Konu:2016 Yılı Merkezi Yönetim Geçici Bütçe Kanunu Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:15
Tarih:16/12/2015


2016 Yılı Merkezi Yönetim Geçici Bütçe Kanunu Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA LALE KARABIYIK (Bursa) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2016 Yılı Merkezi Yönetim Geçici Bütçe Kanunu Tasarısı'nın gerçekleşen geçmiş verileri iyi tahlil etmeden, gerçeklerden uzak olarak hazırlandığını, gerekli şeffaflığın ve özenin gösterilmediğini düşünüyorum. Sağlıklı bir planlama süreci için gerekli projeksiyonların şeffaf ve hesap verebilir nitelikte yapılmasının önemine işaret etmek istiyorum. Doğru bir planlama süreci gerçekleştirebilmek öncelikle geçmişi iyi tahlil etmekle mümkün olacaktır. Peki, geçmiş nasıl tahlil edilecek? Öncelikle, gerçeklerden kaçmayacağız. Gerçekleri kabul etmeden iyileşme mümkün olamaz. Peki, ne olur? Ancak kendimizi kandırırız, yerimizde sayarız ve faturayı da vatandaş öder.

Şimdi, gelelim bize sunulan geçici bütçe kanunu tasarısının sunum konuşmasına. Bakın, Plan ve Bütçe konuşmasındaki cümleyi aynen okuyorum Hükûmet tarafından bize sunulan. Şöyle diyor: "Doğru ekonomik politikalar ve gerçekleştirilen birinci nesil yapısal reformlar sonucunda ekonomide büyük bir başarı elde ettik. Türkiye'nin kişi başı gelirini 3 kata yakın artırdık. Gelişmiş ülkelerle aradaki farkı azaltıp refah düzeyini yükselttik. Aynı zamanda, gelir dağılımını iyileştirdik ve yoksulluğu azalttık." Ne kadar güzel, eğer gerçekleri böyle görüp böyle algılıyorsak yapacak bir şey yok ama kendimizi kandırmayalım. Zaten bu konuda eleştiri yaptık, gerçekleri göstermiyor dedik ve şöyle bir yanıt aldık: "Vatandaş, oylarıyla memnun olduğunu gösterdi." Eğer gerçekten bu cümleye inanıyorsak burada boşuna zaman kaybediyoruz değerli vekiller.

Peki, şimdi, bazı verilere bakalım ve gerçekleri görmeye çalışalım. Evet, bu hafta açıklanan, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından yayınlanan 2014 İnsani Gelişme Endeksi'nde Türkiye 2 sıra daha geriledi maalesef. 2013 yılında 187 ülke arasında 69'uncu sıradayken 2014 yılında 188 ülke arasında 72'nci sıraya inmiş bulunuyoruz. Dünyada artık insanların refahı gelirden önce kalkınmışlık seviyesiyle ölçülüyor, bunu hiç unutmayalım.

Türkiye'nin en zayıf olduğu iki alanın bilgiye ve eğitime erişim ile cinsiyet eşitsizliği olduğu da aynı raporda ifade ediliyor.

Gelelim şimdi, çok övünülen kişi başı millî gelire. Kişi başı millî gelir hesabı yıllarca cari yöntemle yapıldı. Ancak bir gecede ve seçime üç hafta kalmışken satın alma gücü paritesi yöntemine geçildi. Aslında bir önceki yılın ortalamasına göre yüzde 12,9 düşmüş olan millî gelir, yeni hâliyle, bir hamleyle yüzde 2,3 artmış gibi gösterildi yani vatandaş bir gecede zenginleşmiş oldu. Buna değişik eleştiriler geldi. Satın alma gücü paritesi yanlış bir yöntem mi? Hayır, çoğu ülkede kullanılan bir yöntem. Ama çoğu ülke her iki yöntemi birden kullanıyor ve açıklıyor. Oysa biz sürekli cari yöntemi kullandık ama 2008 küresel krizinde bile geçmeye gerek görmeden, şimdi seçime üç hafta kala birdenbire geçtik ve de vatandaş bir gecede zenginleşti -o zaman kendimizi kandırmayalım- ve orta vadeli program da buna göre hazırlandı.

Başka bir veride maddi yoksulluk yaşayanların oranı iyileşmiş görünüyor. Oysa TÜİK verilerine bakarsanız, incelerseniz, anket sorularının ve modülün değişmesi sebebiyle anket sorularına verilen cevaplar değiştiği için bir suni iyileşme olduğunu görmek mümkün olacak. Yani aslında bu veride de gerçek bir iyileşme göze çarpmıyor.

Diğer taraftan, Türkiye'de gelir dağılımının iyileşmesi de zaten söz konusu olmamıştır. Gelir dağılımında 27 ülke içinde sondan 3'üncü olduğumuzu unutmayalım. Gelir dağılımındaki bozulmanın her zaman için kısa dönemde toplam talebi azaltarak büyüme üzerinde de olumsuz etki yarattığını da unutmamak gerekiyor.

Başka bir veriye bakalım. OECD 2015 İstihdam Raporu'na göre, 35 üye ülke içinde 15-29 yaş arasında işsiz ve eğitimsiz genç oranının en yüksek olduğu ülke Türkiye olarak açıklandı, en yüksek ülke Türkiye. Türkiye'de 100 gençten 28,4'ü işsiz ve eğitimsiz. Bu veride OECD ortalaması yüzde 14,4. Yani bizdeki eğitimsiz ve işsiz genç oranı OECD ortalamasının maalesef 2 katı.

