Konu:HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, ekonominin kötü yönetildiği iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Ali Babacan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/55)
Yasama Yılı:5
Birleşim:88
Tarih:01/04/2015


HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, ekonominin kötü yönetildiği iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Ali Babacan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/55)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarafıma yöneltilen gensoru önergesine ilişkin şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında dün hain bir saldırı sonucunda şehit olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Selim Kiraz'a Allah'tan rahmet diliyor, ailesine ve tüm yargı camiasına başsağlığı diliyorum. Bu saldırıyla ilgili yargı ve Emniyet birimlerimiz geniş bir çalışmayı başlatmış durumdalar ve yakın bir zaman içerisinde olayın bütün cepheleriyle aydınlanması için yoğun bir çabanın olduğunu da özellikle belirtmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünya ekonomisine şöyle bir bakacak olursak henüz geneli kapsayan dengeli ve sürdürülebilir bir toparlanmayı göremiyoruz, 2008 krizinin etkileri hâlâ devam etmekte. Bölgeler ve ülkeler arasında ekonomik aktivite önemli ölçüde değişiklik göstermekte.

Gelişmiş ülkelerden Amerikan ekonomisi nispeten hızlı toparlanırken avro bölgesi ve Japonya'da büyüme yavaş ve düzensiz seyretmekte. Gelişmekte olan ülkelerde ise büyüme rakamlarında genel olarak bir yavaşlama söz konusu. Latin Amerika'nın geçen yılki büyümesi ortalama yüzde 1,3'e düşmüş durumda ve Avrupa'nın tümünün geçen seneki büyümesi yüzde 1,3. Avro bölgesinde, Almanya'nın ve Fransa'nın da içinde bulunduğu avro bölgesinde de sadece yüzde 0,8'lik bir büyüme var.

Dünyaya şöyle baktığımızda, Asya'da -Çin'in biraz da lokomotifliğini yaptığı- daha hızlı büyüme rakamları görüyoruz ancak orada da yavaşlama var. Çin için dahi artık yüzde 9'luk, 10'luk rakamlar mümkün görünmüyor, yüzde 7'nin de altında bir rakama doğru bu yıl seyretmekte Çin ki tasarruf oranı millî gelirinin yüzde 52'si olan bir ülkeden burada bahsetmekteyiz.

Türkiye'yi çevreleyen coğrafyaya şöyle bir baktığımız zaman, Ukrayna ile Rusya arasında savaş diyebileceğimiz noktaya gelen ciddi sıkıntılar var. Suriye'de bir iç savaş var. Yemen'e karşı 10 ayrı ülkeden oluşan bir koalisyon gücü yeni bir operasyon başlatmış durumda. Irak hâlâ istikrarını sağlayabilmiş değil, Irak'ın üçte 1'i bir terör örgütü tarafından fiilen işgal altında.

Avrupa'daki bu ciddi ekonomik sıkıntılar ve hemen ülkemizin yanı başındaki çok ciddi jeopolitik risklere rağmen Türkiye ekonomisi büyümeye devam ediyor ve geçen yıl yakalamış olduğumuz yüzde 2,9'luk rakam, aslında bütün bu şartlarda olumlu bir rakam. Biraz önce saydığım problemlerden herhangi bir tanesi dahi Türkiye'yi resesyona sürükleyebilecek güçte olaylar. Hemen sınırında savaş yaşayıp da bir şey yokmuş gibi büyümeye devam edebilen bir ülke Türkiye. Yine, Avrupa'yla bunca yoğun ticaret ve finansman bağlarına rağmen, Avrupa'daki krizin 2008 yılından bu yana bütün şiddetiyle devam etmesine rağmen Türkiye olumlu bir şekilde ayrışmış durumda ve büyümeye devam etmekte.

