Konu:CHP Grubunun, Erzincan Milletvekili Muharrem Işık ve 22 milletvekili tarafından, Gezi Parkı protestolarında vatandaşlara saldıran grubun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 3/10/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2015 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin
Yasama Yılı:5
Birleşim:58
Tarih:19/02/2015


CHP Grubunun, Erzincan Milletvekili Muharrem Işık ve 22 milletvekili tarafından, Gezi Parkı protestolarında vatandaşlara saldıran grubun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 3/10/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2015 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AYLA AKAT ATA (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi lehine söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2015 dünyası, merkezî yönetimlerin yerel yönetimler lehine güç ve yetki devrinde bulunduğu bir dünya ve aynı şekilde insan hakları mücadelesi ve çevre mücadelesinin sınırları aştığı bir dünya. O nedenledir ki evet, Gezi eylemleri bir çevre mücadelesi, çevre hakkının korunması eksenli gelişmiş ve büyümüştür. Türkiye'nin dört bir yanından bu eylemlere destek yağmıştır. Ama CHP Grubunun bu önergesinde eylemler sırasında kolluk, zaten var olan yetkilerini çok geniş bir şekilde kullanmıştır ama eylemler sırasında eline pala alıp, silah alıp eylemcilere saldıran güçler vardı ve bunlar yargılanmadılar, haklarında soruşturma başlamadı, dava açılmadı. "Bunlar kimdiler, ellerine kim vermişti o silahları, palaları?" diye soruyor CHP Grubu ve bir araştırma önergesiyle "Gelin bunlar kimdi diye araştıralım." diyorlar. Biz de esasında HDP Grubu olarak 6-7-8 Ekim olaylarının hemen sonrasında, devletin bilinçli olarak sokağa sürdüğü paramiliter güçlerin, Batman'da, Diyarbakır'da Hizbullah'ın Kurtalan'da bizzat Belediye Başkanı ve adamlarının, Siirt'te korucuların almış olduğu tek merkezli bir emir vardı herhâlde. Sokağa çıktıklarında kimin adına hareket ettiklerinin, o silahları neden kullandıklarının, insanları neden katlettiklerinin araştırılmasını istedik. Bu salonda AKP'nin oylarıyla bu önergelerimiz reddedildi. Peki, bundan sonra bu süreç araştırılmalı mı? Evet, mutlaka araştırılmalı, mutlaka hesap sorulmalı, mutlaka bu güçlerin, yetkiyi, gücü kimden aldıkları açığa çıkmalı. CHP Grubunu bu konuda eleştiriyorum çünkü bu güçlerin açığa çıkması noktasında kendi önergelerini destekleyen bir açıklamada bulunmadılar. Kaldı ki, AKP Grubu da aleyhte konuşurken bu güçlere dair bir söz söylemedi, Gezi eylemcilerinin neden sokağa çıktıklarıyla, neden sokakta mücadele ettikleriyle, hak aradıklarıyla ilgili bugüne kadar Hükûmetten duyduğumuz, işitmeye alışkın olduğumuz cümleleri bir kez daha ortaya koydular.

