Konu:Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından kurulan Bakanlar Kurulu Programı'nın görüşülmesi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:6
Tarih:28/11/2015


Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından kurulan Bakanlar Kurulu Programı'nın görüşülmesi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 64'üncü Hükûmet Programı üzerinde AK PARTİ Grubunun görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınızdayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ve bu vesileyle bugün Diyarbakır'da şehit olan polis memurlarımızdan Ahmet Çiftaslan ve Cengiz Erdur'a Allah'tan rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Yine, bugün Diyarbakır'da katledilen barış adamı Tahir Elçi'ye rahmet diliyorum ve bu cinayetleri telin ediyoruz, en şiddetli şekilde kınıyoruz.

26'ncı Dönem yasama faaliyetlerinin de hayırlara vesile olmasını, barış ve kardeşlik ortamı içerisinde bu çalışmaların yürütülmesini, karşılıklı olarak birbirimizi daha iyi anlama ortamının oluşabileceği bir platformda bu çalışmaların yürütülmesini temenni ediyorum.

Sayın Başkan, sizi de tebrik ediyorum, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Ve, elbette, 64'üncü Hükûmetimizi ve bakanlarımızı tebrik ediyoruz. Allah yardımcıları olsun.

On üç yıldan beri bu Parlamentoda görev yapma imkânımız oldu. Bu dördüncü dönemdi, şahsım olarak ifade ediyorum. Bu süre içerisinde muhalefete mensup arkadaşlarımızdan en çok duyduğumuz, işittiğimiz sözlerden bir tanesi: "Yakında kriz olacak. İşte, üç güne kalmaz, beş güne kalmaz, yılbaşında, bilemediniz altı ay sonra kriz geliyor." Ve buna benzer, bu içerikte cümlelerdir. Nitekim kayıtlara baktığınızda, özellikle bütçe görüşmelerinde buna benzer temennilerin, ifadelerin çokça zikredildiğini görürsünüz.

İkinci çok sıkça duyduğumuz cümlelerden bir tanesi: "Bir sonraki seçimde biz geliyoruz ve bir sonraki bütçeyi biz yapacağız." şeklinde. Yine, kayıtlara baktığınızda bu temennileri, bunları çok sıklıkla görürsünüz.

Aradan on üç yıl geçti, bir dört yıl daha geçecek; on yedi yıl. Ama üzülerek ifade ediyorum, muhalefete mensup arkadaşlarımızın bu temennileri, bu hayalleri gerçekleşmedi ve en azından önümüzde görebildiğimiz, tahmin edebildiğimiz zaman dilimi içerisinde de gerçekleşme imkânı gözükmüyor, üzgünüz, yani, üzgünüz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Öngörü hepimize lazım değerli arkadaşlar, öngörü, elbette, iktidara lazım, Hükûmete gerekir ama muhalefete de gerekir. On yedi yılda bu ifade edilen temennilerden hiçbir tanesini -ki aynı zamanda hedeftir bu sonuç itibarıyla, hedefler ortaya konmuştur- bu hedeflerin gerçekleşmemesini nasıl tanımlarsınız, ben onu sizin takdirlerinize bırakıyorum.

Programa geçmeden önce, burada gündeme getirilen birkaç husus var, öncelikle onlara kısaca değinmek istiyorum. Bir tanesi kişi başına düşen millî gelirin hesaplanması yönteminin değiştirilmesi töhmeti ya da suçlaması; biraz önce burada bir sayın, değerli konuşmacı tarafından ifade edildi. İddia şu: "Millî gelir 10 bin doların üzerine çıkmıştı fakat daha sonra, kurdaki hareketlenmeler nedeniyle -özellikle dolarda- dolar cinsinden ifade etme durumunu değiştirdiniz çünkü dolara çevrilirse dolardaki yükselme nedeniyle kişi başına düşen millî gelirin dolar karşılığı 8.500 küsur dolara düşüyordu. Bunu kamufle etmek için, kapatmak için bir yeni kavram uydurdunuz: Satın alma gücü paritesi. Dolar bazında izlemekten vazgeçtiniz ve satın alma gücü paritesiyle, o tanımlamayla izlemeye başladınız." Elbette öyle olacak.

