Konu:HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:18
Tarih:23/12/2015


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Mülteci hakları, sınır ihlalleri ve bu konuda yapılması gereken çalışmalarla ilgili iyi niyet girişimiyle birtakım çalışmalar, birtakım teklifler yapılıyor olabilir. Fakat özellikle önergenin gerekçe kısmına bakıldığında ve mültecilerle ve sınır ihlaliyle ilgili problemler değerlendirildiğinde en büyük problemin Türkiye'deki yekûn teşkil eden toplam kara sınırımız 2.753 kilometreyken, sınır güvenliğinin ilk akla geldiği yerlerde Suriye'yle 911, İran'la 560, Irak'la 384 kilometre olduğu gerçeğini öncelikle hatırlatmak isterim ve Büyük Ortadoğu Projesi'nin uygulanmaya başladığı dönemden bu tarafa, özellikle 100'üncü yılında yeni Sykes-Picot'ların yeniden devreye girdiği dönemlerde Türkiye'nin bu politika içerisinde özne olarak belirleyici unsur olmaktan çok, nesne olarak, belirlenmiş projelerin aktörlüğüne soyunması, figüranlığına soyunması olayları bu noktaya getirmiştir ve getirmeye de devam etmektedir. Fakat söz konusu önergenin sadece mültecilerin haklarıyla ilgili bölümü ele alınıp ihlal edilen sınırlardan geçen PKK'lı teröristlerin daha bugün Diyarbakır'da 1 uzman çavuşumuzu şehit ettiği ve 5 askerimizi ve 1 vatandaşımızı yaraladığı gerçeğini göz ardı edemeyiz.

PKK'lı teröristlerin, yolgeçen hanına dönen ve kevgir hâline gelmiş, hallaç pamuğu gibi attırılmış bu sınırlardan âdeta dağdaki mücadeleyi şehre indirerek şehirde timler hâlinde Cizre'yi Ayn El Arap'a çevirme girişimleri de bu sınır ihlallerinin neticesinde ortaya çıkmıştır.

Elbette ki mülteciler, masum çocuklar, kadınlar, yaşlılar, savaş mağdurları bizim medeniyetimizde kucaklanılması gereken, sahip çıkılması gereken insanlardır. Bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak karşı çıktığımız birinci husus şudur: Bu insanların rejimlerinin değiştirilmesi için, bir rejimin altını açmak için göçe zorlanmasıyla ilgili bir tutum varsa bunadır. Aksi takdirde, Anadolu medeniyeti devlet sorunu çeken, kriz yaşayan tüm sığınmacılara kucak açmış; görklü Oğuz çadırı bunların tamamına aş vermiş, ekmek vermiş, onları kendisiyle hemdert olarak görmüş ve birlikte yaşamıştır.

Bugün teklif edilen programın ve önergenin ele alınış biçimiyle ilgili en insani tutum ve tavrın İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda bir alt komisyon olarak kurulduğunu ve "mülteci hakları" adı altında bu komisyonun bugün tarihiyle çalışmalarına başladığını ifade etmek isterim.

Aksi takdirde, sınır güvenliğimizle ilgili ciddi bir sorunun millî güvenlik sorunumuz olmakla birlikte, sadece sınır güvenliğiyle TSK'nın değil, Emniyetin, MİT'in, Gümrük Bakanlığının, hatta Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının dahi ilgili olduğunu, Sağlık Bakanlığının ilgili olduğunu, bu meseleye bir bütün hâlinde bakış açısının geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu sebeple Hükûmet, 2003 yılında Entegre Sınır Yönetimi Sistemi Projesi'yle 3,7 milyar euroluk bir tahminî maliyeti 2018'de sonuçlanmak üzere yola çıkartmış ama 27 Martta Ulusal Eylem Planı içerisinde, Entegre Sınır Yönetimi Stratejisinin Uygulamasına Yönelik Eylem Planı'nda yeteri kadar başarılı olamamıştır. Bu gerçekleri bilip bir an önce bu problemlerin yerinde çözülmesinin bir devlet politikası olması gerektiğini ifade etmek istiyoruz. Bir ülkenin öncelikleri arasında kendi vatandaşının güvenliği, huzuru ve sağlığı olduğu hakikatini haykırmak istiyoruz. Sizin kendi memleketinizde, sınırlarınız içerisindeki bir bölgede, vatandaşın gündelik yaşamını teröristlerin baskısıyla huzurlu ve sağlıklı bir hâle getiremediğiniz bir ortamda sadece mültecilerle ilgili meseleleri uluslararası anlamda tartışmak tek başına yeterli değildir.

