Konu:CHP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:7
Tarih:30/11/2015


CHP Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; basın özgürlüğü tartışmasının yapıldığı bu ortamda basın kavramının genel anlamda günümüzde medya kavramıyla ifade edildiği, medyanın toplumla ilişkisinin genel anlamda insanlığın yeryüzü serüveniyle beraber başladığı yapılan incelemelerle kendisini gösterir. Özellikle, ulus devletlerin 19'uncu yüzyıldaki gelişmeleri ve kapitalist sistemin gelişmesiyle beraber kültür endüstrisi, basın ve kültürel eleştirilerin beraberinde yapıldığı en önemli konulardan bir tanesi de budur. Başta Frankfurt Okulu olmak üzere Adorno'nun yapısal eleştirileri de bunu referans gösterir.

Bu ne demektir ve nereye gelir? Medya, toplumu dönüştürür, dönüştürülen toplum da medyanın dönüştürme gücüne göre yeniden bir şekil alır, bu şekil alan durum siyasal iktidarları belirler; işin özü, özeti bu ama bu basın, gazetecilik gerçekliği içerisinde kendini ifade etme ve hakikati arama, demokraside, hak, hukuk, özgürlükte hakikatin yolcusu olan basın mensuplarının bir meselesi midir, yoksa genel anlamda, kültürel anlamda toplumu dönüştüren bir problem midir? Mesele, bugün sadece basın özgürlüğü ekseninde dillendirilirken bir gazeteci hakkı ve hak ve özgürlükler ekseninde alınıyor. Oysa, bugün, sinema, televizyon, dizi başta olmak üzere bunun bir büyük endüstri ve toplumu dönüştürme sürecinin bir parçası olduğu gerçeğini hatırlatarak söze başlamak istedim.

Medyadaki kamplaşmanın ve mahallelerin oluşmasının, bizim mahalle-sizin mahalle oluşmasının âdeta toplumu kamplaştırdığı, toplumun kamplaşma sürecinin medyada her geçen gün gerilimle beraber şiddeti artırdığı gerçeğini hatırlatmak istiyoruz. Siyasetçiler hangi medya kanalında söz sahibi olabilirler, fırsat bulurlarsa oraların sözcüsü gibi algılamaya kalkıyorlar. Oysa basının objektif bir şekliyle görevini yapıyor olduğu bir ülkede böyle bir tartışma söz konusu dahi olamaz. Bu durumları, basın özgürlüğüyle beraber bu özgürlüklerin denetlenebilirliliği ve dengelenebilirliği noktasında da dikkatlerinize sunmak istiyoruz ama asıl üzerinde durduğumuz basın özgürlüğü meselesi, ifade özgürlüğünün demokrasilerin vazgeçilmez şartı olduğu hakikatinden gerçekleşmektedir. Medya, özgürlüğü toplum adına ve halk yararına kullanır. Medya, sorularını millet adına sorar ve milletin ortak ilgilendiği konularda toplumun aydınlanmasını sağlar. Bunu yaparken sorumlu yayıncılık adına hukuku, evrensel değerleri ve basın ahlakını göz önünde bulundurarak yapar.

Türkiye'de basının en önemli problemi ise şüphesiz son dönemlerde, bu zamana kadar görülmediği kadar, basının siyasallaşması meselesi vardır. Bu siyasallaşma meselesi, medyanın iktidara tahakküm etme, onu kontrol altına alma arzusundan kaynaklanmıştır. Bunu yapan, değişik zaman ve tarihlerde, değişik ülkelerdeki örnekler iktidar tarafından çok yakın incelenmişe benziyor. Son dönemlerde medya üzerindeki baskı giderek artmakta, medya özgürlüğünün siyasal irade tarafından sürekli örselenmesi, el koyma, gasbetme, sansürleme, hatta gazetecilerin tutuklanmasına kadar gittiği kendisini göstermektedir.

Türkiye'de iktidarla ilgili olarak basında çıkan en küçük eleştiride, basın özgürlüğü hiçe sayılarak, milletin haber alma özgürlüğü ayaklar altına alınmıştır. Bırakın gazetecilerin kitaplarda yazdıkları bölümler ya da makaleleriyle alakalı değerlendirmelerini, bir Twitter mesajlarıyla dahi gözaltına alınabildikleri bir görüntü çizmektedir. Gazeteciler -bir kısmının meşhur olması, Türkiye tarihinde önemli işler yapması- bu konuları meşhurluklarından dolayı gündeme getiriyor olabilir ama diğer tarafta, muhalif adına, tirajı her ne olursa olsun, ona bakılmaksızın eleştiri geliştirilen tüm yazarların ve gazetelerin bu manada bir denetime tabi tutulduğunu göz ardı edemeyiz. Bunun en somut örneklerinden bir tanesi de Ortadoğu Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Mehmet Müftüoğlu ve yazarlarından Yıldıray Çiçek Bey'e açılan 31 adet davadır. Hiçbirisinde ceza almadıkları hâlde sadece caydırmak için bu psikolojik operasyona maruz bırakılmaktadırlar.