Şimdi düşünün değerli arkadaşlar, kişi başına düşen millî gelir 10 bin dolar. Türkiye'deki bir vatandaşımızın satın alma gücünü ifade ediyor bu rakam, onu temsil ediyor, mal ve hizmet satın alma kapasitesini ifade ediyor, ifade etmesi gerekir. Şimdi düşünün, her şey sabit, içeride fiyatlarda herhangi bir problem yok. İçeride bu parayla, bu satın alma gücüyle ne kadar mal ve hizmet satın alabiliyorsa kurdaki hareketlenmeden sonra da aynı mal ve hizmeti satın alabiliyor. Yani, kurdaki hareketlenme nedeniyle dolara dönüştürdüğümüz zaman ortaya çıkan düşüş fiktif bir düşüştür, sanal bir düşüştür, reel bir düşüş değildir. Reel olabilmesi için, eline geçen parayla satın alabileceği mal ve hizmetin miktarında bir azalma meydana gelmiş ise o zaman gerçekten bunu söyleyebilirsiniz. Var mı? Yok. Böyle bir iddia da yok. Dolayısıyla, tanımlama son derece uygundur. Çünkü dolarla ya da herhangi bir para birimiyle tanımlamak her zaman gerçeği doğru olarak yansıtmayabilir. Arkasındaki tanımlanmak istenen, esas itibarıyla, o parayla ne kadar mal ve hizmet alınabildiği, kaç kilo peynir, zeytin, her neyse yani hangi kriteri kullanıyorsanız, hangi somut veriyi dikkate alıyorsanız, onu satın alma kapasitesini ve gücünü yansıtır. Eğer burada bir değişiklik yoksa esas o zaman yanıltıcı olur. 10 bin dolardan kurdaki hareketlenme nedeniyle 8.500 dolara düşmüştür. Siz kullanıcıya, içerideki ve dışarıdaki okuyuculara, ilgililere bu rakamı bu şekilde verdiğiniz zaman algı şu şekilde olacaktır: 1.500 dolarlık satın alma gücünde bir azalma meydana gelmiş gibi kabul edilecektir. Peki, bu doğru mu? Doğru değil. Biliyorum, o dergi öyle yazıyor yani ona bir itirazımız yok, dolar bazına çevirdiğiniz zaman ona bir itirazımız yok, onu söylemeye çalışıyorum. Ama esas o zaman gerçek ortaya konulmamış olur ve yansıtılmamış olur. Düzeltilmesi gerekiyor ve o kitapçık doğruyu yansıtıyor bu anlamda çünkü bizim bir başka görevimiz de var aynı zamanda: Kamunun doğru bilgilendirilmesi, gerçek bilgilendirilmesi, onu yapıyoruz sadece.

Değerli arkadaşlar, tabii, Hükûmet programı çok ayrıntılı konuşulmadı; her şey konuşuldu. Eleştirmek için söylemiyorum, bir tespit olarak ifade etmeye çalışıyorum ama Hükûmet programını da konuşmamız lazım çünkü onu müzakere ediyoruz. Yani, Hükümetimiz bir program getirmiş, nedir? İn midir, cin midir? Ne işe yarar? Yani, hakikaten sorunlara parmak basabilmişler mi, isabetli tespitler ve hedefler ortaya koyabilmişler mi? Bunları da konuşmamız gerekir elbet, her şeyi konuşmamız gerekir, itirazım yok ama bunları da konuşmamız gerekir. İzniniz olursa ben biraz o noktalara değinmek istiyorum.

64'üncü Hükûmetimizin Programı'nı üç ana kavram ve hedef üzerine oturttuğunu söylemek mümkün. Bunlardan bir tanesi, Türkiye'nin zenginleştirilmesi, üretimin arttırılması, millî gelirin arttırılması. Nasıl yapmaya çalıştığını biraz sonra ayrıntılarıyla paylaşmaya çalışacağız.

