Konu:Ak Parti Grubunun, Genel Kurulun Çalışma Saatleri İle Gündemdeki Sıralamanın Yeniden Düzenlenmesine; Bastırılarak Dağıtılan (11/44) Esas Numaralı Gensoru Önergesi'nin 12 Şubat 2015 Perşembe Günkü Gündemin "özel Gündemde Yer Alacak İşler" Kısmına Alınmasına Ve Anayasa'nın 99'uncu Maddesi Gereğince Gündeme Alınıp Alınmayacağı Hususundaki Görüşmelerin Bu Birleşimde Yapılmasına; 685 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı'nın İç Tüzük'ün 91'inci Maddesine Göre Temel Kanun Olarak Bölümler Hâlinde Görüşülmesine İlişkin
Yasama Yılı:5
Birleşim:53
Tarih:10/02/2015


AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan (11/44) esas numaralı Gensoru Önergesi'nin 12 Şubat 2015 Perşembe günkü gündemin "Özel Gündemde Yer alacak İşler" kısmına alınmasına ve Anayasa'nın 99'uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin bu birleşimde yapılmasına; 685 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün program değişmeseydi, Hükûmetin "iç güvenlik" adını verdiği yasa teklifini görüşecektik.

İç güvenlik yasa teklifi geçen hafta Genel Kurul gündemine gelecekti, bu haftaya ertelendi, bu haftadan da önümüzdeki haftaya ertelendi. Sayın Başbakanın bugünkü açıklamalarına bakılırsa, önümüzdeki hafta bu teklifi yasalaştırma yönünde bir kararlılık olduğu anlaşılıyor. Sayın Başbakan bir öneride bulunuyor: "Muhalefet partilerinin eğer bu yasa teklifine ilişkin önerileri varsa getirsinler, değerlendirelim, görüşelim." Evet, ben buradan Sayın Başbakana hemen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun iç güvenlik yasa teklifiyle ilgili önerisini yapıyorum: Sayın Başbakan, bu yasayı Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminden çekin, bir daha bunu getirmeyin. Bunun adı iç güvenlik, gerçekte iç barışa, iç güvenliğe hizmet eden değil, iç güvenliğin, iç barışın altına tahrip kalıbı yerleştiren, onu ortadan kaldıran, onu patlatacak olan bir yasadır. Hiçbir demokratik ülkede, hiçbir gelişmiş ülkede olmayacak düzenlemeler bu yasa teklifinin içerisine "iç güvenlik" adı altında yerleştirilmiştir. "Molotofkokteyli" deniliyor, "sapan" deniliyor, "taş" deniliyor, etrafı yakan yıkan insanlardan söz ediliyor ve devletin güvenlik güçlerinin, molotofla etrafı yakıp yıkanlara karşı güçlü olması gerektiği, teröre karşı devletin güçlü olması gerektiği gibi bir savunmanın arkasına saklanılıyor. Bu tamamen yanıltıcı. Özgürlükleri baskı altına almak suretiyle güvenliğini sağlamış olan hiçbir ülke yoktur. Bu, işin birinci yanı.

İkinci yanı, sanki molotofkokteylini kullanmanın, onu atarak etrafı yakmanın yıkmanın, kamu malına zarar vermenin şu anda yasalarımızda hiçbir cezası yokmuş gibi. Hayır, molotofkokteyli atarak bir tarafı yakıyorsanız, yıkıyorsanız, kamu malına zarar veriyorsanız bunun cezası dört yıldan on yedi buçuk yıla kadar çıkıyor. Böyle bir şey yok. Taşla, sopayla kamu malına zarar veriyorsanız, birisini öldürüyorsanız, yaralıyorsanız bunlar aynen silah gibi ceza görür.

Kimse kimseyi yanıltmasın, bu yasanın tek bir amacı var, Gezi benzeri bir protesto hareketi bir daha Türkiye'de olmasın. Bunu da kamu gücünü kullanarak, kamunun tekelinde olan şiddeti kullanmak suretiyle önleyelim. Bir daha meydanlarda, Taksim Meydanı'nda, bir başka meydanda kalabalıklar toplanmasın, toplanırsa bunu kamu gücünü kullanmak suretiyle dağıtalım. Bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne bir gencimiz cebinde bir sapanla katılırsa, diyelim ki bir sapanı cebine koydu, oraya katıldı. Sapan kullanmayı, sapanla taş atmayı, bilye atmayı masum gösteren bir değerlendirmenin içerisine girmek istemiyorum ama oraya bir sapanla katılmak ile sokakta ruhsatsız bir silahla dolaşmak arasında ceza yönünde sapanın aleyhine bir düzenleme yaparsanız bunun dengeli bir yasa olduğundan hiçbir şekilde söz edemezsiniz.

