Konu:Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Yasama Yılı:5
Birleşim:46
Tarih:22/01/2015


Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bölümle ilgili değerlendirmeme geçmeden önce, dün Kayseri'de görülen rahmetli Ali İsmail Korkmaz davasına ilişkin birkaç görüşümü, değerlendirmemi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Her şeyden önce şunu ifade edeyim ki dün mahkemenin vermiş olduğu karar kamu vicdanına oturmamıştır. Basına bakıldığında, yorumlara bakıldığında ya da vatandaşla konuşulduğunda bu cezanın gerçekte işlenen suçların karşılığı olduğunu söylemek mümkün değildir. Üzücü olan birkaç olayı da söylemek istiyorum.

Ali İsmail Korkmaz, Gezi olayları nedeniyle o protestolar çerçevesinde hayatını kaybetmiş, hayatına kastedilmiş, katledilmiş olan bir gencimizdir. Bu davanın sanıklarından birisi, bir polis şöyle bir değerlendirmede bulunmuş, şöyle bir savunmada bulunmuş mahkemede, cümlesi aynen şöyle: "Gezi darbe girişimidir. Halkın malına canına kastetmişlerdir. Gerçek katil varsa o çocukları sokağa çıkaranlardır." Bu, son derece önemli bir cümle; elbette, yargılanan kişiler savunma kapsamında her türlü açıklamayı, her türlü değerlendirmeyi yapabilirler. Anayasa'nın 138'inci maddesi çerçevesinde, yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili olarak, savunmayla ilgili olarak bizim burada herhangi bir değerlendirme veya yorum yapmamız söz konusu değil. Ancak, bir polisin olaya bakış açısının ne olduğunu ve o günlerdeki iklimin ne olduğunu hatırlamak açısından bu beyan son derece önemlidir. Hatırlayacaksınız dönemin Başbakanı Sayın Erdoğan "Polise emri ben verdim ve Gezi, bir darbe girişimidir." dedi. Yani bu polis "Ben Sayın Başbakanın, zamanın Başbakanının bu açıklaması çerçevesinde Gezi'yi bir darbe girişimi olarak aldım ve yine Sayın Başbakanın talimatı çerçevesinde hareket ettim." demek istemektedir. Bu kadar vahim günler yaşayan bir ülkedeyiz ve toplumun vicdanına oturmayan, o vicdanı kanatan bir karar söz konusu olmuştur. Elbette yargı süreci bitmemiştir ama bu üzüntümü, acımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bir tasarıyı görüşüyoruz. Bu tasarıda özlük haklarına ilişkin düzenlemeler de var. Bu vesileyle bir konuyu Sayın Millî Savunma Bakanının ve Hükûmetin dikkatine sunmak istiyorum. Konu şudur: Bugüne kadar Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri "Darbe mağdurlarının mağduriyetini gideriyoruz." başlığı altında birçok yasa çıkardı, listesini çıkardım, hepsi burada. Toplam 4 yasa çıkarmıştır Hükûmet bu konuda. Birincisi: 22/6/2006 tarihli 5525 sayılı Yasa. İkincisi: 4 Temmuz 2012 tarihli ve 6353 sayılı Yasa. Üçüncüsü: 21 Temmuz 2013 tarihli ve 6495 sayılı Yasa. Dördüncüsü de 28/8/1999 tarihli ve 4445 sayılı Yasa kapsamındaki birtakım disiplin cezalarına ilişkin olarak yeniden düzenlenen bir yasa. Bu yasaların hepsinin ortak özelliği, ana özelliği 28 Şubat mağdurlarının haklarının iade edilmesidir, ağırlık budur. Şimdi, Hükûmet darbe deyince, darbe teşebbüsü deyince, darbe girişimi deyince aklına sadece 28 Şubatı getiriyor, aklında sadece bu var. Türkiye'de 27 Mayıs yaşandı, 12 Mart yaşandı, 12 Eylül yaşandı, 21 Mayıs var, 22 Şubatlar var, bütün bunlar bir kenara atılıyor; 28 Şubat sonrasında kim memuriyetten atıldı, kim disiplin cezasıyla memuriyetten çıkarıldı, kimin hakkı ihlal edildi, bütün bunların hakları birer birer iade edildi. Elbette o memurlar da, o uygulamadan, 28 Şubattan mağdur olanlar da bizim vatandaşlarımızdır. Hiç kuşku yok, onların mağduriyetinin giderilmesi devlet olmanın gereğidir, devletin görevidir, bunda herhangi bir tartışma yok ama sıra 12 Mart mağdurlarına, 12 Eylül mağdurlarına, diğer darbelerin mağdurlarına gelince Hükûmet bu konuda adım atmıyor. Bu