Değerli milletvekilleri, sokağa çıkan bu güçler mutlaka araştırılmalı çünkü biraz evvel de söyledim; bazen Hükûmetten beslenen güçlerdir, bizzat Hükûmetin yereldeki belediye başkanı ve adamlarıdır Kurtalan'da olduğu gibi, bazen de geçmişte karanlık bir ölüm makinesi gibi çalışmış olan Hizbullah'ın tekrar cilalanıp sokağa sürüldüğü gerçeğidir aynı zamanda, bazen de yıllardır bir alt hukuk güvenlik birimi olarak kullanılmış koruculardır. Bunların hiçbirinin olmadığı yerde, tabii ki yıllardır linç kültüründen beslenen, kendisinden farklı olana tahammül edemeyen, ötekini her zaman için baskıyla, zorla susturmaya çalışan güçlerdir. Bunların kimi zaman elinde pala vardır, kimi zaman değnek vardır, kimi zaman pompalı tüfek vardır. İşte bugün bu Meclis çatısı altında güvenlik paketi konuşulurken tam da bunları değerlendirmek durumundayız. Bu güçlerin beslendiği odaklar kimdir? Hangi amaçla sokağa çıkmışlardır, hangi amaçla sivil halkın üzerine ateş açmışlardır? Kimler onları korumuştur? Neden bugün hâlâ Diyarbakır'da, Batman'da, Kurtalan'da, Siirt'te bir tek insan yargı önüne çıkartılmamıştır? Ölen insanlarımızın ardından sadece "Geçmiş olsun, başları sağ olsun." diyen Hükûmet gerçeği var ama sadece belli bir çevre için söylenmiştir. Sokağa çıkan insanlar kriminalize edildiği gibi kutuplaştırılmıştır da aynı zamanda; bir, Hükûmetin amaçlarını gerçekleştirmek için sokağa çıkanlar polisin âciz kaldığı yerde, bir de hak hukuk mücadelesi için sokağa çıkanlar.

"Hak hukuk mücadelesini sokağa taşırmayın." dedi AKP'li hatip defalarca. Şunu çok iyi belli edelim ama kurduğu bir cümle vardı ki gerçekten, tam da AKP'nin arayışını ve anlayışını ortaya koyuyor: "Meclise gelmiş bir siyasi parti olarak iktidar mücadelesi verin." diyor. Tabii ki iktidara gelmek için mücadele edebiliriz, bir anlayışımız, bir programız var, bir tüzüğümüz var, bunu hayata geçirmek isteyebiliriz ama bizim asıl amacımız iktidar değil, işte bunu anlamıyorsunuz. Kurmak istediğimiz iktidar, halkın iktidarıdır, halkın talepleri doğrultusunda, halkın istediği ölçüler içerisinde hak ve özgürlüklerin teminat altına alındığı bir düzendir. İşte bu nedenledir birbirini anlamama, olaylara farklı yerlerden bakma, farklı yerlerden milletin devletini örgütleme. Milletin devleti nasıl örgütleniyor? Eğer sayın hatibin söylediği gibiyse, bu güvenlik paketiyle milletin devleti örgütlenecekse vay hâlimize.

Değerli milletvekilleri, 2005 yılında Mersin'deki bayrak provokasyonunu hatırlıyorsunuz değil mi? O provokasyonun daha sonra kimler tarafından, hangi güçler tarafından gerçekleştirildiği açığa çıkmıştı ve bu provokasyon 2006 yılında TMK'da, 2007 yılında da PVSK'da, Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nda, değişikliklere neden olmuştu, temel hak ve özgürlükler daha ciddi bir şekilde sınırlandırılmıştı. Aradan geçen yedi yıl içerisinde ne oldu biliyor musunuz değerli milletvekilleri? Yedi yılda 179 kişi, 179 sivil, bunların arasında çocuklar var, polis tarafından durdurulmadan vuruldular, katledildiler, yedi yılda 179 kişi. Ve biz yeni bir operasyonla karşı karşıyayız, 6-7-8 Ekim olayları gerekçe gösterilerek "güvenlik paketi" adı altında darbe yasaları getirilmeye çalışılıyor. Bir de "Türkiye toplumu koyun, biz ne dersek o çerçevede inanır, o çerçevede düşünür; biz çobanız, onlar sürü." anlayışı, AKP'de bir türlü değişmedi. İşte, biz bu anlayışı değiştirmek için Parlamentoya geldik, bunun da altını çizmek istiyoruz.

