine ne demek istemiş Hazreti Mevlâna? Yani "Düne ait ne varsa unutalım, bugün günümüze bakalım, keyfimize bakalım." mı? Değil sanırım. Tam da bu Meclisin bence üzerinde çok düşünmesi gereken bir şeyi ifade ediyor.

Bugüne kadar, dünkü üsluplarımızla ve yöntemlerimizle, sahip olduğumuz sorunları çözemedik. Dolayısıyla, bu eski yöntemleri, bu denenmiş ve fayda getirmemiş yöntemleri bırakalım ve yeni bir şeyler söylemeye çalışalım.

Buradan üsluba geçmek istiyorum. Üslup gerçekten çok önemli usul ve üslup çünkü bu mekân, bu kürsü, bu yüce Meclis gerçekten gelip de burada kara propaganda yapılacak veyahut da işte birilerine ders vermek, birilerine üstenci bir şekilde, işte hani -tırnak içerisinde- "çakmak" yeri değil.

Burada, gerçekten çok değerli 4 parti var ve ülkemizin yüzde 98'ini temsil ediyorlar; sayın CHP, sayın MHP ve HDP ve partimiz. Gerçekten çok değerli buluyorum bunu. Yüz binlerce, milyonlarca insan bizlere oy verdi ve sorunlarının çözülmesi için bizden burada gerçekten demagoji beklemiyorlar, gerçeği eğip bükmemizi beklemiyorlar; bizden, gerçekten sonuç alıcı bir müzakere yöntemini ortaya koymamızı bekliyorlar.

Evet, güneydoğuda yaşanan, gerçekten bizi çok üzen bir süreç var. Bu sürecin bu yüce Meclis çatısı altında çok olgusal ve nesnel bir şekilde tartışılması gerekiyor, bu da doğru. Burada, hiçbir milletvekili, güneydoğuda veya ülkemizin herhangi bir yerinde veyahut da dünyada -hangi konu önümüze geldiyse- herhangi bir insan hakları ihlalini, bir şüpheli ölümü "Şu veya bu yaptı." diye onu öteleyecek veyahut da görmeyecek veya bir başkasını öne çekecek fıtratta değildir ama benim gördüğüm bir şey var. Sabah Avrupa Birliği Uyum Komisyonundaki konuşmalarda da dikkatimi çekti, Sayın Osman Baydemir de orada konuştu. Biraz evvel değerli HDP'li hatipler de buraya geldiler. Mesela, işte Avrupa'da "radikal demokrasi" denilen bir kavram var değil mi? Özellikle solla ilgilenenler bunu iyi bilirler yani Chantal Mouffe ve Laclau'nun ortaya koyduğu düşman siyasetinden muhatap siyasetine geçmek yani bu 2 türlü ilkeyi ortaya koyuyor. Nedir o? Öncelikle müzakere masasını esas almak, tartışarak sonuç almayı kabul etmek ve şiddeti de tamamen yadsımak. Burada hepimiz çok farklı görüşlerdeniz ve muhtemelen bazı konularda hiç anlaşamayabiliriz ama anlaşacağımız çok konu var. Ama biz bunu nerede yapacağız? Mecliste, çok önemli bir imkân bu. Gerçekten ben bunun çok değerli bir imkân olduğunu görüyorum çünkü dün de çok güzel şeyler yapıldı, yarın da yapılacak.

