Konu:Hdp Grubu Önerisi Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:14
Tarih:15/12/2015


HDP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ORHAN MİROĞLU (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu arada, Sayın Başkan size de görevinizde yeni dönemde başarılar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, HDP'nin önerisi üzerine söz almış bulunuyorum ama bunun öncesinde bir Mardinli olarak Aziz Hocamızın aldığı ödülü burada hatırlamak ve Aziz Hocamızı bu vesileyle de tebrik etmek istiyorum.

Aslında Mardin ikinci bir ödül de aldı, bugün bunu çok hatırlamadık. Mardin Artuklu Üniversitesi Oxford Socrates Ödülü'nü aldı, Ahmet Ağırakça da yine bu ödüle layık görüldü ve değerli Ahmet Hocamız, zannediyorum, bugün düzenlenecek bir törenle bu ödülü almak için İngiltere'ye hareket etti.

Değerli arkadaşlar, benim Meclis huzurunda ilk konuşmam ve tabii ki bölgede son derece vahim olaylar yaşanıyor ama hem HDP sözcülerinin hem Cumhuriyet Halk Partisi sözcülerinin burada bir durum tespiti bile yapmamıza izin vermeyecek, bunu kolaylaştırmayacak ama tam tersine meseleyi ihlaller zeminine çekip -bu ihlallerden kimler sorumlu tabii ki bunu da konuşacağız- bu kadar önemli bir süreçte, 100 bin insanın bölgeyi terk ettiği, ekonomik hayatın durduğu... Evet, arkadaşlarımız haklı olarak beyaz Toroslara itiraz ediyorlar ama Başbakanımızın söylediği de açıktı aslında, "Türkiye beyaz Toroslar dönemine dönmesin." gibi bir anlamı vardı o konuşmanın ve herhâlde vicdan sahibi herkes bu ülkede beyaz Toroslara geri dönmeyi isteyecek insanların belki en sonuncusunun Ahmet Davutoğlu olduğunu bilir. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Lütfen, biraz vicdanla konuşalım, vicdanla hareket edelim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Siyah Ranger'lardan haberin vardır herhâlde değil mi, siyah Ranger'lardan?

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Evet, benim... Evet, sizin de motosikletli katillerden haberiniz var mı, motosikletli katillerden haberiniz var mı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) - Bunu açıklayın o zaman, bunu açıklayın!

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Nusaybin'de Medeni Konak'ı beyaz Toroslar öldürmedi, evet, Nusaybin'de Medeni Konak'ı YDG-H üyesi 2 tetikçi öldürdü, bunu da siz çok iyi biliyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu tetikçilerden biri şimdi içeride. Böyle fotoğraflarla gelirsek burada çok huzursuz olursunuz. O fotoğrafları bize göstermeyin.

NURSEL AYDOĞAN (Diyarbakır) - Allah Allah, kime gösterelim?

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Siz o fotoğraflardaki acılara saygılı davranın her şeyden önce. Saygınız olsa halkınızın 100 bininin göç etmek zorunda kaldığı bir dönemde gelip hendeklerden, roketatarlardan, oradaki silahlı insanlardan tek kelime söz etmeden sadece ihlaller üzerinden bir polemik yaratmazdınız değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, evet, geçmişi bütün yönleriyle araştıralım, hakikatleri araştıralım. Peki, nasıl araştıracağız bu hakikatleri, nasıl araştıracağız? Yani, devrimci halk savaşı stratejisi gereği kazılan kilometrelerce tüneli görmeden mi tartışacağız, görmeden mi yani bu teklifleri kabul edip araştırma komisyonları kuracağız? Bu teklifte buna dair hiçbir şey yok. Evet, yani bir inkâr politikasıdır gidiyor. Bu inkâr politikasını görmeden AK PARTİ Grubu olarak bizim bu tekliflere açık hâle gelmemiz asla mümkün değildir. Hiçbir şekilde gerçeği araştırmaktan kaçmıyoruz. Gerçeği sonsuza kadar araştıralım ve eğer Türkiye... Burada Sayın Mithat Sancar çok iyi biliyor, geçmişle yüzleşme konusundaki değerli katkıları, değerli kitaplarını buradan hatırlayarak söylemek isterim. Türkiye eğer son on beş yılda geçmişle yüzleşmişse; Dersim'le, Diyarbakır Cezaeviyle, faili meçhullerle yüzleşmişse bunun yegâne, yegâne mimarı, evet, AK PARTİ Hükûmetidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) - Hangisiyle?

