Konu:Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Katar Devleti Hükümeti Arasında Askeri Eğitim, Savunma Sanayii İle Katar Topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Konuşlandırılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Yasama Yılı:5
Birleşim:80
Tarih:19/03/2015


Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Askeri Eğitim, Savunma Sanayii ile Katar Topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Konuşlandırılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bir tehlikeli anlaşma yine geldi gündeme apar topar. Bu anlaşma enteresan bir şekilde Katar topraklarına Türk Silahlı Kuvvetlerinin konuşlandırılması konusunda bir iş birliği anlaşması, sıra sayısı da böyle yazıyor kapakta.

Şimdi, bildiğiniz gibi, yurt dışına Türk askerinin gönderilmesi ancak Meclisin kararıyla mümkünken Anayasa'ya aykırı olarak Katar'la yapılan bir anlaşmayla Mehmetçik'in Katar topraklarına gönderilmesi için bu uluslararası anlaşmanın onayı isteniyor bizden. Bu anlaşma ne zaman yapıldı değerli arkadaşlar? Bu anlaşma 19 Aralık 2014'te imzalandı, 10 Şubatta Meclis Başkanlığına sevk edildi; 20 Şubatta, normal toplantı günü dışında -pazartesi günü- alelacele toplanıp bu anlaşma Komisyondan geçirildi ve bugün de yine apar topar diğer işlerin önüne alınarak Meclise sunuldu. Bu acele niye yani bu alelacele getirilme işi? Ne oluyor bölgede? Zaten 2007'de Türkiye ile Katar arasında yapılan bir askerî iş birliği anlaşması var. Bu ihtiyaçları karşılamıyor mu ki apar topar şimdi Katar'a asker konuşlandırmak için yeni bir anlaşma getiriliyor? Bu enteresandır.

Şu anda, biliyorsunuz, bu eğit-donat meselesi var. Suriye'deki muhalif silahlı unsurları biz burada eğitip donatırken acaba Katar'a gidecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları orada da mı bu işi devam ettirecek? Bu konu muğlak ve müphemdir. Hükûmetin bu konuda bir açıklama yapması lazım yani Genel Kurulu, sizleri, milletvekillerini, efendim, milletin vekillerini bu konuda bilgilendirmesi lazım.

Katar'da, yine, biliyorsunuz, Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) ana üssü bulunmaktadır. Dolayısıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri orada Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanlığının bilgisi olmadan adım dahi atamaz. Şimdi, bölgede çıkan "IŞİD" denilen gözü dönmüş terör çetesi Katar'da da etkin. Yarın bizim oradaki askerî birliğe karşı bir tehdit olursa siz ne yapacaksınız? Süleyman Şah'ı yükleyip getirdiniz, tabutları sırtlayıp Hükûmet getirdi. Peki, Katar'daki askerî birliğimizle ilgili ne düşünüyorsunuz değerli arkadaşlar? Hükûmet bu konuda herhangi bir plan, program yapmış mıdır?

Bu iş birliği anlaşması, efendim sadece askerî eğitim, tatbikat falan değil arkadaşlar. Burada yine 4'üncü maddede bir başka tehlikeli ibare var: "Terörizmle mücadelede iş birliği yapılması." Şimdi, hangi terörizm değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri? Katar'da bir terörizm olayı mı var? Kimdir orada terörist? Yani Katar'da konuşlanan Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları hangi terörist gruplara karşı savaşacak ve niye savaşacak, kimin çıkarına savaşacak? Ya biz daha kendi teröristimizle savaşmaktan yorulduk, başa çıkamadık; bir de gidip Vahabi, Selefi, IŞİD, gözü dönmüş o katil çetelerle mi Türk Silahlı Kuvvetleri savaşacak ve niye savaşacak? Bizim çıkarımız nedir?

