Konu:CHP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:14
Tarih:15/12/2015


CHP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) - Sayın Başkan öncelikle görevinizde başarılar diliyorum, hayırlı olsun.

"Gazeteciler bir piyanonun tuşları gibi olmalıdır, biz hangi tuşa basarsak o sesi çıkarmalıdır." Bu sözler, Hitlerin propaganda bakanı Goebbels'in iktidar olduğu dönemde dile getirilen sözlerdir. Aslına bakarsanız bu sözler bugün Türkiye'ye tam da uymaktadır. Goebbels'in ruhu AKP iktidarıyla birlikte yeniden vücut bulmaktadır. Gazeteci arkadaşlarımız Can Dündar ile Erdem Gül faşizmin piyanosunun tuşları olmayı reddettikleri için tutuklanmışlardır. Onlar, AKP'in Türkiye'nin başına hangi belaları açtığını, Türkiye'yi hangi felaketlere sürüklemek istediğini gösterdikleri için tutuklanmışlardır. Can Dündar ve Erdem Gül, tıpkı darbe dönemlerindeki gibi, talimatla yapılan sözde yargılama sonucu tek kişilik hücreye konulmuştur. Hücre tecrittir, tecrit işkencedir, işkence ise insanlık suçudur. Ama şuna emin olun ki insanlık onuru işkenceyi yenecektir. İşkence yapan, işkenceye alet olanlar ise tarih önünde hesap verecektir.

Kuşkusuz, tecrit altında olan gazeteciler sadece Erdem Gül ve Can Dündar değildir. Tecrit sadece 2 gazeteciyle sınırlı bulunmamaktadır. AKP'nin âdeta bir gazeteci cehennemine çevirdiği Türkiye'de 32 meslektaşım demir parmaklıklar arkasında ömür çürütmektedir. 32 gazeteci AKP politikaları yüzünden şu anda cezaevinde tecrit altındadır. Cevheri Güven, Murat Çapan, Hatice Duman, Faysal Tunç, Hidayet Karaca, Mehmet Baransu ve daha birçok gazeteci yazdıklarından ötürü tecrit altındadır. Gazetecilere yönelik baskılar ise gitgide artmaktadır. 2015 yılında gazeteciler hakkında 315 soruşturma açılmış, gazeteciler 161 sözlü ve fiziki saldırıya maruz kalmıştır. 103 gazeteci ise sizin iktidarınız döneminde gözaltına alınmıştır. 800'ün üzerindeki gazeteci de sizin politikalarınız yüzünden işsiz bırakılmıştır çünkü iktidarınız bir gecede haksızca, hukuksuzca, kanunsuzca 19 televizyonu kapatmıştır ve 800 gazeteci sizin bu uygulamanız yüzünden şu anda evine ekmek dahi götürememektedir.

Bu iktidar, gazetecilerin de meslek örgütlerinin de haklarını gasbetmiştir. İktidarın medya karnesi kırıklarla doludur. 2015'te erişime engellenen site sayısı 103.877'ye ulaşmıştır. Bunun adı açıkça sansürdür. İktidar, halkın haber alma hakkını ortadan kaldırmakta, kamuoyunun özgürce oluşmasını engellemektedir. Bunun siyasi literatürdeki karşılığı diktatörlüktür. Ve bunun bir diğer adı da halkı tek sesliliğe mahkûm etmektir. İktidar, muhalif medyanın halka gerçekleri göstermesinden korkmaktadır. Bakın, elimde bugün yayınlanan Cumhuriyet gazetesi var. Cumhuriyet gazetesinin neden hedef olduğunu yukarıdaki arkadaşlarımız da rahat görebilsinler diye gösteriyorum. Ne var manşette? "Diyarbakır yangın yeri." hemen altına gelin, çöken Irak politikanızı anlatıyor, "Yanlış hesap Bağdat'tan döndü" diyor, fiyaskonuzu ortaya koyuyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bir diğer gazete, bugün hedef gösterdiğiniz, el koymak için türlü bahaneler aradığınız Sözcü gazetesi, paşa paşa çekildiğinizi söylüyor. Hani Tayyip Erdoğan "Ben çekilmem.", Davutoğlu "Çekilmeyiz." diyordu ya, o sözler dün Amerika'dan gelen telefon sonrası yenildi yutuldu ve paşa paşa çekilmeye başladınız. İşte bu gazeteler bu gerçekleri yazdıkları için baskı altına alınıyor.