İkincisi, artan millî gelirin daha adil bir şekilde dağıtılması.

Üçüncüsü de daha özgür ve demokratik standartların yükseltildiği bir Türkiye'ye ulaşılma hedefi. Üç tane temel hedef var.

Birinci hedefle ilgili olarak, elbette "zenginleşme" demek sonuç itibarıyla üretilen mal ve hizmetin arttırılması demektir, ülkenin millî gelirinin büyütülmesi demektir. Son on üç yılda millî gelir reel bazda -hangi kriteri, ölçüyü alırsanız alın- üç kat zenginleşmiştir; ister dolar bazında alın, ister sabit fiyatlarla alın, hangi kriter, ister satın alma paritesi itibarıyla, daha da fazla, üç kat zenginleşmiştir Türkiye. Bu tespiti bir yapalım, yanımızda dursun. Hükûmet programında bu çok açık bir şekilde ve cesaretli bir şekilde ortaya konuluyor. Tabii, bunun yapılabilmesi için mutlaka yöntemlerinin de ortaya konulması gerekir. Sadece "Biz millî geliri arttıracağız. Türkiye'yi, ülkeyi şu kadar zenginleştireceğiz." demekle bu iş olmaz, bunu herkes bilir, en iyi de biz biliyoruz, en iyi AK PARTİ biliyor. Çünkü realist olmayan iddialarla yola çıktığınızda bunun adı masaldır; öyle, masaldır. Biz masal anlatmadık, hiç masal anlatmadık. Bugün de öyle, masal anlatmıyoruz, anlatmış olsaydık bugün bu tablo farklı olurdu, bu Meclisin tablosu, farklı bir siyasi durum ortaya çıkardı. Yani bizim masal anlatmadığımızın en büyük delili ve ispatı, en son ispatı 1 Kasım seçim sonuçlarıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Millî gelirin artırılması... Bakın, Hükûmet son derece isabetli bir kararla... Şu anda bir orta gelir tuzağı sıkıntısıyla karşı karşıyayız, bunu açıkça da itiraf ediyoruz, herhangi bir problem yok. Ayrıntıya -teknik bir konu- girmeyeceğim. Bunu aşabilmemiz gerekiyor ama mevcut üretim yapısı ve yöntemiyle ve çeşidiyle orta gelir tuzağından Türkiye'nin çıkartılmasının mümkün olmadığını biliyoruz. Herkes konuşuyor, Hükûmetimiz farkında. O nedenle zaten özellikle katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesi, teknoloji barındıran, daha yüksek oranda teknoloji barındıran ve fiyatı yüksek olan ürünlerin üretilmesi noktasında inanılmaz bir kararlılık söz konusu ve bunu da Hükûmetimiz "yenilikçi üretim" olarak tanımlıyor. Bakın, bunun takdir edilmesi gerekir, bu son derece önemli. Hakikaten yani söylersiniz biz şunu yapacağız, bunu yapacağız ama kullandığınız, önerdiğiniz araçlar eğer bu hedefe ulaşmak için yeterli değil ve zayıf ise işte o zaman masal olur. Onun için...

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) - Masal dinliyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yani masal konusunda sizinle aynı görüşte değiliz, kusura bakmayın.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) - Masal... Masal...

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Tabii, şimdi, orada birinin hakemliğine başvurmamız gerekir. Siz öyle söylersiniz, biz böyle söyleriz. Hakem de bellidir, hakem de kararını vermiştir.