Bu geçtiğimiz dönemde yaşanan kriz küçümsenecek bir kriz değil, son yüzyılın en büyük ekonomik ve finansal krizi, maliyeti İkinci Dünya Savaşı'nın getirdiği maliyetten daha fazla. Pek çok ülkenin parlamentosu bu dönem içerisinde çok zor kararlar almak zorunda kaldı, çok acı reçeteler uygulamak zorunda kaldı. Çok yüksek vergi artışları, memurları işten çıkartma, fiilen maaşları azaltma, emekli maaşlarına vergi getirme gibi çok ciddi ve zor tedbirler Avrupa ülkelerinin parlamentolarında tartışıldı ve mecburiyetten alınmak zorunda kalındı. Biz, çok şükür, Türkiye'de bu tür olumsuzlukların hiçbirini yaşamadık, bunca sıkıntılı tabloya rağmen topyekûn kalkınmaya devam ettik. Nereden bakarsak bakalım, 230 milyar dolardan 800 milyar dolara ulaşmış bir ekonomimiz var. İhracatımız 36 milyar dolardan 160 milyar dolara çıktı. Dünya Bankasının sınıflandırmasına göre alt orta gelir grubundan üst orta gelir grubuna resmen yükseldik. 2002 yılında Türkiye'nin ortalama geliri Avrupa Birliği ortalamasının yüzde 35'indeydi, henüz 2014 rakamları açıklanmadı ama 2013'te bu oran yüzde 53'e çıktı. Yani, Avrupa Birliği ortalamasının yüzde 35'inden yüzde 53'üne yükselen bir refahımız var ve bunlar satın alma gücü paritesine göre hesap edilmiş rakamlar, günlük kur hareketlerinden etkilenmeyen rakamlar. Türkiye'de gelir dağılımı bu süre içerisinde düzeldi. Günlük 1 doların altında geliri olan vatandaşımız kalmadı, günlük 2 doların altında geliri olan bir vatandaşımız kalmadı. 4,3 dolara dahi baktığımızda bunun oranı yüzde 30'dan yüzde 2,06'ya düştü. Dünyada şu anda 7 milyar nüfusun tam 1 milyarı 1 doların altında bir parayla geçinmeye çalışıyor. Bizde böyle bir nüfus hamdolsun yok. Tüm OECD ülkeleri içerisinde gelir dağılımının en hızlı düzeldiği ülke olduk. Dünya Bankasının son raporlarına göre, son on yılda Türkiye'de orta sınıfın büyüklüğü tam 2 kat arttı. Nüfusumuzun yüzde 22'si uluslararası standartlarda "orta sınıf" diye tanımlanırken şu anda bu yüzde 44'e yükselmiş durumda.

Türkiye'nin son birkaç yıldır büyüme rakamlarında tüm Avrupa'ya ve tüm gelişmekte olan ülkelere paralel olarak, benzer olarak bir düşüş olsa da Türkiye'de istihdam artmaya devam ediyor. 2009'dan bu yana 6 milyon kişi toplam çalışan sayımızda artış var ve son açıklanan 2014 istihdam rakamlarına göre de 2013 yılından 2014 yılına toplam 1 milyon 332 bin kişi istihdam artışımız var. Çalışan iş gücü yüzde 5,04 artmış durumda bir yılda yani yüzde 2,9 büyümeye yüzde 5,04'lük bir istihdam artışı var. Bir yandan da iş gücüne katılım oranımız hızla artıyor. Bir yılda tam 3 puanlık artış var iş gücüne katılım oranında. Başta kadınlarımız olmak üzere artık nüfusumuz, halkımız daha çok iş dünyasına, çalışma hayatına katılmak istiyor. Bunun sonucu olarak da istihdam artmasına rağmen işsizlik oranlarımızda da belli miktarlarda, belli oranlarda artış söz konusu. Ama Türkiye kadar yüksek istihdam üreten bir başka ülke, şu anda, ne gelişmekte olan ülkeler içerisinde ne de gelişmiş ülkeler içerisinde yok. Yani 2009'dan bu yana toplam istihdamdaki artışımızın yüzdesine bakarsanız başka ülkede böylesine bir rakamı kolay kolay göremiyorsunuz.