Kaldı ki bugün bile Sayın Başbakan "Bunlar molotofa karşı çıkmıyorlar, molotof atmak suç olmasın mı?" diye soruyor konuşmasında. "Yüzlerini kapatıyorlar, yüzlerini kapatmamaları gerekir." diyor konuşmasında, belediye başkanlarına üstelik. Eğer AKP'li belediye başkanları bugün yasalarımızda, Türk Ceza Kanunu'nda molotof bulundurmanın, atmanın, taşımanın suç olduğunu ve çok ağır cezalarla cezalandırıldığını bilmiyorlarsa, eğer yüzünü kapatmanın suç olduğunu, hem de ağır gaz altındayken, gaz bombaları altında nefes alamıyorken doğal bir refleks olarak yüzünü kapatmanın suç olduğunu bilmiyorlarsa ve bugün Sayın Başbakan onlara seslenirken "İşte, biz bu yasayı onun için çıkarıyoruz." diyorsa temel eksiklik buradadır, temel yanlışlık buradadır. Siz nasıl inandırdınız insanları?

Eminim, bugün AKP sıralarında oturan milletvekillerinin birçoğu da henüz yasalarımızda bunların en ağır cezalarla cezalandırıldığını bilmiyorlar. Amaç nedir? Amaç, bu yasayı Türkiye toplumu tarafından kabul edilebilir kılmaktır. Bu maddelerin eklenmesinin nedeni odur. Bu maddeleri ekleyerek "Bakın, biz bununla mücadele ediyoruz." diyorlar. Ama şunu bilin ki Türkiye toplumunun artık bu yalanlara karnı tok. Sizin halkı böyle yanlış ve doğru olmayan bilgilerle bilgilendirmenize biz karşı çıkacağız, sesimizi kısamayacaksınız.

Çok açık ve net ifade ediyoruz. Bu yasayla getirilen, vatandaşı muhalefet edemez duruma getirmektir. Biraz evvel, yine, konuşmacı, konuşmasında krallık ile demokratik yönetimi aynı cümle içerisinde kurdu. Çünkü demokratik yönetimden anladıkları budur, muhalefet edemez bir toplum. Buradan söyleyelim, muhalefetin olduğu, işler olduğu, güçlü olduğu yönetimlere biz demokrasi diyoruz. Muhalefetin olmadığı toplumların adı diktatörlüktür, bu kadar açık ve nettir. Ve siz diktatörlük yasaları getirmek istiyorsunuz. Ve siz muhalefetin bu kadar canhıraş çalışmasına rağmen, bu kadar önünüze öneri sunmasına, çalışmanın esaslarını sunmasına, demokratik bir toplumun inşası için demokratik siyaset kanallarının açık tutulması gerektiğine dair sizlere uyarılarda bulunmasına rağmen, toplumun, muhalefetin sesinin kısılmaması gerektiği noktasında size yol gösterici olmasına rağmen, siz başta Parlamentodaki milletvekillerinin sesini kısmaya çalışıyorsunuz, siz başta burada milletvekillerine şiddet uyguluyorsunuz. İşte, bu politikaların artık topluma gidip geri dönme zamanı gelmiştir.

Sizin amacınız, milletin devletini inşa etmek değildir. Artık halka yalan söylemeyin. Sizin amacınız, aklınızda olan, bugüne kadar hayata geçirmeye çalıştığınız diktatörlük rejimlerinin ayaklarını oluşturmaktır, yargının yetkisini gasbetmektir. Yürütme olarak yasama organı içerisinde çoğunluk olduğunuz için "Yasamanın gücü bizde, yargının yetkisini de biz elimizde bulundurmak istiyoruz." diyorsunuz. "Bugüne kadar 170 küsur insan yaşamını yitirdi, bir tek insan yargılanmadı, cezasızlık vardı, bugüne kadar yasal değildi, bugünden sonra bunu yasal kılıyoruz. Ey Türkiye toplumu, artık vatandaşı, sivil insanı vuranlar yargı önüne çıkmayacaklar, cezasız kalacaklar." diyorsunuz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)