Bakın, programda özellikle belli alanların bu anlamda bu hedefe ulaşmak için itici motor gücü olarak kullanılması kararı ve iradesi vardır. Onunla ilgili aslında kararlar alınmaya başlanmıştır. Yeni dönemde bunların kapasitesinin ve performansının daha da genişletilmesi, hacimlerinin büyütülmesi noktasında kesin bir irade ve kararlılık söz konusudur. Özelikle, bakın, yerli üretim... Yani bu hedefe ulaşmak, orta gelir tuzağından Türkiye'nin hızla çıkabilmesi için yerli üretim, ilaç ve tıbbi cihaz ürünlerinin üretilmesi, biyoteknolojik ilaç, biyomalzemeler, biyometrik ekipmanların üretilmesi, elektronik sektörünün daha etkili bir şekilde devreye sokulması, yerli otomotiv sektörünün bu amaçla aktive edilmesi, demir-çelik sektörü, yerli savunma sanayisinin itici güç olarak, yani bu hedefe ulaşmak için itici güç olarak kullanılması. Ha, bunlar da hayal değil, bunlar da masal değil.

Bakın, AK PARTİ hükûmetlerinden önce yerli savunma sanayisinde yerli üretim oranı yüzde 20 civarında iken bugün bu oran yüzde 60'lara ulaşmıştır. Askerin elindeki o basit diyebileceğimiz piyade tüfeğini dahi yüzde 100 yerli olarak yapma kapasitesine sahip olmayan bir Türkiye'den bugün artık çok daha sofistike füze sistemlerinden, yine ilk defa yüzde 100 yerli tasarım savaş gemilerine, tank ve motorlarına kadar ürünleri konuşuyoruz, onların üretimlerini tartışıyoruz. Bunlar reel şeyler, gerçek şeyler, bunlar masal değil, bunlar yapılan şeyler. Ve zaten bu ülkenin savunulması ve bütün vatandaşlarımızın bu topraklarda özgürce yaşaması söylemle olmaz. Her şeyden önce fiziki olarak oraların savunulabilmesi gerekir. İstediğiniz kadar nutuk atın, istediğiniz şeyi söyleyin, istediğiniz kadar insanların hoşuna gidecek kelimeler kullanın ama askerinizin elinde gerektiği zaman üretici ülke tarafından rahatlıkla bloke edilebilecek bir piyade tüfeğini dahi yerli olarak sunamıyorsanız bütün bu konuşmaların hiçbir anlamı yok. İşte masal odur, o nedenle söylüyoruz, biz masal anlatmıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sadece mal ve hizmetlerde değil, bakın, sadece fiziki mal üretiminde değil, aynı şey hizmetler içinde geçerli. Katma değer yüksek, biz eğer bu hedeflere ulaşmak istiyorsak geleneksel üretim araçlarının, ürünlerinin ötesine geçmemiz gerekiyor ve geçmeye başladık, bunların en ilginçlerinden bir tanesi, en somut örneği sağlık turizmidir. Geçen yıl Türkiye'ye bu amaç için 500 binden fazla turist gelmiştir.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) - Özel sektöre geliyor ama.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Türkiye'de sağlık hizmetlerinden faydalanmak için. Gelenler, yanlış anlamayın, sadece estetik amaçlı değil, sadece basit göz operasyonları için değil, en sofistike sağlık operasyonları için, baypas da dâhil olmak üzere; dünyanın her yerinden sadece Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Balkanlar değil, Amerika'dan, özellikle Batı Avrupa'dan insanlar geliyor. 500 bin kişiden bahsediyoruz, 500 bin kişi ve sadece fiyat avantajı için gelmiyor. Hiç kimse ucuz diye kalbini teslim etmez herhâlde eğer orada gerçekten kaliteli bir sağlık hizmeti sunulmuyorsa, en ufak bir risk varsa böyle bir tercihte bulunmaz.

Bakın, ilginç olan şu: Bu 500 bin kişi geçen yıl 2,5 milyar dolar bıraktı, kişi başı 5 bin dolar. Normal bir turistin Türkiye'de bıraktığı para bin dolar. Tam 5 katı, bakın. Sağlık turizminde bir kişinin, bir turistin Türkiye'de bıraktığı para tam 5 bin dolar; 5 katı, 5 bin dolar. Hikâye anlatmıyorum, masal da anlatmıyorum, olanlardan bahsediyorum, "cek, cak" da değil. Geçen sene Türkiye'ye gelen insanlar...