Basın, haber vermekten ziyade iktidarın algı operasyonlarını yaptığı bir mecraya doğru dönüşmüş durumdadır. Bu dönüşüme ayak direyenler, karşı çıkanlar ise havuç-sopa yöntemiyle âdeta terbiye edilmektedir. Hafızalar biraz tazelendiğinde, "Alo Fatih" vakası hatırlanacaktır. Bu manada, toplumu dizayn etmenin, manipülatif faaliyetlerin basın üzerinden nasıl yapılabildiklerinin en somut örneği Türk basın tarihi birazcık irdelendiğinde kendisini çok iyi gösterecektir. Medyanın TMSF aracılığıyla sürekli iktidar lehine el değiştirmesiyle, vatandaşın haber alma özgürlüğü iktidar merkezli bir hâl almıştır. Devlete ait medya kuruluşları, maalesef, âdeta sadece iktidarın icraatlarını yayınlayan birer Pravda'ya dönüştürülmüştür.

Medyanın TMSF'yle ele geçirilme operasyonları yetmezmiş gibi, özellikle seçim sürecinde bazı gazete ve televizyonlar kayyumlar yoluyla hukuka aykırı bir şekilde, seçim arifesinde el konularak dönüştürülmüş ve "Muhalif medyayı susturamayacağımızı zannedenler yanılırlar." ifadesinin gereğini yerine getiren uygulamalara sahne olmuştur. Medya, sahibinin sesi vazifesini gören, iktidarın isteği doğrultusunda yayın yapan, muhalefet partisinin ses ve düşüncelerini medya bağımsızlığını ayaklar altına alma pahasına sansürleyen bir anlayışla yönetilmektedir.

Cumhurbaşkanı ve Başbakanın son zamanlarda medya temsilcileriyle yaptığı toplantılara sadece Hükûmet yanlısı gazetecilerin davet edilmesi, akreditasyon uygulamasının giderek daha fazla medya organına yapılması bir rastlantı sonucu mudur, yoksa bilinçli bir tercih midir?

Medya, toplumu bilgilendirmekten ziyade taraf ve bitaraf psikolojisi enjekte etmekte, özel veya devlete ait basın kuruluşları, bilginin, toplumun veya kişilerin eğitiminde önemli katkıları bulunduğunu unutmuş durumdadır. Böylesi kaotik ve sancılı bir durum, medyanın gerçek işlevinin tartışılır hâle getirildiğini ifade eder.

Değerli milletvekilleri, bilginin demokratikleşmesi için kitleselleşmesinin bir zaruret olduğunu, bilginin demokratikleşmesi için gerekirse popülerleşmesinin bir gereklilik olduğunu bilerek ifade ediyoruz ama bilginin kitleselleşmesinin önündeki engel sansür ve özgürlüklerin kısıtlanması, en demokratik hakların dahi ihlalidir. Bu, Türkiye üzerinde gözlemde bulunan uluslararası kuruluşların da dikkatini çekmiştir. Freedom House bu konuda ne diyor sayın vekiller? Basın özgürlüğü konusunda otoriter bir konumda değerlendirmeler yapan Amerika merkezli bu düşünce kuruluşu, Türkiye'nin son beş yılda Tayland ve Ekvador'un ardından basın özgürlüğünde en hızlı gerileyen 3'üncü ülke olduğunu ve böyle giderse Türkiye'nin 2009'dan bu yana basın özgürlüğünde 11 puan, geçen yıldan bu yana da 3 puan aşağıya düştüğünü, bu durumda da en kötü puanla Türkiye'nin notunun 100 üzerinden 65 olduğunu söylüyor.

Uluslararası yatırım bekliyoruz. Hani seçim bitti ya, 1 Kasım geldi, her şey güzel olacaktı, ekonomi, saadet, mutluluk, her şey düzelecekti? "Hani nerede bu ekonominin düzelmesi, nerede bu özgürlüklerin güzelleşmesi?" sorusuna bir de şu pencereden bakayım sizlerin huzurunda: Özgürlüğün olmadığı, basın özgürlüğünün olmadığı, evrensel hukukun kendisini ifade etmediği yere yabancı sermaye nasıl gelecek? Bu memlekette yabancı sermaye acaba şu geçtiğimiz üç beş ay içerisinde ne kadar hızla çekilmeye başladı? Bunun özgürlüklerle doğrudan ilişkisi var mı? Bu konuda araştırma yapılması gerekmez mi diyoruz. Bu kapsamda, diğer örgüt Sınır Tanımayan Gazeteciler 2015 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi raporunda ise Türkiye, Nijerya, Liberya, Zambiya, Mali, Zimbabve gibi ülkelerin gerisinde, 180 ülke arasında 149'uncu sırada yer almış.

Bütün bunları ifade ederken mahcubiyetimi ifade ediyorum. Bu Parlamentonun bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir milletvekili olarak bu ülkede özgürlüklerin arayışının ve basın özgürlüğünün bu kadar gerilerde olduğunu görmekten âdeta mahcubiyetimi ifade ediyorum. Gazeteler, televizyonlar bugün olduğu gibi ekonomik ve siyasal baskılarla susabilir, susturulabilir ama bir de gazeteciler vardır basın görevini ekonomik işletmeciliğe, iş takipçiliğine, muktedirlerin gücüne göre değil, inandığı değerlere göre yapan gazeteciler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RUHİ ERSOY (Devamla) - Onlar, bu gazeteciler bütün bu baskılara rağmen özgür basını, vatandaşların haber alma özgürlüğünü, haklarını, hukuklarını savunmaya devam edeceklerdir diyor ve onurlu mücadele verirken şehit olan gazeteci İlhan Darendelioğlu'nu da saygıyla anıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)