İktidarlar, iktidarda kalma süresi uzadıkça otoriterleşirler. Bu, siyaset biliminin çok temel bir kuralıdır. İktidar süresi uzadıkça güç kullanma eğilimi artar, güç kullanma eğilimi arttıkça iktidar otoriterleşir ama iktidarlar otoriterleştikçe karşısındaki kitlenin tepkisi artmaya başlar. Bunu Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç çok güzel bir şekilde ifade etti. "Eskiden sokağa çıktığımızda bize oy veren kitlenin sevgisi yanında bize oy vermemekle birlikte, bize muhalif olmakla birlikte o kitlelerin bize en azından bir saygısı vardı ama şimdi bize oy vermeyen kitlelerin saygısı değil nefreti var. Bu nefret böyle oldukça, bu nefret arttıkça ülke yönetilemez hâle gelir." On iki yıllık AKP iktidarının on üçüncü yılında Sayın Bülent Arınç'ın yapmış olduğu teşhis budur. İktidar otoriterleşmiştir, iktidar nefret söylemini, kutuplaştırma söylemini kullanıyor ve bu nefret, kutuplaştırma söylemi tepkiyi tetikliyor. İşte Gezi'de meydana gelen tepkinin, protestonun temel nedeni budur; iktidarın baskıcı, otoriter bir dil kullanmasıdır.

Ünlü bir Alman Hukukçusu vardır Carl Schmitt, kamu hukukçusu, siyaset bilimcisi, Nazi dönemi hukukçusudur, "Siyasi İlahiyat" isimli bir kitabı vardır, şöyle bir değerlendirme yapar: "Siyaset biliminin, devlet teorisinin temel kavramları dünyevileştirilmiş ilahiyat kavramlarıdır. Eskiden her şeye kadir Tanrı vardı, şimdi her şeye kadir kanun koyucu vardır." Yani yasama organındaki çoğunluk gücünün otoriter bir anlayışla kullanılmasını bir mecazla ifade ediyor, onu ilahiyat kavramlarıyla özdeşleştiriyor. Bugün Türkiye'de siyasi ilahiyat kavramlarıyla bile izah edilemeyecek ilahiyatın sınırlarında dolaşarak, oradan otoriter bir iktidar dili devşirip bunu günlük hayata uygulamaya çalışan bir iktidar var.

İnsanlık tarihi, insan hak ve özgürlüklerinin de tarihidir değerli arkadaşlar. 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi'nin 16'ncı maddesi insan hakları ve özgürlükler konusunda çok temel bir kuralı ifade eder. Kuvvetler ayrılığının bulunmadığı, hakların güvence altında olmadığı toplumlarda anayasa yoktur. Şeklen bir anayasanız olabilir, bu anayasanızda kuvvetler ayrılığı kuralı yer almış olabilir ama yaptığınız düzenlemelerle kuvvetler ayrılığını yok ediyorsanız, insan hak ve özgürlüklerine devletin müdahale etme yetkisini, gücünü artırıyorsanız, böyle bir yetkiyi, daha doğrusu, devlete veriyorsanız, o toplumda anayasa yoktur. Eğer iç güvenlik yasası haftaya yasalaşmış olur ise, iktidar partisi bu tutumunu devam ettirir ise, o teklifin yasalaşmasıyla birlikte Türkiye'de Anayasa rafa kaldırılmış olacaktır. Anayasal bir darbedir bu, Anayasa'ya Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanun yoluyla bir darbe yapılmasıdır.

Değerli arkadaşlar, anayasaların temel özelliği insan hak ve özgürlüklerini güvence altına almasıdır. Anayasalar sadece devletin kuruluşunu gösteren metinler değildir. Yasama, yürütme, yargı organları, bunların arasındaki ilişkileri düzenleyen metinler değildir. Başlangıçta öyleydi ama artık "çağdaş anayasa" dediğimizde özgürlükleri devlete karşı koruyan, onları devlete karşı güvence altına alan anayasa demektir. Çünkü özgürlükleri koruması gereken devlet, aynı zamanda özgürlüklere müdahale edebilecek en büyük güçtür. Dolayısıyla özgürlük, son tahlilde, devletin sınırlandırmalarından, devletin baskılarından özgürlüktür.

İç güvenlik yasası, hiçbir demokratik ülkede olmadığı bir şekilde, kolluk kuvvetlerine, kolluk amirine, emniyet amirine, polis amirine, jandarma alay komutanına yirmi dört saatten kırk sekiz saate kadar göz altına alma yetkisi vermektedir. Bir sıkıyönetim düzenlemesi bu yasanın içerisine yerleştirilmiştir. Valilerin kararlarına karşı hareket edilmesi otomatik olarak cezayı gerektiren, hapis cezasını gerektiren bir fiildir. Bir toplantıya katılmak başlı başına bir suça dönüşebilecek bir eylem hâlinde bu yasada düzenlenmiştir.

Değerli milletvekilleri, hem Hükûmete hem Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna, iktidar partisine bu yasayı Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirmemelerini tavsiye ediyorum. Bu yasada, bu teklifte ısrar etmeyin. Bunu şeklen çıkarabilirsiniz ama çıkarmış olsanız dahi özgürlük sonunda mutlaka kazanacaktır. (CHP sıralarından alkışlar) Özgürlüğü hiçbir şekilde kısıtlayamayacaksınız, baskı altına alamayacaksınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)