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Bakanınız niye Amerika'da ameliyat oldu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yani, bütün dünya Türkiye'nin... Bir örnek olarak bunu söylüyorum. Bunu eğitime teşmil edebilirsiniz, başka alanlara, ulaşıma teşmil edebilirsiniz, her yere yansıtabilirsiniz. Ben sadece ilginç bir örnek olsun diye söylüyorum sağlığı. Bütün dünya Türkiye'ye güveniyor, onun için geliyor. Hem parasını bırakıyor hem sağlık hizmetinden faydalanıyor.

Ve bakın, değerli arkadaşlarım, istişare ederken temenniler güzel, biz de katılıyoruz. Yine Naci Bey'in söylediği gibi, her türlü öneriye, özellikle yapıcı, katkı sağlayıcı ve bizim alacağımız kararlardaki isabet oranını artıracak her türlü karara elbette saygı duymamız gerekir, kulak vermemiz gerekir, veriyoruz da zaten. Ama biraz önce anlatmaya çalıştığım gibi somut olması gerekir değerli arkadaşlar; somut, uygulanabilir, reel... Yani onun ötesine geçtiği zaman, reel rakamlarla olabilirliği konusunda desteklenemeyen iddialar eğer olursa, o zaman onun ismi başka olur dolayısıyla somut olması gerekiyor. Ona da her zaman açığız. Bunu da buradan belirtelim.

Şimdi, tabii, sağlık hizmetlerinden, hemen belki soru olarak akla gelebilir: Sadece yabancılar mı faydalanıyor? Hayır tabii. Esas olarak bu ülkenin, Türk milletinin evlatları, bu ülkenin vatandaşları faydalanıyor ve her yerde faydalanıyor.

Bakın, seçim çalışmaları sırasında seçim bölgem Giresun'da bir köyde dolaşırken bir vatandaşımız geldi, dedi ki: "Bir hafta önce babamı baypas ameliyatı yaptırdık Giresun'da ve bir kuruş para vermedik." Şimdi, böyle bir operasyon için diyelim on dört yıl önce, on beş yıl önce Giresun'un ya da başka bir yerin ya da Sivas'ın köyündeki bir vatandaşımızın Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlere gitmesi gerekirdi. Öyle değil mi? Bu hizmeti Anadolu'da alabilmesi kesinlikle mümkün değildi. Ayrıca, belki 50 bin lira mı dersiniz, 100 bin lira mı dersiniz, ciddi olarak da bir ödeme ve harcama yapması gerekirdi. Yani, bunun anlamı, o vatandaş bunu yapamayacağı için orada ölüme mahkûm edilirdi. Aynen tablo buydu. Bu sadece tabii Giresun değil, Giresun da bir örnek, Sivas da öyle. Biraz önce bir tanımlama kullanıldı Sivas için, "geri kalmış" diye; hayır, bilmiyorum en son ne zaman gittiniz, muhtemelen on üç on dört yıl önce gittiniz, gidildi. Bugün Sivas gelişmiş, bu saydığımız hizmetlerin hepsi dâhil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sadece o değil, gidin bakın, bugün Sivas'ta dershane başına düşen öğrenci sayısı kaç? Bakın, 21 ya da 22, 30'lardan geldi buraya, bir örnek yani.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Ne zaman gittin Sayın Canikli?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Hizmetin, yaşamın standardının ölçüleri nedir? Bunlardır işte, onları örnek veriyorum. Dolayısıyla, "Sivas geri kalmıştır." kavramını kabul etmiyoruz, doğru da değil zaten, Sivas gelişmiştir, Türkiye'nin bütün illeri gibi gelişmiştir.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Türkiye'nin en çok göç veren ili.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Hastalardan 13 kalem katkı payı alıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bakın, bir şey daha söyleyeyim, hoşunuza gitmeyecek, kusura bakmayın. Yine seçim bölgemden örnek veriyorum ama bu örnek tüm Türkiye'nin tüm illerine teşmil edilebilir. Ordu-Giresun Havaalanı açıldıktan sonra -yine "Hayal görüyorsunuz." diyorlar- bir gün bir hemşehrim telefonla beni aradı, dedi ki: "Havaalanına yürüyerek gidiyorum." Giresun-İstanbul 90 lira otobüsle, gidiş dönüş ne kadar biliyor musunuz uçakla? 80 lira değerli arkadaşlar, 80 lira.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) - Ankara?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - On beş yıl önce, on dört yıl önce böyle bir hizmetten ancak filmlerde gördüğünüz, elinde çanta, içinde para dolu olduğunu tahmin ettiğimiz bu tipler ancak faydalanabilirdi ama vatandaş yürüyerek evinden geliyor, havaalanından gidiş dönüş 80 liraya... (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Masal anlatmıyoruz, bunların hepsi gerçek şeyler, hepsi reel şeyler değerli arkadaşlar. Hiçbir ilimize haksızlık etmeyelim, hiçbir yere haksızlık etmeyelim.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Cepten harcama miktarını söyler misiniz Canikli Bey?

