Konu:Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı
Yasama Yılı:2
Birleşim:123
Tarih:21/06/2012


TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU KANUNU TASARISI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

SENA KALELİ (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hakk'a, hikmeti ekleyeceğimiz, hikmetinden sual edemeyeceğimiz bir anlayış üzerine görüşmeler yapıyoruz. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, "Türkiye tam bir Cahiliye dönemi yaşıyor. Muaviye dönemi var bugün Türkiye'de." Bu sözler bana ait değil. Geçenlerde bir gazetede röportajını okuduğum çok değerli bir toplum bilimciye ait. Üstelik de bu bilim adamı bir zamanlar AKP'yi desteklediğini de itiraf ediyor ve bunları söylemekle kendini riske attığını söylüyor ve bu anlayışın bir komediye dönüştüğünü de ifade ediyor.

Sayın milletvekilleri, ne kadar acı değil mi? Bir hoca düşüncelerini ifade ediyor ve düşüncelerini paylaştığı için de kendini tehlikede hissediyor. Neden? Çünkü Türkiye'de adalet maalesef kalmadı. Neden? Türkiye'de çünkü hak ve özgürlükler kalmadı.

Çoğunluğun mutlak egemenliği demokrasi değildir. Halkı kendine oy verenden ibaret görerek çoğunluğa sığınan güç, gerçekleri görünmez kılan bir faşizme dönüştürüyor. Kendileri hakkında hiç eleştiri yapılmasın istiyor. Herkesten kuşkulanıyor. Telefon dinliyor, herkesi sorguluyor, düşman belliyor. "İnsan kendini yalnızca insanda tanıyor." diyor Goethe. Ben de diyorum ki: "İnsan insanı kendinde görür."

İktidar, karşı fikirleri aktarabilecek, sorgulamaya yönlendirecek, insanları düşünmeye, eleştirmeye, hak ve özgürlüklerini bilme ve talep etmeye yönelik her türlü girişimin önünü kesecek yıldırma harekâtı içindedir. Varlığımızı korumanın tek yolu, yasaksız, engelsiz ve çifte standartsız, her türlü farklılıklara saygı duyarak hak ve özgürlüklerin teslimidir.

"Midenin hazım hapı vardır ama kafanın hazım hapı yoktur." derdi rahmetli annem. Şunu unutmayın ki: Feleğin gözü tektir, o da tepededir; bir gün bırakıverir.

Değerli milletvekilleri, Hopa ve HES eylemlerinde yargılananların davalarını izlediğimde altmış üç yıl önce kabul ettiğimiz ve imzaladığımız İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni içselleştiremediğimizi iyice kavradım. Engelli demokrasiden, adaletsizlikten insan olarak hicap duydum. Eğer biz düşüncelerinden, söylemlerinden, eylemlerinden, gösterilerinden ve en temel insan hakları taleplerinden dolayı yargılananların yanında yer almıyorsak, haksız ve hukuksuz suçlama ve tutuklamalara ses çıkarmıyorsak, neyle suçlandıklarını bile anlamadan cezaevlerinde ölen insanların acılarını hissetmiyorsak en başta kendi insanlığımızdan şüphe duymalıyız. Tutuklayarak, suçlayarak siyasi şike yoluyla belediyeleri ve kurumları ele geçirmek hakka, adalete sığar mı? Ana kıstas insan ve bilim olduğunda, tarafsız, adil ve tutarlı politikalar izlendiğinde, hele empati kurulabildiğinde güven tesis edilebiliyor ki o zaman çözülmeyecek sorun da, hak ihlali de kalmaz.

Birleştiğimiz noktayı din yaparsak, inancını farklı yaşamak isteyen, inançsız olan, farklı din ve mezheplerden insanları ötekileştiririz. Bu tür farklılıklarımız mahremimiz olmalıdır. Hak teslim edecek olanların tarafsızlığı ve güvencesi için mihenk taşı değişken ve subjektif bir konu olmalıdır. Güvendiğimiz tek kaynak kendimiz yani insan olmalıdır. Hak ihlalinin ihlali de yaptırım görmelidir. İnsan barış, kardeşlik, demokrasi, özgürlükle, bağımsızlıkla, hakların unutturulmasıyla değil, hakların aranmasıyla var olabilir. Unutmayalım: Eşitiz ama aynı değiliz, farklıyız ama ayrı değiliz.

Bu düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Burada bizlerle çalışan arkadaşlara da kuvvet diliyorum; yıkılmadılar, ayaktalar.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.