Değerli arkadaşlar, aslında tabii Hükûmetin biz geçmişten beri, 2012 yılından beri Orta Doğu'daki politikasını eleştiriyoruz, "Yanlış yapıyorsunuz." diyoruz ve nitekim son geldiğimiz noktada da ülkemizin ulusal çıkarları aleyhine birçok gelişme oldu. İşte en son Süleyman Şah'taki türbeyi sıfır noktasına taşımak zorunda kaldı. Yani utanılacak bir durumdur, ülkenin toprakları terk edildi. Şimdi, orada bakın Peşmerge o bölgeyi IŞİD'ten temizledi. Ya Allah aşkına Türkiye gibi bir devletin toprağına kim yan gözle bakabilir? Yan gözle bakanın gözü çıkarılmalı, sen güçlü bir devletsin, güçlü bir ordun var. Yani IŞİD denilen üç beş tane çete, gözü dönmüş psikopat katil, ondan mı çekindik? "Efendim, benim oraya, türbeye saldırı yapacaktı." Kimdir yani, IŞİD'i darmadağın edersin. Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücü var, 76-77 milyon Türk milleti ordunun arkasında, onu destekler, kimse de bir şey demezdi. Toprağına karşı saldırı var. Uluslararası hukuk açısından, Birleşmiş Milletler hukuku açısından da yapacağın müdahale... IŞİD'in bir saldırısı olsaydı, senin Hava Kuvvetlerinin, kara birliklerinin her türlü unsurunu kullanarak IŞİD'i orada darmadağın etmene kimse bir şey diyemezdi, herkes de alkış tutardı. Sen şimdi koruyamadın, geri çekildin. E? Bugün o IŞİD çetesini orada Suriye'deki diğer yerel birlikler defettiler. Nasıl oluyor?

Değerli arkadaşlar, şimdi aslında Hükûmet tehlikeli işler yapıyor. Geçenlerde biliyorsunuz Cumhurbaşkanı Suudi Arabistan'a gitti, Riyad'a gitti, aynı günde Sisi de oradaydı, Mısır Cumhurbaşkanı. Hani sizin "darbeci" dediğiniz Sisi var ya...

EŞREF TAŞ (Bingöl) - Doğru...

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Doğru, doğru, darbeci Sisi, çok güzel; doğru, çok güzel, darbeci Sisi.

Sisi'yle, bakın, Suudi Arabistan ne yapmaya çalışıyor? Sisi darbeci, güzel, çok güzel. Şimdi siz darbeci Sisi'yle müttefik oluyorsunuz farkında mısınız?

EŞREF TAŞ (Bingöl) - Neden?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Anlatayım dinleyin, şimdi evet dinleyin, o zaman dinleyin.

Şimdi bakın, Suud Kralı Selman orada bir cephe oluşturmak istiyor. Adını da koyalım, Sünni cephe oluşturmak istiyor. Bunun içine de Türkiye'yi, Ürdün'ü, Katar'ı, Mısır'ı ve Pakistan'ı katmak istiyor.

Sen burada şu anda bu anlaşmayla birlikte aslında Katar'da -eğer Mısır da okey derse bu işe- Sisi'yle müttefik olacaksın, kol kola gireceksin, darbeci Sisi'yle birlikte hareket edeceksin.

Bakın, başka bir şey diyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Şimdi, arkadaşlar, lütfen, rica ediyorum.

Bakın, Suudi Arabistan'ın resmî mezhebi Vahabilik, klasik Sünnilik değildir biliyorsunuz. Hatta, bizim klasik Sünniliği yani benim ülkemin klasik Sünni'sini, Hanefi'yi, Şafii mezhebine mensup Sünni kardeşimi gerçekten Müslüman da kabul etmez. Benim hacım gidip orada Peygamberimizin mezarında dua ettiği zaman "Siz şirk koşuyorsunuz." der. Benim Sünni'm, efendim, Abdülkâdir Geylânî'nin türbesinde ya da Eyyûb el-Ensarî'nin türbesinde dua ettiği zaman bunu şirk olarak kabul eder. Böyle bir anlayış.

Şimdi burada siz bu cepheyle birlikte hareket ediyorsunuz. Kral Selman'la Riyad görüşmesi sonrası yapılan açıklamada, bölgede mezhepçi ve yayılmacı politikalara karşı ortak hareket edileceği belirtildi. Bölgede mezhepçi ve yayılmacı politikalar... Kim bölgede mezhepçilik ve yayılmacılık yapıyor? İran mı? Açıkça belirtmiyorsunuz. İran'a karşı mı bu ittifak?