MUSA ÇAM (İzmir) - Anlattıklarına Elitaş bile gülüyor, Elitaş bile gülüyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Keşke zamanım olsa da hepsini söylesem keşke ama zamanımı kendi programım doğrultusunda kullanacağım ama Sayın Başkan takdir ederse tabii hepsini kullanacağız.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Cepten harcamalardaki artışı söyleyin. Vatandaş gidemiyor Canikli Bey, doğru söylemiyorsunuz. Cepten harcama miktarını söyleyin.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Canikli, bu söylediklerini kendi grubun yer de biz yemeyiz, Sivas büyüyormuş!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar...

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Sağlık Bakanınıza sorun.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sivas Türkiye'nin en çok göç veren ili, gelişiyorsa niye göç veriyor?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Evet, gidin, hepsi var, hepsi var orada. Ama şunu diyorsanız: Tabii, Boğaziçi'ni Sivas'a taşıyamayız, kusura bakmayın onu yapamayız yani Boğaz Köprüsü'nü de taşıyamayız Sivas'a. Ama onun dışında, beş yıldızlı hastanelerden tutun okullara kadar, ulaşım imkânlarına kadar ne istiyorsanız hepsi Sivas'ta var.

VELİ AĞBABA (Malatya) -Doğuda göç vermeyen bir tane il var mı Sayın Canikli?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Gidin bakın, buyurun, Sivas burada, gidin bakın. Arkadaşlar, rahatsız olmanıza gerek yok, herkes faydalanıyor bundan. Yani bütün, 78 milyon vatandaşımız faydalanıyor, sadece AK PARTİ'liler faydalanmıyor, öyle de olması gerekir zaten elbette.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Göç vermeyen bir tane il var mı, göç vermeyen? Büyüyen bir tane il var mı? Ekonomik büyüyen, ekonomisi büyüyen bir tane il var mı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yani o uçaklardan herkes faydalanıyor.

Tabii, burada değerli arkadaşlar, bu hedefe ulaşılabilmesi için cari açık problemini de çözmemiz gerekiyor. Cari açık büyümenin önündeki en büyük engellerden bir tanesidir. Cari açık demek finansman ihtiyacı demektir, finansman ihtiyacı yüksek faiz demektir ve Türkiye'nin ekonomisinin hep yumuşak karnı olarak gösterilen en büyük problemlerden bir tanesi odur ama hamdolsun, son üç ayda özellikle...