Peki, burada hangi kriterlere göre konuşacağız, hangi kriterlere göre bazı şeyleri çözeceğiz, ne yapacağız? Öncelikle şiddeti temel bir öge olarak dışlayacağız değil mi? Buna karşı çıkan herhâlde burada kimse yoktur. Yani, şiddet hiçbir şekilde Meclisin çatısı altında olmayacak, Meclisin çatısı dışındaki şiddeti de biz buraya taşımayacağız ve bunu savunmayacağız. O zaman işte Mouffe'un, Laclau'nun o radikal demokrasi kuramı geçerli olur, biz artık düşmanlarla değil, muhataplarla görüşüyor oluruz, aynı fikirde olmadığımız insanlarla görüşüyor oluruz. Ama şöyle bir şey de gözlemliyorum: Biraz evvel, yine, kıymetli HDP'li hatip olsun, diğerleri de olsun, işte "Onları siz öldürdünüz, sizin faşist düzeniniz, sizler yaptınız..." ve bunun gibi... 7 Hazirandan beri ben bu kutsal Meclis çatısı altındayım. Gerçekten, sanırım bu dört yıl benim için ve buradaki pek çok insan için çok ciddi bir nefis terbiyesi süreci olacak. Bu kadar haksızlık çok fazla yani bu kadar olgusallıktan, nesnellikten kopmak ve "Bunu siz öldürdünüz, bunu siz yaptınız, sizin faşist pratikleriniz..." Aynı şeylerden şikâyet ediyorsunuz ama bu şikâyetlerinizin geçerli olabilmesi için, karşınızda bir karşılık bulabilmesi için o yöntemleri sizin uygulamamanız lazım. Bize ders vereceksiniz değil mi? Yani, öyle üstenci konuştuğunuz için söylüyorum, benim kimseye burada ders vermek gibi bir görevim yok, hayatım boyunca da böyle bir yerden bakmadım hayata. Ama, gelen arkadaşların hepsi söze benim biraz evvel başladığım gibi başlıyor, üslubun çok üstenci, kibirli olduğunu ifade ediyor, biraz evvel Levent Bey'in söylediği gibi, işte kendi partisinin bu işin araştırılması, çözülmesi için ne kadar yapıcı davranacağını söylüyor, bir sonraki konuşmacı buradan AK PARTİ Grubuna dönüp bu ölümlerden AK PARTİ Grubunun sorumlu olduğunu, AK PARTİ'nin şu olduğunu, bu olduğunu vesaire... Peki, bu komisyon önergeleriniz, bu teklifleriniz biraz evvel anlattığım radikal demokrasi kuralları uyarınca nasıl AK PARTİ Grubundan karşılık bulacak? Siz bu insanlara sürekli buradan "katil" derseniz, sürekli buradan bu insanları şununla, bununla, çok ağır kelimelerle "Goebbelsler havada uçuşacak." vesaire, nasıl sonra da dönüp, birdenbire o maskeyi değiştirip, biraz tansiyon yükselince buraya çıkıp "Ya, hadi gelin, şu işleri çözelim. Aslında biz çok bu işte hemfikiriz, lütfen gelin konuşalım." diyeceksiniz. Şimdi, burada ciddi bir problem var. Bu problemin de herhâlde siz farkındasınız.

Şimdi, güneydoğu meselesi, PKK meselesi. Bugün ben CHP önergesi aleyhine konuşuyorum, Sayın Levent Gök imzalı. Ve bu önergede, işte, okuyorum -sizler de okumuşsunuzdur- bir tane "PKK" lafı geçmiyor; 3 sayfa, 2,5 sayfa; bir tane "PKK" lafı yok. Ne var biliyor musunuz? "Terör olayları", "yaşanan gelişmeler". Uzaylılar yapmış. Yani, 22 Temmuzdan beri -hadi evvelki safahata hiç girmeyeyim; 6-7-8 Ekimde bir siyasi partinin çağrısıyla 50 kişinin nasıl öldürüldüğünü, bunun siyasetin aslında kendi kendisini inkâr etmek olduğunu, oralara girmeyelim- yaşanan olaylarda -biraz sonra size rakamları vereceğim- "PKK" adı bile zikredilmiyor.

Tamam, devletin, güvenlik güçlerimizin orada olası bazı şeylerini mercek altına alalım, güzel. Peki, siz böyle yaklaşırken bizler size nasıl güveneceğiz? Tam tersine, bu işi sulandırmak için, tam tersine, PKK meselesinde, bu ülkenin en hassas, en mahrem meselelerinde... Mesela, sınır ihlali yapan bir uçağın düşürülmesinde Putin argümanlarını burada sürekli serdeden, burada PKK'nın argümanlarını serdeden bir tavırla nasıl yapacaksınız da bu komisyonları kuracaksınız?