Bütün bu büyümeyi biz mali disiplinle sağladık. Bir yandan büyürken bir yandan borç stokumuzu düşürdük. Kısa vadeli sürelerde büyüme kolaydır; bazen para basarak, bazen bütçe açıklarını alabildiğince yükselterek ülkeler kısa vadede büyümeyi elde edebilir. Bizim büyümemiz böyle bir büyüme değil; dengeli bir büyüme, sıhhatli bir büyüme, kaliteli bir büyüme. Büyümeyle beraber, bizde enflasyonla mücadele devam ediyor. Büyümeyle beraber, bütçe disiplini devam ediyor ve son açıklanan rakamlara göre de borcumuzun millî gelire oranı yüzde 33,5'a düşmüş durumda, en son açıklanan millî gelir rakamlarına göre hesap ettiğimizde, 2014 sonu itibarıyla yüzde 33,5 ve borç stokunun kur, faiz ve likidite risklerine karşı duyarlılığı da önemli ölçüde azalmış durumda.

Güçlü bir bankacılık sektörümüz var. Yüzde 16 sermaye yeterliliği olan ve sadece yüzde 2,9'luk bir takibe geçen alacak oranı olan bir bankacılık sistemimiz var. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumumuz sektörü yakından izliyor ve sektörün dengeli ve sağlam bir şekilde büyümesi için gerekli her türlü tedbiri alıyor.

Para politikalarında Merkez Bankamızın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak. Merkez Bankamız, Hükûmetle birlikte enflasyon hedefini tespit ediyor ve bu hedefle uyumlu olarak fiyat istikrarını sağlayıcı para politikasını belirliyor. Merkez Bankasının uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisinin belirleme yetkisi bulunmakta. Merkez Bankası, geleneksel araçların yanı sıra yeni politikası çerçevesi dâhilinde faiz koridoru, rezerv opsiyon mekanizması gibi araçlardan da yararlanıyor. Ayrıca, Merkez Bankamıza, fiyat istikrarını sağlama amacıyla çelişmemek kaydıyla, Hükûmetin büyüme ve istihdam politikalarını da destekleme ve finansal sistemde istikrarı sağlayıcı ve para ve döviz piyasalarıyla ilgili düzenleyici tedbirleri alma görevi de tevdi edilmiş bulunmakta.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerek 2008 yılı küresel finansal krizinde gerekse 2013 yılında Amerikan Merkez Bankasının almış olduğu kararlar ya da ilan ettiği, atacak olduğu adımlar kuşkusuz küresel piyasalar açısından son derece önemli ve özellikle, geçtiğimiz son aylarda bir yandan Amerikan Merkez Bankasının sıkılaştırma yönünde atacağı adımların etkisi, bir yandan da Avrupa Merkez Bankasının gevşetici yönde attığı, atacağı adımların etkisiyle euro/dolar paritesinde çok önemli değişiklikler oldu ve dolar pek çok para birimi karşısında değer kazandı. Euro/dolar paritesi son bir yıl içerisinde son derece oynak oldu.