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) - Satın alma paritesini yeniden hesaplayın, getirin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - ...ağustos, eylül, ekim ayı rakamlarına baktığınızda hep eleştiri konusu yapılan, içeride ve dışarıda, bütün uluslararası denetim kuruluşları tarafından ve bu kürsüden çokça dile getirildiği şekilde ve doğru bir şekilde aynı zamanda, en büyük eleştiri konusu olan cari açık probleminde bakınız, son üç aydaki rakamlar, inanılmaz rakamlar ortaya çıktı. Yıllardan beri hasret kaldığımız, ağustos ayında cari fazla verdi Türkiye. Yani döviz gelirimiz döviz giderimizden fazla verdi ve üzerine çıktı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Aynı şey eylül ayı için de geçerli ve ekim ayı cari rakamları henüz yayımlanmadı ama dış ticaret rakamları yayımlandı, 3,9 milyar dolar. Bu da ekim ayı cari dengenin aşağı yukarı sıfıra yakın yani açık vermeyeceğinin işaretlerinden bir tanesi. En büyük eleştiri konusu buydu, onun için vurguluyorum ama bakın, bundan sonra inşallah trend devam eder. Tabii, çok erken konuşmamak lazım, onu da söyleyeyim yani bir beş-altı aylık dataları izlemek lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Kesin bir trend olabilmesi için onları takip etmemiz gerekiyor.

BAŞKAN - Evet, iki dakika lütfen, Nurettin Bey...

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ondan sonra onu da halledeceğiz.

Diğer konular, bakın, değerli arkadaşlar, ikinci konu, gelir artarken, Türkiye büyürken, millî gelir artarken bunların daha adil bir şekilde dağıtılması. Şimdi, belki şaşıracaksınız, Türkiye Cumhuriyeti'nin bilinen tarihi içerisinde gelir dağılımının en iyi düzeldiği dönem son on üç yıllık dönemdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sağlığınıza zarar vermesin, sağlığınıza çünkü sağlığınız bozulur.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) - Maşallah!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Evet, aynen öyle.

Değerli arkadaşlar, bakın, ben size biraz önce de söyledim yani hiç hikâye anlatmayacağız, hiç masal anlatmayacağız. Şimdi, bakın, rakamları söyleyeyim size.

MUSA ÇAM (İzmir) - Söylediklerine Elitaş bile gülüyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - O mutlu, onun için gülüyor, mutlu o, mutlu o. Mutlu olduğu için gülüyor değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, 2002 yılı. Yani o rakamları da AK PARTİ hükûmetlerinin iktidara geldiği dönem olduğu için alıyorum, başka hiçbir anlamı yok. En fakirle en zengin arasındaki gelir farkı ne kadardı?

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) - Ne kadardı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - 9,5 kattı. Bugün ne kadar? 2014'ün ağustosu galiba, evet. Ne kadar arkadaşlar biliyor musunuz? 7,4'e gerilemiş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) - Maşallah!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Evet, maşallah, hakikaten maşallah. Teşekkür ediyorum. Nazar değmesin.

Ve bu, kesintisiz on üç yıldan beri. Yani ibre böyle. Aşağı doğru gidiş yok. İşin garibi ne biliyor musunuz, AK PARTİ dönemine kadar da sürekli bozulma devam etmiş. Yani o yüzden bu rakamları teyit eden birkaç rakam daha vermek istiyorum. Bakın, yine 2002'de Türkiye'de en zengin yüzde 20'lik kesimin millî gelirden aldığı pay yüzde 50,1 iken, bu oran 45,9'a düşmüş. Yani zenginin millî gelirden aldığı pay azalmış ama buna mukabil en fakir yüzde 20'nin millî gelirden aldığı pay yüzde 5,3'ten yüzde 6,2'ye çıkmış. Bunlar hepsi rakamlar. Bu rakamları biz söylemiyoruz. Bu rakamlar bizden önce de aynı yöntemle hesaplanıyordu. Evet, aynen böyle. Açın, bakın. Şu anda TÜİK'in sayfa sayısını hatırlamıyorum ama girdiğiniz zaman rahatlıkla bulursunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Sayın Başkan, istirham ediyorum...

BAŞKAN - Bağlayalım lütfen Nurettin Bey.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bitiriyorum.