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) - Hangisiyle ya, hangisiyle?

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Hayır, bir dakika susun, bir dakika susun!

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) - Yapma ya, yapma ya!

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Bir dakika susun!

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) - Yapma ya!

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Hayır, öyle değil, öyle değil arkadaşlar, bir dakika, bir dakika durun! (HDP sıralarından gürültüler) Ya, bir dakika dinleyin. Bakın, ben sizi dinliyorum hep, yapmayın.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) - Musa Anter'le yüzleştiniz mi?

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) - Musa Anter'i...

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, sayın hatibi dinleyelim.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Musa Anter'in katilini yakalattığımız zaman hiçbiriniz o duruşma salonunda yoktunuz. Musa Anter'in adını bile anmaya hakkınız yok. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Musa Anter'in katilini 2 gazeteci ve ben tutuklattık, biz yakalattık, bunu çok iyi biliyorsunuz ama sizin yönettiğiniz bir şehirde Musa Anter'in katil zanlısı mahkemede savcılığa çıktığında hiçbir belediye başkanınız, hiçbir milletvekiliniz yoktu. (HDP sıralarından gürültüler)

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) - Ben oradaydım.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Bırakın şimdi, bırakın. O davalara gireceğiz tabii ki, geçmişimizle yüzleşeceğiz ama hakikatleri çarpıtmayın.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) - Ne söyledi, en son ne söylemiş?

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Bakın, şurada bir şey söylüyorsunuz.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) - "En iyi Kürt, ölü Kürt'tür."

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Bir dakika, dinleyin. Dinleyin canım, dinleyin yani böyle laf atarak olmaz bu işler. Dört yıl burada birlikte çalışacağız.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) - Niye bize bakarak konuşuyorsun o zaman? Oraya bak, oraya.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Bakın, Kürt meselesi üzerindeki bütün makul önerilerinizi en başta ben savunacağım, bunu size söz veriyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Hiç ihtiyacımız yok.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Yani, vücut şeyimi etkiliyor arkadaşlar, sürekli söz...

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) - Bize bakma.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Gelin bir araya, konuşalım bunları, Meclis platformu dışında konuşalım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Sen buraya bakarak konuşuyorsun.

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, lütfen sükûnet içinde sayın hatibi dinleyelim.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Bakın arkadaşlar, lütfen...

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) - Makul Kürt!

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Makul Kürt'üm, benim makul Kürt'lüğümü senin ömrün öğrenmeye yetmez, anladın mı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ya, böyle konuşma. Ben makul Kürt'üm ama senin ne Kürt'ü olduğunu bilmiyorum. (HDP sıralarından gürültüler) Bu sıralarda tanıdığım 3-5 kişi var, bunun dışında hiç kimseyi bilmiyorum, tanımıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) - Makul Kürt'ün (×) ilinde şu anda sokağa çıkma yasağı var.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Bırak ya, bırak Allah aşkına.

BAŞKAN - Sayın Miroğlu, lütfen Genel Kurula hitap edin.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, sokağa çıkma yasağını hiç kimse savunmaz. Sokağa çıkma yasağını hangi koşulların oluşturduğuna bakmak lazım. Nereden çıktı sokağa çıkma yasağı? Bu Hükûmetin özel bir merakı mı var, Cizre'de, Silopi'de sokağa çıkma yasağı ilan etsin?

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) - İki buçuk yılda niye bir şey olmadı?