"Peki, Türk lirası bu dönemde ne oldu?" diye bakacak olursak: Kısa vadeli dönemlere bakarsak çok farklı sebeplerden inişler çıkışlar olabilir. Bir yıllık dönemi ele alıp şöyle bir incelediğimizde yani 31 Mart 2015 ile 31 Mart 2014 arasındaki on iki aylık döneme baktığımızda öncelikle şunu görüyoruz: Amerikan doları pek çok para birimi karşısında değer kazanmış durumda ve pek çok ülkenin para birimi de dolayısıyla dolar karşısında değer kaybetmiş durumda. Euro, son bir yılda Amerikan dolarına karşı tam yüzde 28 değer kaybetmiş on iki aylık dönemde, Türk lirası ise yüzde 21 değer kaybetmiş. Bu, şu demek: Almanya'da ya da Fransa'da yaşayanlar için ya da euronun kullanıldığı 19 ülkede yaşayanlar için dolar kuru bizdekinden çok daha fazla artmış bu on iki aylık dönemde. Bizdeki artış yüzde 21,9; euro bölgesindeki artış yüzde 28,2. Aynı dönemde Türk lirası, dolar karşısında yüzde 21,9 değer kaybederken euro karşısında yüzde 5,4'lük değer kazanmış durumda. Yani geçen sene, 31 Martta bakıyoruz, euro kuru 2,95 -belki o günleri unuttuk ama- bugün 2,79. Dolayısıyla, değerlendirmelerimizi yaparken sadece Türkiye'ye özgü koşullara bakmayacağız, tüm dünyadaki koşullara da dikkat edeceğiz.

Şu anda Türkiye dışa açık bir ekonomi, sermaye hesabının açık olduğu bir ekonomi, sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir ekonomi. Dışa açık bir ekonomi kuşkusuz küresel dalgalanmalardan etkilenir ama burada önemli olan, bizlerin ekonomi yönetimi olarak küresel dalgalanmaların Türkiye üzerindeki etkisini minimumda tutabilmek. Bu sıfır olmaz, mutlaka hissedersiniz. Bir gemiyle yolculuğa çıktığınızda nasıl hava şartlarını ya da denizin, okyanusun dalgalarını belli nispette geminin içinde hissederseniz bunu da hissedeceğiz kuşkusuz. Bunu mutlaka görmek lazım ve Türkiye'deki piyasa göstergelerini değerlendirirken hem dış koşullara bakmak lazım hem de bizim kendi iç şartlarımıza mutlaka bakmak lazım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de pek çok gösterge çok şükür olumlu yönde ilerliyor ve şöyle bir baktığımızda orta vadeli programı da biliyorsunuz ekim ayında açıkladık ve en önemli amaçlarımızın enflasyonla mücadele, cari açıkla mücadele olduğunu söyledik; üçüncü amacımızın da Türkiye'nin potansiyel büyümesinin artırılması olduğunu söyledik ve bunun da yapısal reformlar eliyle mutlaka olması gerektiğini söyledik. O günden bugüne yani ekim ayından bugüne baktığınızda çok şükür hem enflasyonda hem de cari açıkta orta vadeli programımızda öngördüğümüz gelişmeler sağlanmakta hatta cari açıkta petrol fiyatlarının da katkısıyla orta vadeli programda öngördüğümüzden daha iyi bir tabloyu bu yıl sonu itibarıyla inşallah göreceğimizi tahmin ediyoruz.

Türkiye, kim ne derse desin, son on iki yılda ekonomide büyük bir başarı tablosu çizdi ve dünyada yükselen bir ülke olarak ve aynı zamanda yükselen bir donör ülke olarak tescil edildi. Türkiye'nin bu başarısının temeline baktığımızda siyasi istikrarı görüyoruz ve Türkiye'nin siyasi istikrarı Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Genel Başkanlık, Başbakanlık döneminde başlattığı ve on iki yıllık bir dönemde Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı olarak ülkemize getirdiği güven ve istikrar ortamının bir sonucu.