Yahu Allah aşkına, Vahabilik ilk olarak Suudi Arabistan'da çıkmıştı, Pakistan'a yayıldı, oradan Afganistan'a yayıldı, oradan, efendim, Kafkasya'ya yayıldı, Suriye'ye yayıldı, Irak'a yayıldı ve benim Türkiye'me yayıldı. Vahabilik yayılıyor, Vahabilik yayılıyor. Siz, Suudi Arabistan'la mezhepçi yayılmacılığa karşı nasıl ittifak yapıyorsunuz? Ya Şiilik yayılmaz ki, Şiilik Türkiye'de yayılmaz, korkmayın. Yani, efendim, Suriye'de -işte, Irak zaten Şii'dir- ya da Kafkasya'da ya da Suudi Arabistan'da, Katar'da Şiiliğin yayılma ihtimali yok. Vahabilik yayılıyor ve Vahabilik klasik Sünniliği yutuyor. Vahabi, Selefi ne yapıyor? Şii'yi, Alevi'yi öldürüyor, kesiyor ama senin tabanını kaydırıyor, Sünniliği yutuyor. Bunun farkında değil misiniz? Yahu, korkmayın. Yani, İran zaten hem Fars hem Şii, yayılması da mümkün değil bölgeye; her tarafı Arap, Türk ve Sünni. Yanı başında Irak var, Irak'ın zaten yapısı belli. Efendim, orada bile Irak'ı destabilize etmek için -elinizden gelen her şeyi- bu Suudi Arabistan'ın başını çektiği ekip yapıyor, ne yazık ki benim Hükûmetim de destek veriyor. Böyle tehlikeli bir politika izliyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, benim askerim Katar'da konuşlanacak. Yarın bu işin sonunda -dediğim gibi- eğer Ürdün, Suudi Arabistan, Mısır da olursa... Ki, Pakistan karışmıyor, Pakistan'ı da katmak istiyorlar, Pakistan akıllı davranıyor. Büyük ihtimalle Mısır da kendi iç karışıklığından dolayı karışmayacak ama bunu söyleyeyim size, kamuoyu da bilsin, Türk kamuoyu da bilsin: Yani, Riyad'da Sisi ile Tayyip Erdoğan'ın aynı gün orada bulunması, yeni Suud Kralı Selman'ın bu ikisini bir araya getirmesi aslında Türkiye ile Mısır arasındaki bu sorunları çözmeye dönük bir nevi de ara buluculuk. Dolayısıyla, sizin kardeşiniz Mursi'yi deviren darbeci Sisi'yle de kol kola girerek, yarın başka bir ittifakta birlikte hareket etmenin altyapısı yapıldı. Dolayısıyla, yarın utanacaksınız; yarın bugün söylediklerinizden dolayı utanacaksınız.

Mısır, bölgenin büyük devletidir, Arap dünyasının asıl, merkez devletidir. Mısır, hiçbir zaman Türkiye'yi Arap toplumunun, Arap coğrafyasının lideri kabul etmez. Bunu bir defa unutun. Yani Hükûmetin yanlış bakış açısı burada. Mısır diyor ki: "Kardeşim, kültür dersen, medeniyet dersen ben senden önce vardım burada zaten. Eğer İslam diyorsan senin İslam'ının kaynağı da bendedir, El Ezher'dedir, senin hocalarını da ben yetiştiriyorum. Sen bana İslam adına liderlik yapamazsın ki. Bölge Arap coğrafyası, Arap'ın da lideri benim. Sen bana tabi olacaksın, ben sana tabi olmam." Bunu bir defa bilin.

Suudi Arabistan ise başka bir şey diyor. Efendim, "Peygamber benden çıkmıştır; Mekke, Medine bendedir; dolayısıyla, ben sana tabi olmam ki, sen bana tabi olacaksın, hatta senin yaşadığın İslam bile orijin İslam'a aykırı." diyor Suudi Arabistan Vahabi anlayışı. Şimdi siz ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Bakın, İran mezhepçi yayılmacı politika izleyebilir. İran, sonuçta şeriat devletidir, Şii bir devlettir, anayasasında da yazmıştır. Suudi Arabistan da izleyebilir kendisi açısından, o da şeriat devletidir, o da haklı olabilir kendisi açısından ama Türkiye Cumhuriyeti mezhep eksenli bir dış politikayı yürütemez arkadaşlar. Türkiye Cumhuriyeti laik bir cumhuriyettir. Türkiye Cumhuriyeti Sünni İslam cumhuriyeti değil ki Sünni blokta yer alarak bu anlamda, mezhepçi anlamda bloklaşmada kendisine bir yer tayin etsin.

Arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti laik bir cumhuriyettir, laiktir, bütün inançlara, bütün dinlere karşı vatandaşın inancını yaşaması için gerekli ortamı sağlamakla da yükümlüdür. Dış politikasını da buna göre şekillendirmelidir. Türkiye Cumhuriyeti devleti mezhebe göre değil çıkarına göre politika izlemelidir.

Şimdi, siz bu anlaşmayla birlikte İran'ı rahatsız edeceksiniz, İran'ı karşınıza alacaksınız. Şimdi, en büyük enerji ihtiyacını İran ve Rusya'dan karşılıyorsunuz. Yine, Suriye konusunda zaten yeterince çatıştınız, şimdi bir de bununla birlikte başka, daha stratejik bir dönüşüm sağlıyorsunuz. Ee, o zaman, İran'la ilişkileri iyice bozacaksınız. Bunu mu göze alıyorsunuz?

Düne kadar, işte, 17-25 Aralık yolsuzluk olayıyla birlikte ortaya saçılan iddialardan sonra o şüpheli bakan çıkıp burada "Ben ihracatı artırdım, cari açığı azalttım." diyordu. İşte, muteber iş adamı Rıza Sarraf'ınız "Türkiye'nin cari açığını tek başıma ben kapattım neredeyse." diyordu. Ee, bu cari açığı nasıl kapatıyordunuz, bu ihracatı nereye yapıyordunuz? İran'a. Ee, İran'ın doğal gaz ve petrolden kaynaklı alacakları şu anda bizim Halk Bankasında hâlen TL olarak yatıyor. Ee, siz yarın...

Ha, "İran nasıl olsa bana satmak zorunda." diye mi düşünüyorsunuz? "İran petrolünü, doğal gazını satacak; ben parasını nasıl olsa göndermeyeceğim, transfer etmeyeceğim; Halk Bankasında tutacağım, onu da istediğim gibi kullanacağım." Böyle mi bakıyorsunuz olaya? Bu işler böyle olmaz. Bugün için böyle olabilir ama İran şu anda artık biliyorsunuz uluslararası camia tarafından da ambargonun yavaş yavaş gevşetildiği, yarın tamamen kaldırılacağı, nükleer anlaşmayla da birlikte artık dolayısıyla Batı'yla direktmen ilişki kurabilecek bir pozisyona geldiği zaman bu işler böyle olmaz.

Ee, Türkiye iki yüz yıldır, Osmanlı'dan beri yönünü Batı'ya dönmüş bir ülkedir. Batı'ya doğru giderken siz niye birdenbire şimdi Orta Doğu'ya, Suudi Arabistan'a, Katar'a filan kırıyorsunuz direksiyonu? Efendim, Türkiye'nin bölgeyle ilişkisi olmasın mı? Elbette olsun, elbette olsun. Atatürk'ün olmadı mı? En yakın ilişkileri komşularımızlaydı, Yunanistan'laydı, İran'laydı, Pakistan'laydı; Sadabat Paktı'nı kurmuştu Atatürk. İlişki olmasın diyen yok ki, ilişki kurun ama ülkenin çıkarları doğrultusunda kurun. Ülkemizin dış politikası ülkenin çıkarlarına doğru şekillenmelidir. Ama siz mezhep eksenli bir ittifak kurarsanız, yani bu içeriye de yarın başka türlü yansıyacak. Yani yoksa biz bilmiyor muyuz, Türkiye Cumhuriyeti laik niteliğini filan mı kaybetti ya da sizin kafanızda laiklik bitti mi? Efendim, Türkiye'yi bir din devletine mi dönüştürdünüz belli bir mezhep eksenli? Size göre Türkiye Cumhuriyeti artık laik cumhuriyet değil mi? Ona göre, biz, nasıl olsa Sünni İslam cumhuriyetiyiz, hatta Sünni'nin de Hanefi İslamı'yız, dolayısıyla ben o ittifakı... Yahu, Hanefi İslam'san senin Vahabi'yle ne işin var? Vahabi'yle iş birliği senin işine değil ki. Yarın kalmaz ki.