Hürriyet gazetesi, camlarını kırdınız, yazarlarını dövdürdünüz, patronunu baskı altına aldınız, maliye kıskacına aldınız, yetmedi, susturamadınız, terör örgütü propagandası soruşturmasına soktunuz ama o gazete yine bugün, baskıya rağmen, sizin yönetemediğiniz Türkiye'yi "Eğitim kilitlendi." diye manşete koymuş. Ve yine baskılara rağmen hemen altta "Asker çektik." demiş. İşte siz bu yüzden bu gazetelere baskı yapıyorsunuz ve tüm gazetelerin böyle olmasını istiyorsunuz. Ne demiş Davutoğlu? "Çekilmedik, güç kaydırdık." Aman Tanrım, ne güzel! İstediğiniz gazete bu, herkesin böyle gazete yapmasını istiyorsunuz. Ama şuna emin olun ki Türkiye'nin gazetecileri meslek onuruna sahip çıkarlar ve sizin baskılarınıza hiçbir şekilde boyun eğmezler.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) - Demek ki baskı yokmuş.

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) - Can Dündar'ı içeri attınız ama Can Dündar, Erdem Gül aslanlar gibi direniyor ve faşizme teslim olmuyor.

İktidar, az önce gösterdiğim gazetelerin yayın politikasından dolayı meslektaşlarımızı tehdit altına alıyor, baskı altına alıyor, dövdürtüyor, gazeteleri kurşunlatıyor, camlarını kırdırtıyor, maliyeyle baskı yapıyor ama ne yaparsa yapsın gazeteciler gerçeği yazmaktan geri durmuyor. AKP iktidarı medyanın bu onurlu tavrını bildiği için yine de baskı yapmaya çalışıyor; kimilerini baskı yaparak susturacağını düşünürken kimilerini midesinden bağlayarak yandaş medya hâline getiriyor...

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Çok ayıp, çok ayıp.

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) - ...ve o yandaş medya kamu bankalarından aktarılan haksız kaynaklarla iktidarın propagandasını yapıyor, hırsızlıkları, yolsuzlukları, arsızlıkları örtüyor, topluma tozpembe bir dünya sunuyor.

Ama siz ne yaparsanız yapın, dünya AKP iktidarından ibaret değil, bu dünyanın meslek örgütleri var ve meslek örgütleri sizin, Türkiye'yi basın özgürlüğü sıralamasında nereye getirdiğinizi söylüyor.

ABDULLAH BAŞCI (İstanbul) - Halk da var, halk.

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) - Sayın Türkeş, sizin yönettiğiniz ülkede medya özgürlüğü dünyanın 149'uncu sırasına gelmiş.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Genel Kurula konuş.

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) - 180 ülkede 149'uncusunuz. Eserinizle övünebilirsiniz, bu eser sizindir, çocuklarınıza, torunlarınıza "Biz medyayı öyle bir baskı altına aldık ki dünyada 149'uncu sıraya geldik." diyebilirsiniz. Bu tablo AKP'nin ve Recep Tayyip Erdoğan'ın eseridir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Siz ne yaptınız?

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) - Can Dündar için bir televizyon programında "Bunu yanlarına bırakmam." demiştir ve sözde savcılar ile sözde hâkimler Tayyip Erdoğan'ın sözlerini âdeta bir talimat olarak algılamış, Can Dündar'ı, iddia olunan Fethullah Gülen terör örgütüne yamamaya çalışmıştır. Sizin yarattığınız sulh ceza hâkimliklerinin savcıları bile sizin talimatlarınıza inanmamaktadır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Temiz bir dil Sayın Başkan, temiz bir dil.