Geçtiğimiz yıl biliyorsunuz yerel seçimleri yaptık, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yaptık. Gayet düzenli bir şekilde, siyasi istikrara en küçük bir zarar gelmeden yeni Cumhurbaşkanımızı ilk defa halkın oyuyla seçtik, AK PARTİ olarak yeni Genel Başkanımızı seçtik, yeni Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu görevine başladı başarıyla ve Türkiye, siyasi istikrarından en ufak bir taviz vermeden yoluna devam etti. İnşallah bundan sonraki dönemde de bu istikrar ortamını koruyacağız. Güven ve istikrar, Türkiye'nin en önemli varlığı. Bizim petrol konusunda büyük zenginliklerimiz yok, doğal gaz deseniz daha 1 metreküp yok, bizim ülkemizin tek zenginliği güven ve istikrar ortamı. Güven ve istikrar ortamı korunduğu sürece Türkiye'nin önü açık, yolu açık. Zaten güven ve istikrar olmayınca da ekonomi politikasıyla ilgili ne yaparsanız yapın sonuç almanız mümkün değil. Hemen yanı başımızdaki Avrupa'da görüyoruz, trilyonlarca dolar, euro basıyorsunuz, piyasaya sürüyorsunuz, işe yaramıyor; yüzde 10-12 bütçe açığı veriyorsunuz, "Devlet borçlansın, para harcasın ki piyasa canlansın." diyorsunuz, yine olmuyor; illa güven, illa istikrar. İşte bunu hamdolsun Türkiye'de yakalamış durumdayız.

Bu arada, benden önce söz alan değerli konuşmacıların bahsettiği konulara da çok kısa kısa girip çıkmak istiyorum.

Sayın Günal'ın, özellikle yapısal reformlarla ilgili "Çok geç kaldınız." ifadeleri... Aslında bizim, yapısal reformlar konusunda on iki yıldır yaptıklarımızı herkes biliyor, bütün dünya görüyor. Pek çok alanda Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçen sıfırdan yazılmış yasalarımız var, yepyeni kurumlarımız var. Ama biz ne yaptık? 2008'e kadar detaylı bir yapısal programımızı ortaya koyduk ve bu, Sayın Başbakanımızın 4 ayrı basın toplantısında yaptığı açıklamalarla kamuoyuyla paylaşıldı ve bu 25 öncelikli dönüşüm programı günü gününe uygulandığında Türkiye'nin asıl önemli olan potansiyel büyümesini artıracağız. Dediğim gibi, geçici dönemler için büyüme kolay. Bir yılda biraz yüksek büyümeyi elde edersiniz ama ileriye sıkıntılı, hasarlı bir tablo bırakabilirsiniz. Sürekli, sürdürülebilir ve sıhhatli bir büyüme ancak yapısal reformlarla, büyümenin potansiyelini artırmakla mümkün, bunu da bu şekilde inşallah gerçekleştireceğiz.

Yine, Sayın Başbakanımızın şeffaflıkla ilgili açıklamış olduğu çalışmanın teknik detayları önemli ölçüde tamamlandı ama takdir ediyorsunuz ki Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma takviminin artık sonuna geliyoruz. Dolayısıyla, bu çalışma her şeyiyle hazır oluyor birkaç hafta içerisinde ve önümüzdeki dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığında inşallah AK PARTİ Hükûmetinin o dönemde bunu Meclisin gündemine getirmesini bekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Hasip Kaplan'ın, Sayın Cumhurbaşkanımızla yapmış olduğumuz görüşmenin içeriğiyle ilgili değindiği bazı hususlar var, bazı medyada çıkan haberlerle ilgili hususlar var. Öncelikle, teyit edilmediği sürece bu haberlerin hiçbirisine güvenmemek lazım, itimat etmemek lazım. Burada esas olan nedir? Başbakanımızın Başkanlığında bir toplantı yapılmıştır o günlerde ve Başbakanlıktan yazılı resmî bir açıklama yapılmıştır, Sayın Cumhurbaşkanımızla yaptığımız toplantının ardından da Cumhurbaşkanlığı makamından yazılı resmî bir açıklama yapılmıştır; referans onlardır, asıl görüşmelerin içeriği, verilen kararlar, gelinen nokta orada açık açık yazmaktadır. Bunun dışındaki hiçbir habere güvenmemenizi ben özellikle istirham ediyorum.