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Sokağa çıkma yasağı, sizin desteklediğiniz, tolere ettiğiniz, bütün çabanızla yanında durduğunuz devrimci halk savaşı stratejisinin bir sonucudur. Bu strateji, Türkiye'de demokratik zemini zehirliyor. Bu stratejiye karşı, bir Hükûmetin, bir devletin alabileceği yegâne tedbir, evet, silahlı gruplarla işgal edilmiş ilçelerini, şehirlerini hükümranlık haklarını hatırlayarak savunmaktır. Bu, çok net bir şeydir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu metin, bu gerekçe üstünde konuşulmaya bile gerek olmayan bir gerekçedir. Yani Hükûmet sanki durup dururken, doğu, güneydoğuda bir savaş ortamı... Bu, Kandil'in fikridir, bu, bu arkadaşlarımızın fikri değil. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Bu arkadaşlarımız zaten düşünsel olarak şimdi aynı şeyi düşünmüyorlar, bunu da çok iyi biliyoruz. Her kafadan bir ses çıkmaktadır, Sayın Yüksekdağ başka söylemekte, Selahattin Bey başka söylemektedir. Bu kafa karışıklığıyla biz doğu, güneydoğudaki süreçten -AK PARTİ'yi destekleyen politikalar veya desteklemeyen politikalar bakımından söylüyorum- çıkamayız. Buradaki insanların acısı hepimizin acısıdır. Burada, asker olsun polis olsun, orada doğup büyümüş ama her nasılsa bir şekilde kendini elinde silahla hendeklerin başında bulmuş insanların da hayatının sorumlusu evet bu ülkedir. Bu insanların hayatının korunması da elbette ki siyasetin görevidir, Hükûmetin görevidir ama Hükûmet bu görevlerini ifa ederken siz Kandil'in stratejik tercihlerini getirip bu halkın önüne koyarsanız buradan bir şey çıkmaz. Şunu söylüyor arkadaşlarımız, Süreyya Bey yok burada, geçen hafta açıkladı, diyor ki: "Böyle bir şey olacak ki bu Hükûmet Abdullah Öcalan'a mecbur edilecek." Bu mudur acaba? Hendekler bunun için mi kazılıyor? Mecburiyet nedir? Bir mecburiyetle Türkiye Cumhuriyeti'ni bir şeye davet edebileceğini düşünmek nasıl bir siyasi körlüktür, nasıl bir siyasi çıkmazdır? Bunu herkesin düşünmesi lazım.

Bir başkası şunu söylüyor, diyor ki: "E, canım, biz bu durumu görmezden gelelim, bu bir sonuçtur, sebep değildir." Hayır. PKK, evet bir sonuçtur. Neyin sonucudur? Şeyh Said İsyanı'nın sonucudur, evet, Dersim'in sonucudur, Diyarbakır Cezaevinin sonucudur ama bu tarih geride kaldı. Hendekler kazılarak, şehirler işgal edilerek bu da sonuçtur diyemeyiz. Bu bir sebeptir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu sebeptir ve bu sebebi doğru teşhis etmek zorundayız.

Değerli arkadaşlarımızın çok kıymetli bir misyonu var, bu misyona hayatım boyunca saygı duydum, her zaman da duyacağım ama bu arkadaşlarıma da şunu tavsiye ediyorum: Lütfen, Kürt halkının gördüğü acıları sırf PKK yüzünü Türkiye'ye değil, Orta Doğu'daki birtakım yeni jeopolitik meselelere döndüğü için kendi demokratik konumunuzu, siyasi zemininizi bu stratejiye feda etmeyin. Bunun ne size ne HDP'ye ne de Kürt halkına, Türk halkına bir faydası yok. Bugün binlerce insan göçün yollarına düştü. Neden? 90'lı yıllarda mıyız biz? JİTEM'in elemanları gidip köylüleri tehdit edip "Hadi çıkın köyünüzden" mi diyor? Asla böyle bir durum yok. Asla böyle bir durum yok. Herkes biliyor ki köye dönüşler bu Hükûmet zamanında oldu.

Burada Değerli Meral Hanım çok iyi biliyor, bu konuda ödenen maddi-manevi tazminatlarla...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - ...bir bölge ekonomik olarak neredeyse ihya edildi. Avukatlarınız dahi...

BAŞKAN - Sayın Miroğlu, konuşmanızı tamamlamanız için ek süre veriyorum.

ORHAN MİROĞLU (Devamla) - Peki efendim.

Son olarak şunu söylemek isterim: Biz, evet, komisyonlar kurarak, başka ihtisas komisyonlarında bu meseleleri gündeme getirerek Türkiye'nin bu netameli tarihiyle yüzleşmeye ve hesaplaşmaya hazırız ama bu hesaplaşmayı PKK'nin gözlüklerini gözümüze takarak yapamayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu yüzden de bu gerekçesi olmayan teklife "hayır" diyoruz ama yüzleşmeye ve hesaplaşmaya "Evet, sonuna kadar varız." diyoruz AK PARTİ Hükûmeti olarak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)