Bakın, şu anda, benim gençlerimin, benim çocuklarımın dinî duyguları istismar edilerek, kullanılarak IŞİD'e katılan binlerce gencim var. Yazık değil mi? Aileleri, anası babası ağlıyor, cenazeleri geliyor.

Peki, bugün IŞİD saflarına katılan gençler, şu anda binlerce, siz yarın Türkiye'nin yönünü bu tarafa doğru döndürdüğünüz anda, 10 binlerce IŞİD militanı üretmez mi? O IŞİD militanları, bugün Suriye'de kesen -IŞİD kimi kesiyorsa- içeride de senin yurttaşını kesmez mi? Yani, bugün Alevi'yi öldürmeyi sevap kabul eden bu sapkın anlayış yarın kendi yurttaşlarına döndüğü zaman siz ne yapacaksınız değerli Hükûmet? Yani bu ülkeyi nereye götürür -Allah korusun- böyle bir çatışma?

Allah aşkına, hakikaten muhalefet etmek istemiyorum, ama ben Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarları doğrultusunda, bu anlaşmanın ülkemizin çıkarına hizmet etmediğini düşünüyorum. Yarın Mehmetçik orada yine bu terör unsurlarıyla çatışma ortamına girdiği zaman benim ciğerim yanacak. Hiçbirinizin çocuğu gitmeyecek ki oraya. Samimi misiniz? Size bir öneri. Başta Dışişleri Bakanı ve Millî Savunma Bakanı olmak üzere, Kabine üyelerinin çocukları varsa askerlik çağında, yoksa yakınlarını lütfen buraya gönderin. Lütfen, samimiyseniz, siz hakikaten ülke çıkarına bir şey yapıyoruz diyorsanız; tamam, ülke çıkarıysa, önce Hükûmet üyeleri bu işin önünde olmalı, bayrağı almalı değil mi? Katar'a göndereceğiniz bu birliğe, siz, öncelikle kendi yakınlarınızı, başta Hükûmet olmak üzere, sonra da iktidar partisindeki milletvekillerinin yakınları olmak üzere gönderin çocuklarınızı. Gönderebilecek misiniz? Hayır, göndermeyeceksiniz. Bir kişinin dahi, bir AKP üyesinin dahi çocuğu burada olmayacak. Siz, vatan evladını, gariban Anadolu evladını kullanıyorsunuz. Kimin uğruna, hangi çıkar uğruna? Ya, deyin; buraya çıksın bir Hükûmet yetkilisi, desin ki arkadaşlar... Ya da kapalı oturum isteyin, siz isteyin, deyin ki: "Arkadaşlar, bu anlaşmayı onaylamakta ülkemizin bu çıkarı var." Bunu deyin, beni ikna edin, biz de "evet" verelim ama ikna edin. Bu hâliyle olmaz ki. "İstihbarat anlaşması" diyorsunuz arkadaşlar yani "askerî ve manevra eğitim amacıyla bilgi alışverişinde bulunulması" yani sadece eğitim değil, "bilgi alışverişi" diyorsunuz, "lojistik alanda iş birliği yapmak" diyorsunuz, "ekipman mübadelesi" diyorsunuz, "askerî ekipman, personel." Yani, siz hangi silah araç ve gereci vereceksiniz?

Daha önce, biliyorsunuz, Yemen'e giden uçaklarla silah taşınmasıyla ilgili basına yansıyan konuşmalarda adam "Bu silahlarla kim öldürülecek? Ben vicdan azabı çekiyorum." diyordu. E, şimdi Yemen'de, işte görüyorsunuz, orada da başka bir oyun içindesiniz.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; ya Hükûmet çıksın, bu anlaşmanın Türkiye lehine olduğunu bize açıklasın, bizi ikna etsin, sizinle birlikte biz de "evet" verelim, ülkemizin çıkarı neredeyse elbette ki hepimiz "evet" verelim ya da bu hâliyle bu anlaşmaya onay vermek, aslında hem Anayasa'nın 92'nci maddesinin ihlali anlamına gelecektir hem de yarın ne olacağını bilmeden, ucu açık bir maceraya doğru Mehmetçik giderken bu işe onay vermiş olacaksınız.

Bu kaygılarımız nedeniyle Katar'a Türk Silahlı Kuvvetlerinin konuşlandırılmasına ilişkin bu uluslararası anlaşmanın aleyhinde olduğumuzu ve karşı oy vereceğimizi bildiriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)