kürsüden bunları birçok kez konuştuk. Düzenlenen yasalar, çıkarılan yasalar bu kişilerin memuriyete iadesi, işe iadesi, artı, memuriyetten ayrı kaldıkları süreler için emekli keseneklerinin, sigorta primlerinin ve bunların devlete düşen, kurumlara düşen karşılıklarının devlet tarafından ödenmesi, bütün bunları kapsamına aldı ve ödemeleri yaptı. Ama bir yandan idari yargıya kapalı olan birtakım işlemler nedeniyle görevi sona erdirilenler var, bunların küçük bir bölümü döndü ama bunların yaklaşık 3 bini dönebilmiş değildir. Ya da bakan onayıyla görevi sona erdirilenler var. Bu görevi sona erdirilen kişiler çeşitli nedenlerle idari yargıya başvurmamış veya başvurmamış veya başvuramamış; Türkiye'nin iklimi o günlerde ona uygun değil, görevi sona erdirilenlerin bu işlemlerle ilgili yargı yolunun açık olduğuna ilişkin bilgileri yok. Birçok konu var bu şekilde. Bütçe konuşmasında, burada, Başbakan Sayın Davutoğlu Cumhuriyet Halk Partisine yönelik bir darbeci suçlamasında bulundu. Ben burada çıktım, bütçe konuşmasında bir konuyu açıkladım. O da şu: Sayın Başbakan siz Cumhuriyet Halk Partisine darbeci suçlamasını yaptınız. Biz bütün darbeleri reddediyoruz. Ama, siz darbeleri reddederken bile -bir açık hava toplantısında, mitingde- darbeleri sayarken 12 Eylülü saymıyorsunuz dahi. Ve sıra darbe mağdurlarının haklarının iadesine gelince, bundan da sadece 28 Şubatı anlıyorsunuz, 28 Şubat sonrasında kimin işine son verilmişse onların haklarının iadesini anlıyorsunuz. Eğer siz gerçekten darbelere karşıysanız darbelerin bütün olumsuz sonuçlarını, darbelerden mağdur olan kişiler, memurlar, çalışanlar, kimler varsa bütün bunların yaşadığı mağduriyeti gidermek zorundasınız. Darbelere karşı olmak budur. Ama, şu ana kadar Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri darbeler arasında ayrım yapan bir politika izlemişlerdir. Yani, hangi darbeler bizim tabanımıza zarar vermiştir, hangi darbeler bizim tabanımıza zarar vermemiştir? Bu ayrım yapılmıştır. Sizin tabanınıza zarar vermediğinizi düşündüğünüz darbelerin sonuçlarını, o darbelerden mağdur olan kişilerin haklarını iade veya bu olumsuz sonuçları giderme konusunda hiçbir adım atmadınız. Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuda kanun teklifi var. Gelin, bu kanun teklifini yasalaştıralım. "Hayır, o kanun teklifini biz doğru bulmuyoruz, biz başka bir düzenleme yapacağız." diyorsanız Sayın Bakan gelin, bunu açıklayın; getirin, sizin getirdiğiniz kanunu biz destekleyelim, çıkaralım. Ama, böyle ikili oynamak yok. Meydanlarda "Darbelere karşıyım." diyeceksiniz, buraya geleceksiniz, yasa çıkarırken diğer bütün darbelerin sonuçlarını görmezlikten geleceksiniz.

Güvenlik soruşturması mağdurları vardır bu ülkede. 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uygulamasının mağdurları vardır. Görevlerine 28 Şubat değil, daha başka diğer saydığım darbeler sonrasında son verilenler vardır. Yargı yolu kapalı olmuş olanlar vardır. Yargıda hakkını arayamamış olanlar vardır. Bütün bunları kül hâlinde değerlendirip bir yasayı çıkarmak gerekir.

Zamanım bitiyor... Kumpas mağdurlarının haklarının iadesi konusunda da bir kanun teklifimiz var. Türkiye, Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davalarını yaşadı. Burada Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Türkiye'nin çok değerli insanlarının hakları gasbedildi, unvanları gasbedildi, hayatları çalındı. Bunların şimdi serbest bırakılmış olması, özgürlüğüne kavuşmuş olması yeterli değil. Bunların haklarını iade etmek de devletin görevidir. Bu konudaki kanun teklifimiz de Türkiye Büyük Millet Meclisinde bekliyor; gelin, bunları yasalaştıralım. Bu dönem sona ermeden bu hakları iade edelim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)