Buradan hareketle, özellikle son günlerde gündemde olan, Avrupa'daki mültecilerin Türkiye'ye 3 milyar euro karşılığında yeniden gönderilmesiyle ilgili tutumun da devlet tarafından, Hükûmet tarafından ciddi anlamda düşünülmesi gerektiğine inanıyoruz. Zira, burada 600 bine yakın insanın yeniden Türkiye'ye iadesinin maddi karşılığını ifade etmek mümkün değildir. 2 milyon 200 bin mültecinin, daha doğrusu statülerinin ne olduğu bilinmeyen misafirlerimizin olduğu bir ortamda 600 bin misafirin daha gelmesiyle Türkiye Cumhuriyeti nüfusunun 3 milyon artışını, galiba Kilis'te 500-600 binlik yeni bir şehrin kurulmasını, galiba Gaziantep'in bir Orta Doğu şehri hâline dönüşmesini, galiba en büyük problem, İstanbul'un sokaklarının başka türlü bir hâle gelmesini görmenizi ve görmemiz gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Gelişmiş toplumlar kendilerine entegrasyonun maliyetini bildikleri için gündelik yaşamlarını etkileyemeyecek düzlemde sınırlı sayıda insan alırken âdeta bizi taşeron mülteci işletmecisi hâline indirgemeye kimsenin hakkı yoktur. Mültecileri insan hakları çerçevesinde bağrımıza basıyoruz, en insani konuda onlara yardımcı olmaya çalışıyoruz fakat sadece geçici sorunlarımızı çözmek, kısa vadeli menfaat beklentileri elde etmek veya Avrupa'yla ilişkileri yeniden güncelleyebilmek için, onlara sempatik gözükmek için bu demografik tehdidi, bu demografik riski almamızın çok büyük riskleri olduğunu Milliyetçi Hareket Partisi olarak hatırlatmak istiyoruz. Buradan hareketle, PKK'lıların Cizre'de -bugün itibarıyla verdiğimiz şehitlerimizle beraber- başlattıkları süreci, hendek kazmalarını, bir adım sonra, Bosna'daki Boşnakların Sırplara karşı verdiği mücadeleyle ve bu mücadelenin neticesinde oradaki soykırımla eş değer kabul eden anlayışı bu kürsüden şiddetle kınıyorum. Bununla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti devletinin, vatandaşlık hukukuyla ne kaybedebilecek bir vatandaşının ne kaybedilebilecek bir çakıl taşının olduğunu hatırlatmak ve anayasal vatandaşlık temeliyle, vatandaşlık hukukuyla Türkiye'deki 77 milyon insanı bir diğerinden ayırt etmeyen anlayışla yönetme arzusunun ve uygulamasının temel çıkış noktası olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Bu konuda, İnsan Hakları Komisyonu üyesi olarak, mültecilerin sorunlarının tartışılması ve bu sorunların en ince ayrıntılarına kadar üzerine gidilmesi konusunda bir Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili olarak elimden gelen en insani hususları yerine getireceğime yürekten inanıyorum. Ve Milliyetçi Hareket Partisinin anlayışında ve milliyetçilik kapsayıcılığında insani boyutların, vatandaşlık hukuku temelli vatandaşlık hukukunun ve insana verilen değerin olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti devletinin üzerinde oynanan oyunların, tutum ve davranışların, siyasal anlamdaki zeminlerle ve manipülatif hareketlerle, Türkiye'yi zora koşucu hamlelerle sonuç almayacağının hatırlanması gerektiğine inanıyorum. Bu kapsamda, bizler, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, gerek Türkmen Dağı'ndaki sorunların, kamplardaki problemlerin yerinde görülmesi ve meselelerinin incelenmesiyle ilgili saha çalışmalarını yapmaktayız, diğer taraftan, Rus krizinin Türkiye'ye yansımasının ekonomik, insani ve sosyal boyutlarıyla ilgili -oluşturduğumuz komisyonlarla- dinamik bir şekilde üzerinde çalışmalar yapmaktayız.

Özellikle, Suriye özelinden Türkiye'yi vurmaya kalkanlar, özellikle yüzüncü yılında yeni Skyes-Picot çıkarmak isteyenler, 4 parçalı kürdistandan hesap yaparak Türkiye'yi sıkıştırıp, Türkiye uzantısını ayağa kaldırmak isteyenler çok büyük bir yanılgı içerisindeler. Türkiye'nin var olan büyük dinamiğini tahrik ve tehdit etmemeleri konusunda hatırlatma yapmak istiyorum. Türkiye'nin terör bölgesi dışındaki insanlarının tahrik edilmemesi, sağduyuyla hareket edilmesi konusunda Milliyetçi Hareket Partisi olarak elimizden geleni yaptığımızı tekrar buradan vurgulamak istiyorum. Aksi takdirde, tahrik unsurları devam ettiği sürece "Mersin'deki aileleri, İstanbul'daki aileleri nereye götüreceksiniz beyler, ne yapacaksınız beyler?" diyor Sayın Genel Başkanımız grup konuşmasında.

Bu gerçekleri yüce Mecliste ifade ediyor, huzurunuzdan saygıyla ayrılıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)