Peki, bunlar tesadüf mü arkadaşlar? Bunların hiçbirisi tesadüf değil. Tesadüf olmadığının en önemli göstergesi nedir? Bakın, yine 2002 bütçesine baktığınız zaman 100 liralık harcamanın 43,2 lirası faize gidiyor. Yani toplam devlet bir yılda 100 lira para harcıyor, 43,2 lirasını faiz ödemelerine aktarıyor. Kime aktarıyor faiz ödemelerine? Para babalarına, zengine. Öyle değil mi? Faizle geliri kim elde eder? Zengin elde eder. Yani devletin bütçesinin yarısı yaklaşık 200 bin kişiye aktarılıyor. 2002'nin tablosu bu. Geriye kalan -o zamanki rakamlar için söylüyorum- 70 milyona da yüzde 47'si aktarılıyor değerli arkadaşlar. Tablo bu. Allah aşkına, milletin ürettiği kaynakların hemen hemen yarısına yakını faiz geliri elde eden ve sayısı yaklaşık 200 bini geçmeyen insanlara aktarılıyor. Bugüne kadar 11,4. Rakamsal olarak değer ne kadar? Şöyle söyleyelim. Bakın, eğer 2002'deki rakam hiç değişmemiş olsaydı, aynı oran, bugün, 2015 bütçesine uygulanmış olsaydı ödememiz gereken faiz rakamı, toplam rakam yaklaşık 473 milyar lira, 2015 bütçesinde -43,2'yle oranladığınız zaman- 204 milyar lira faiz ödenmesi gerekirdi.

BAŞKAN - Sayın Canikli, bağlar mısınız efendim...

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ne kadar öngörülüyor? 54 milyar lira.

Bakın, sadece bundan dolayı, 2015 rakamlarıyla bir yılda elde edilen tasarruf 150 milyar lira değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Masal anlatmıyoruz, gerçekleri konuşuyoruz. Bunu bu hükûmetler yaptı. AK PARTİ'nin bu hükûmetleri tarafından hayata geçirildi.

BAŞKAN - Nurettin Bey, lütfen selamlar mısınız...

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Tamamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bir teşekkürü hak etmiyor mu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bakın, şu tabloya bakın. Bu Hükûmet bir teşekkürü hak etmiyor mu değerli arkadaşlar? Bundan herkes faydalanıyor. Bundan hepimiz faydalanıyoruz.

Ve sosyal politikalara, tabii, giremedik. Sosyal devlet olmanın, yine, aynı şekilde, bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, gerçek anlamda, içini doldurarak en etkili bir şekilde hayata geçiren hükûmetler, AK PARTİ hükûmetleridir.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) - Kaç milyon insan yardıma muhtaç, kaç milyon insan?

BAŞKAN - Nurettin Bey...

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Sadece bir örnek verip izninizle, tamamlıyorum Sayın Başkan.

Bakın, yine, bu seçim çalışmaları sırasında bazı işverenler bize şunu şikâyette bulunmak için geldiler, dediler ki: "Bazıları bize geliyor, sigortasız olarak çalışmak istiyor." Hâlbuki tam tersidir normalde. Yani işveren sigortalı yapmak istiyor ama çalışmak isteyen... Hepsi değil tabii, yani bazıları için. Yaşadığımız somut hadiseler bunlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ve diyor ki işçi: "Ben sigortasız çalışmak istiyorum." "Neden?" diye sorduklarında "Çünkü yeşil kartın sunduğu imkânlardan faydalanmaya devam etmek istiyoruz. Eğer, sigortalı olursak yeşil kartımızı alıyorlar." O yüzden, öyle bir sosyal imkân sağlıyoruz ki -sadece onlara değil- diğerlerine de öyle bir imkân sağlıyoruz ki, düşünebiliyor musunuz, sigortalı olarak çalışmak istemiyor.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Demek ki sigortalıya sağlık hizmeti vermiyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ne derseniz deyin, biz, bunları bu milletimize sunmaya devam edeceğiz ve bu Hükûmetin bu programıyla, inşallah, Türkiye, on üç yılda geldiği noktanın çok daha ilerisine gidecek.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) - Kendi parti programına uymayan bir parti.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Biz mutluyuz. Bizim yüzümüz gülüyor. Elitaş'ın da gülüyor, hepimizin gülüyor. Milletin gülüyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)