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Ne alakası var ya?

MARKAR ESEYAN (Devamla) - Ben size bir şey hatırlatayım, CHP'ye hatırlatayım; sataşma olarak almayın ama.

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Ya senin ne haddine bize bir şey hatırlatmak?

MARKAR ESEYAN (Devamla) - Sakin ol. Sabah Komisyonda çok sakindiniz. Ben bir de şaşırdım biliyor musunuz? Çünkü sizi burada görüyorum, Komisyonda da gerçekten çok medeni bir insansınız.

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Sakindim ama siz bir kere dikkatli konuşun Cumhuriyet Halk Partisinin adını alırken ağzınıza, lütfen.

MARKAR ESEYAN (Devamla) - Bir dakika.

Şimdi, 2013 yılında bu çözüm süreci başladığında ne oldu? İşte, 3 Ocakta heyet gitti, geldi vesaire, pek çok olay. Hepsini size ezberimden söyleyebilirim çünkü ben bu işe hepiniz gibi çok önem veriyorum ve gazeteci kökenli olduğum için hepsi aklımda var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlamanız için bir dakika ek süre veriyorum.

MARKAR ESEYAN (Devamla) - Şimdi, burada, Hükûmet bir komisyon kurmak istedi, değil mi? Çözüm Sürecini Araştırma Komisyonu ve bu komisyon 8 Mayıs 2013 günü -yani PKK'nın sözde silahlı güçlerini geri çekeceğine dair açıklamayı yaptığı gün- toplandı, Çözüm Sürecini Araştırma Komisyonu. Siz üye vermediniz, siz de üye vermediniz ve şimdi, gelip burada bir şekilde komisyon kurmak istediğinizi söylüyorsunuz. Tamam, sonsuza kadar saygım var.

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Komisyon önergesi verdik, reddettiler.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Çekti, çekti, Sezgin Tanrıkulu çekti önergesini. Bilmeyenler öğrensin arkadaşlar.

MARKAR ESEYAN (Devamla) - Ben şununla bitirmek istiyorum müsaadenizle.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Sezgin Tanrıkulu önergesini çekti.

MARKAR ESEYAN (Devamla) - Bakın, bu olaylar başladığından beri, 22 Temmuzdan beri yaşanan toplam olay sayısı yani saldırı sayısı 4.319

-PKK'nın yaptığı o saldırı sayısı 4.319- burada yakalanan toplam silah sayısı 2.240. Bunun 488 tanesi ağır silah veyahut da Rusya'dan alınan o Kanaslar, bizim askerlerimizi öldürenler var ya, onlar işte.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Hangi sınırdan geçmiş o silahlar ya?

MARKAR ESEYAN (Devamla) - ...101 bin tane kurşun yakalanmış, 10 ton patlayıcı ele geçirilmiş...

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) - Nereden geldi, nereden?

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) - Sınır güvenliğini sağlasaydınız, yolgeçen hanına çevirmeseydiniz...

MARKAR ESEYAN (Devamla) - ...ve tüm bu olaylarda biz 198 şehit vermişiz ve siz bir önerge veriyorsunuz, kaç tane şehit verildiğini dahi, bunları kimin öldürdüğünü dahi ifade etmiyorsunuz o önergede, "PKK" bile diyemiyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Eseyan...

MARKAR ESEYAN (Devamla) - Şimdi, şununla bitireceğim, son bir cümle.

Bu süreç başladığında, çözüm süreci başladığında dönemin Başbakanı -bu sözü çok seviyorum çünkü paralel o iddianame "dönemin Başbakanı" demişti, daha delil kutuları açılmadan iddianame hazırdı; neyse...- şunu söyledi; bakın, 2013'te, 12 Şubatta Sayın Erdoğan'ın sözleri: "'Terörün bitmesi için zehir içeceksin.' deseler içerim, siyaset umurumda değil. Öleceğimi de bilsem bu zehri içerim yeter ki terör bitsin."

Ben şimdi bu sözün değerini çok iyi anlıyorum sizin sayenizde.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)