Peki, işte size bir orta gelir tuzağı örneği daha verelim. Türkiye 2001 krizinden sonra ulaştığı hızlı özel sektör yatırım temposunu sürdürememiştir, sürdürmekten geçtik, hızı da düşmüştür. Oysa zengin ülkelerle aralarındaki gelir farklılığını azaltan ülkelerin ortak özelliklerinden biri hızlı yatırım temposunun süreklilik arz etmesidir ama bizde böyle olamamıştır. Hem de hangi dönemde olamamıştır? 2010'dan itibaren gelişmiş ülkelerden bol bol para geldiği dönemde bile olamamıştır.

Peki, şimdi büyümeye bakalım. Ekonomide bir büyüme söz konusu olduğunda refah seviyesine ne kadar yansıdığını söyleyebiliriz? Bu konu nasıl büyüdüğümüzle ilgili çünkü, tüketimle mi büyüyoruz, yatırımla mı büyüyoruz, ithalatla mı büyüyoruz, ihracatla mı büyüyoruz? Peki, istihdama bu büyüme ne kadar yansıdı? Hane halkı bu büyümeyi ne kadar hissedebildi? Ne kadar sürdürülebilir bir büyümedir bu? İşte bu soruların yanıtları gerçekten önemli. Aslında dönem dönem büyümemizden ne finans sektörü ne de reel sektör memnun kalmadı. Örneğin millî gelir içindeki kamu ve özel sektör harcamalarının birisi hafif artarken diğeri çökmüş olabiliyor aynı zamanda. Buradaki esas sorun, özel sektörün küresel ölçekli ve rekabetçi büyümesinin önüne geçerken sadece ve sadece bir tür tüketimin yatırımı şeklinde oluşan bir tablodan kaynaklandığını da unutmayalım.

Diğer taraftan, 64'üncü Hükûmet Programı'nda "Dış ticaret dengesini iyileştirmeyi, artan kaynaklarımızı üretken olanlara yönlendirerek daha fazla gelire dönüştürmeyi hedefliyoruz." diyor. Peki, maalesef sormak istiyorum: Madem hedef bu da şimdiye kadar kaynaklar neden büyük oranda AVM'lere ve lüks konutlara aktarıldı? (CHP sıralarından alkışlar) Neden üretim desteklenmedi? Neden katma değeri yüksek sektörlere yatırım yapılmadı? AKP iktidarında ihracata dönük ürünlere, katma değeri yüksek ürünlere kaynakların yeterince aktarılmayacağı verilerle ortadadır. Kaldı ki, hangi dış politikayla var olan pazarlarımızı da kaybetmeden yeni pazarlara girebileceğiz sormak istiyorum, hangi dış politikayla?

Gelelim bir başka noktaya. Yıllık 200 milyar dolar dış kaynak ihtiyacımız var; 2,5 yılda ise net bazda sermaye aslında gelmedi. 10 milyar dolarlık net çıkış yaşandı. Şirketlere baskı da yatırım yapılabilir ülke sıralamamızı olumsuz etkiledi. Güven endeksi de düştü. 64'üncü Hükûmet Programı'nda "Ülkemizi hem yerli hem yabancı yatırımcı için cazip bir ortam hâline getirdik ve uluslararası sermaye girişinde büyük artışlar sağladık." deniyor. Maalesef durum böyle değil. 2002-2007 yılları arasında dünya ekonomisi hızla büyüdü zaten ve Türkiye de bundan payını aldı. Bu süreçte bir taraftan çok iyi bir yabancı yatırımcı girişi de yaşandı.

Değerli vekiller, iktidarlar kayıt altına alınan bir ekonomiyi ister ama bu demek değildir ki vergiyi bir silah olarak kullanıp şirketlere gözdağı verecek şekilde kullanacaksınız.

Yatırım kolaylığı endeksi var ve biz, bu sebeple, vergi cezalarının politik anlamda kullanılması nedeniyle 6 sıra birden bu sıralamada düşmüş durumdayız. Bu da bir gerçektir.

Gelelim çok daha önemli bir konuya: Cari açığın finansmanında yabancı sermayeyle kapanamayan açık, rezervler dışında kaynağı belli olmayan paralarla kapatılıyor. Şeffaflık nerede? Hangi paralar nereden geldi? Net hata noksan kaleminin ayrıntısı nedir? Plan Bütçe Komisyonunda aynı şeyi sordum, yanıt alamadım.

Sayın Bakan, merak ediyoruz, net hata noksan kaleminin içerik ayrıntısı nedir?

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Bakan, size soruyorlar, dinlemiyorsunuz.

LALE KARABIYIK (Devamla) - Çünkü son on dört yılda Türkiye'ye kaynağı belli olmayan para âdeta akın etti. Merkez Bankası verilerine göre, 2002-2015 yılları arasında 37,5 milyar dolar meçhul para girdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LALE KARABIYIK (Devamla) - Ne kadarı varlık barışından, ne kadarı nereden, bunu asla bilmiyoruz. Sadece istatiksel hatalardan oluşmuş olsaydı bir yerde dengelenmesi gerekirdi. Ama üst üste girişleri görüyoruz.

Gelelim özelleştirmeye. Burada da -çok kısa ifade edeceğim- özelleştirmeler verimlilik getirerek toplumsal fayda asla sağlamıyor, vatandaşa yük getiriyor.

İşte, bu gerçekler sebebiyle, 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın gerçeklerden uzak olarak hazırlandığını, şeffaflığın ve özenin gösterilmediğini düşünüyorum. Sağlıklı bir planlama süreci için gerekli projeksiyonların şeffaf ve hesap verilebilir nitelikte yapılmasının gerekli olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)