Yine, bir başka konu: Bu faiz lobisi ve döviz lobisinin tanımını ya da "Kimdir bunlar?" diye Sayın Kaplan sormuştu. Aslında, her lobinin tanımını nasıl yapıyorsak bunu da böyle yapmak gayet mümkün. "Piyasa faizlerinin artmasını isteyen ve bundan istifade edenler" diye faiz lobisini belki tanımlayabiliriz. Döviz lobisini, tabii ki "Döviz kurunun artmasını isteyen ve bundan istifade edenler" diye de yine tanımlayabiliriz.

Sayın Öztrak'ın 2015 yılıyla alakalı ifadeleri vardı yani "2015 yılı daha iyi olmayacak." diye. Bizim bu tespitlerimiz sadece kendi analizlerimiz değil, uluslararası bütün kuruluşların analizlerine bakın, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, OECD, Avrupa Komisyonu bunların tümünün analizlerinde Türkiye'nin 2015 büyümesinin 2014'e göre daha yüksek olacağı zaten teslim edilmekte. Bu, sadece bizim tespitimiz değil, dünyanın yapmış olduğu tespiti biz burada sizlerle paylaşıyoruz.

Şirketlerin dövizle borçlanmasına gelince, büyük şirketler zaten yurt dışından borçlanabiliyor ya da yurt dışından bir şekilde "offshore"dan borçlanabiliyor. Biz, lüzumsuz yere yurt dışına komisyon verme yerine içeride borçlanmayı açtık; KOBİ'ler için yasak devam ediyor, hane halkı için yasak devam ediyor.

Rezervlerle ilgili son bir konuya daha değinip sözlerimi tamamlamak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - İki dakika daha rica edebilir miyim.

BAŞKAN - Tabii, Sayın Bakan buyurunuz, tamamlayınız sözünüzü.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Şimdi, kısa vadeli yükümlülüklerle rezervlerin oranını Sayın Öztrak burada ifade etti. Sayın Öztrak benim Müsteşarımdı, yaklaşık altı ay boyunca beraber çalıştık, onun için kendisi de rakamlara çok hâkimdir. Tabii, rakamlar her zaman doğruyu söyler, istatistikler doğruyu söyler ama onu nasıl yorumladığımız çok çok önemlidir. Ben sadece bir rakam vermek istiyorum: O gün için Merkez Bankamızın rezervi 28 milyar dolar fakat IMF'ye 23 milyar dolar borcumuz var. Yani, asıl o günlerde Türkiye sıfırı tüketmiş, ancak IMF'nin verdiği 23 milyar dolar borçla Merkez Bankası rezervini 28 milyarda tutabilen bir ülkeydi, onu da tekrar kayıtlara geçmesi açısından ben vurgulamakta fayda görüyorum.

Son bir konu: Sayın Günal'ın faiz ödemeleriyle ilgili ifadesi vardı "600 milyar liralık faiz ödedik bu on iki yılda." diye. Ki rakam doğru, 600 milyar. Ama bu dönem içerisinde biz faizleri düşüremeseydik, aynı faizle Türkiye borçlanmaya devam etseydi on iki yılda ödeyeceğimiz faiz 1 trilyon 612 milyar olacaktı. Yani faizlerin düşmesinden Türkiye 1 trilyon lira yani eski parayla 1 kentrilyon lira istifade etti.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Ona itirazımız yok ki, hâlâ faiz ödüyoruz Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) - Bizim amacımız ve umudumuz tabii ki bu faizlerin daha da düşmesini, daha da makul noktalara gelmesini sağlamak hem hazine borçlanma faizleri açısından hem de piyasa faizleri açısından. Bu amacımız doğrultusunda da tüm ekonomik birimlerimiz yoğun bir şekilde çalışmakta ve büyük bir çaba ortaya koymakta.

Ben tekrar, burada benden önce görüşlerini ifade eden konuşmacılara teşekkür ediyorum. Her biriyle zaten Plan ve Bütçe Komisyonunda da beraber kaç yıldır yoğun çalışıyoruz; çok faydalı, yapıcı eleştiriler, öneriler aldık, yasa düzenlemelerimize de bunları yansıttık ve tekrar saygılarımı sevgilerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.