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) - Bakın, Can Dündar, sorgudan çıktıktan sonra kendisiyle olan sohbetimizde, kendisini sorgulayan savcının "Ben sizin Fethullahçı olduğunuza inanmıyorum. Fethullah Gülen grubuyla sizin aranızda bir bağdaşıklık kuramıyorum." dediğini ifade etmiştir. Ama aynı sulh ceza hâkimlikleri bünyesinde görev yapan savcı, aldığı talimat gereği Can Dündar'ı yarım saat sonra Fethullah Gülen terör örgütüne yardım yapmak suçlamasıyla tutuklanma istemiyle mahkemeye yollamıştır. Daha komiği, Can Dündar ve Erdem Gül, Fethullah Gülen terör örgütüne üye olma gerekçesiyle tutuklanmadıkları hâlde, avukatları "Serbest bırakılsın." diye itiraz ettiğinde, hâkim, dosyaya dahi bakmadan, Can Dündar ve Erdem Gül'ün Fethullah Gülen terör örgütüne üye olduğunu, bu yüzden serbest bırakılmayacağını söylemiştir. Yani savcının ve hâkimin tutuklama gerekçesinde bulunmayan bir isnat birdenbire talimat nereden geldiyse değişmiş, hâkim dosyaya dahi bakmadan, aldığı talimat gereği Can Dündar'ın ve Erdem Gül'ün tutukluluğunu devam ettirmiştir. Bu utanç tablosu karşısında gözlerime bakan sevgili hukukçu arkadaşımın -kendisiyle televizyon programlarına çok katılmıştık- ne diyeceğini doğrusu merak ediyorum. Acaba diyecek bir şeyi var mı, onu da merak ediyorum.

İktidarınız baskıyı kurumsallaştırmıştır. Medyayı boğma, medyayı teslim alma, medyayı susturma, sindirme, sindiremediği yerde ise midesinden bağlayarak yandaşlaştırma operasyonu tek bir elden, kaçak saraydan yönetilmektedir ve kaçak saraydaki zat, iktidarın basına yönelik politikasını, baskı politikasını dört madde altında toplamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yarkadaş, ek süre veriyorum konuşmanızı tamamlamak için.

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Bunların biri doğrudan müdahaledir. Bir diğeri RTÜK ve Basın İlan Kurumu üzerinden medyaya baskıdır. Bir diğeri reklam verenler aracılığıyla medyaya yönelik baskıdır. Bir diğeri ise vergi ve maliye kıskacıyla gazetelerin, televizyonların, İnternet sitelerinin susturulmasıdır. İktidar bu dört yöntemi de kullanıyor, teslim alabildiğini alıyor ve alabildiklerinin bir kısmını da havuza atıyor. Yandaş ve tetikçi medya ise kamu bankalarından gelen haksız kaynaklarla çanağını doldurmaya, ona buna saldırmaya devam ediyor.

Can Dündar ve Erdem Gül, az önce anlattığım bütün bu kötülükleri yazdıkları için talimatla tutuklandılar çünkü onlar Pandora'nın kutusunu açtılar ve o kutu açıldığında içinden AKP'nin kötülükleri ortaya saçıldı. Şimdi, o kutuyu kapatmayı, Pandora'nın kutusunun üstüne oturmayı, bizim de sizin yalanlarınıza inanmamızı istiyorsunuz. "Basın özgürlüğü benim kırmızı çizgimdir." diyen Ahmet Davutoğlu keşke bugün burada olsaydı da o sözü söylemesinden bir gün sonra Can Dündar ve Erdem Gül'ün tutuklanması hakkında ne hissettiğini bize anlatabilseydi. Evet, aslında Davutoğlu doğru söylemiş, basın özgürlüğü kırmızı çizgisi. Basın özgürlüğünü gördükleri an onu yok etmek için tüm güçleriyle saldırıyorlar.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)